…Ve Destekleyen Faktörler!

AB ekonomisinde büyümenin 2018 ve 2019’da güçlü bir şekilde devam etmesi ve bunun istihdamı desteklemesi bekleniyor. Bununla birlikte önümüzdeki dönemde risklerin artması gündemde. Ekonomi artan ve daha olumsuz hale gelen dış kaynaklı risk faktörlerine daha açık görünüyor. Görünümü en olumsuz etkileyebilecek riskin küresel korumacılık olduğu belirtiliyor Bu nedenle ekonominin daha dayanıklı hale getirilmesi amacıyla zamanın iyi kullanılması mühim. Bunun için mali tamponların oluşturulması, üretim ve yatırımların artırılması amacıyla ekonominin reforme edilmesi ve büyüme modelinin daha kapsayıcı hale getirilmesi gerekiyor. Bu aynı zamanda EPB’nin de güçlendirilmesi anlamına geliyor.

Avrupa ekonomisine ve ulusal bütçelerin büyüklüğüne kıyasla mütevazı büyüklükteki AB’nin ortak bütçesi ile genel olarak ulusal düzeyde yapılacak kamu harcamalarıyla elde edilmesi pek mümkün olmayan etkilerin merkezi bir biçimde hayata geçirilmesi ve böylelikle gerçek bir Avrupa katma değerinin yaratılması amaçlanıyor. Birliğin yarattığı dayanışma ve bütünlük kültürü sayesinde bu katma değer, Avrupa’daki en iyi araştırmacıları bir araya getiren inovasyon projelerinden, dijital dönüşümü ve Tek Pazar’ı destekleyecek altyapı yatırımlarına, Birliğin bütünlüğünün korunması ve Avrupalıların güvenliğinin sağlanması için gerekli araçların koordineli bir şekilde sağlanmasından, iklim değişikliği ile mücadeleye kadar her alanda kendini gösteriyor.

Peki, AB’nin bir “Birlik” olarak daha hızlı hareket etmesi için neler gerekiyor?

***

AB’de Risklerin Ortasında Devam Eden Büyüme

Sema_Gençay_Çapanoğlu

©Sema Gençay Çapanoğlu

2017’de büyüme, AB ve Avro Alanı’nda beklentilerin üzerinde geçekleşerek, yüzde 2,4 ile son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Yüksek güven endeksi, küresel büyümedeki artış, düşük finansman maliyetleri, özel sektör bilançolarında ve iş gücü piyasalarında görülen iyileşme büyümeyi destekleyen faktörlerin başında geldi. Bütün üye ülkelere yayılan büyümenin 2018’de de gücünü sürdürmesi ve 2019’da hafifçe azalarak, AB’de yüzde 2,3 ve Avro Alanı’nda yüzde 2’ye inmesi bekleniyor.   

Daha Yüksek Büyüme, Artan Yatırımlar ve Azalan İşsizlik

İhracat ve yatırımlar artarken, özel tüketim de güçlenmesini sürdürüyor. Azalmaya devam eden işsizlik oranı, kriz öncesi seviyelerde seyrediyor. Güçlü büyüme, kamu açığında daha fazla azalma sağlıyor. Avro Alanı’nda kamu açığının GSYH’ye oranı yüzde 1’in altında seyrediyor ve bu sene üye ülkelerde yüzde 3’ün altına inmesi öngörülüyor.

2017’de büyüme AB’de ve Avro Alanı’nda yüzde 2,4’e ulaştı ve bu ivmede artan tüketici ve iş dünyası güveni, küresel büyümenin güçlenmesi, düşük finansman maliyetleri, özel sektör bilançolarının daha dengeli hale gelmesi ve iş gücü piyasası koşullarının iyileşmesi gibi faktörler etkili oldu. Kısa vadeli göstergeler 2018’in başında ekonomik faaliyetin hafif bir yavaşlama göstereceği beklentisini ortaya koymakla birlikte bu yavaşlamasının geçici olacağı tahmin ediliyor.  Büyümenin devam eden tüketim, güçlü ihracat ve yatırımlar sayesinde 2018’de yüzde 2,3 olması öngörülüyor. 2019’da ise AB’nin ve Avro Alanı’nın yüzde 2 oranında büyümesi bekleniyor.

AB’de devam eden güçlü büyüme, işsizlik oranının da son 10 yılın en düşük seviyesine inmesini sağladı. Azalmaya devam eden işsizlik, kriz öncesi seviyelerinde seyrediyor. AB’de 2017 yılında yüzde 7,6 olan işsizlik oranının 2018’de yüzde 7,1’e ve 2019’da yüzde 6,7’ye düşmesi bekleniyor. Avro Alanı’nda ise 2017’de yüzde 9,1 olan oranın 2018’de yüzde 7,9’a ineceği tahmin ediliyor. Avro Alanı’nda istihdam, avro para biriminin kullanılmaya başlandığı tarihten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Buna karşın iş gücü piyasasında bazı zayıflıklar devam ediyor. Örneğin bazı üye ülkelerde işsizlik oranı hâlen yüksek iken, bazı üye ülkelerde de boş işlerin doldurulmasında sorunlar yaşanıyor.

Tüketici fiyatlarıyla enflasyon 2018’in ilk çeyreğinde zayıflamakla birlikte, petrol fiyatlarında son dönemde görülen artışın da etkisiyle önümüzdeki çeyrekte yükselmesi bekleniyor. Avro Alanı’nda enflasyonun 2018’de 2017’deki yüzde 1,5 seviyesini koruyacağı ve 2019’da yüzde 1,6’ya yükseleceği öngörülüyor. AB’de ise benzer biçimde 2018’de yüzde 1,7’den 2019’da yüzde 1,8’e yükseleceği tahmin ediliyor.

Bütçe Açığında Nihayet Karşılanan Maastricht Kriteri

Avro Alanı’nda kamu açığının GSYH’ye ve kamu borcunun GSYH’ye oranları, güçlü büyüme ve düşük faiz oranlarının etkisiyle 2017 yılında azalış gösterdi. Üye ülke bütçeleri de azalan sosyal yardım ödemelerinden ve iyileşen iş gücü piyasası koşullarından olumlu etkilendi. 2018 yılında EPB’nin başlangıcından bu yana ilk defa bütün Üye Devletler, Maastricht kriteri sınır değeri olan GSYH’nin yüzde 3’ünden daha az bütçe açığı vermeyi başardı. Avro Alanı’nda kamu açığının GSYH’ye oranının 2018’de yüzde 0,7 ve 2019’da yüzde 0,6 olması beklenmekte. AB’de ise söz konusu oranın 2018 ve 2019’da yüzde 0,8 olarak gerçekleşeceği öngörülüyor. Kamu borcunun GSYH’ye oranının ise Avro Alanı’nda 2018’de yüzde 84,1 ve 2019’da yüzde 86,5 olacağı tahminler arasında.

AB’de büyüme artmakla birlikte son göstergeler, yakın dönemde büyümenin beklentilerin üzerinde gerçekleşme ihtimalini azalttı. Genel görünüme ilişkin riskler de arttı. Bu riskler büyük oranda dış faktörlerden kaynaklanıyor. Özellikle son aylarda finansal piyasalardaki dalgalanmaların gelecek dönemde daha sıklıkla görüleceği beklentisi, belirsizliğin artmasına yol açıyor. ABD’de mali teşviklerin kısa vadede büyümeyi artırmasının ekonomide aşırı ısınma riskine ve faiz oranlarının beklenenden daha fazla yükselmesine yol açacağı tahmin ediliyor. Bunun yanı sıra küresel ticarette korumacılığın tırmanması ve bunun dünya ekonomisini olumsuz etkileme riski mevcut. Bütün bu riskler birbiriyle bağlantılı görünüyor ve gerçekleşmeleri halinde Avro Alanı’nın bundan olumsuz etkilenmesi söz konusu.

Büyüme ve Riskler Devam Ederken Yapılması Gerekenler

AB ekonomisinde genişlemenin 2018 ve 2019’da güçlü bir şekilde devam etmesi ve bunun istihdamı desteklemesi bekleniyor. Bununla birlikte önümüzdeki dönemde risklerin artması gündemde. Ekonomi artan ve daha olumsuz hale gelen dış kaynaklı risk faktörlerine daha açık görünüyor. Görünümü en olumsuz etkileyebilecek riskin küresel korumacılık olduğu belirtiliyor Bu nedenle ekonominin daha dayanıklı hale getirilmesi amacıyla zamanın iyi kullanılması mühim. Bunun için mali tamponların oluşturulması, üretim ve yatırımların artırılması amacıyla ekonominin reforme edilmesi ve büyüme modelinin daha kapsayıcı hale getirilmesi gerekiyor. Bu aynı zamanda EPB’nin de güçlendirilmesi anlamına geliyor.

 

Şekil: Temel Ekonomik Verilere İlişkin Tahminler

* * *

Tartışmalı Yeni AB Bütçesi

©Emre Sakızlı

Ulusal bütçelerden farklı olarak bütçe açığı verme şansı ve borçlanma kapasitesi bulunmayan Birlik, kendi harcamalarını öz kaynakları ile finanse etmek durumunda. Bu cari denge zorunluluğu, Birlik harcamalarının ortak bir AB vergisi olmaksızın büyük oranda Üye Devletlerden elde edilen gelirler ile finanse edilmesine sebep oluyor. 1970 Lüksemburg Antlaşması ile tanımlanan AB’nin özkaynakları; ülkelerin GSMH’si ile orantılı katkılar, KDV temelli katkılar ve AB sınırlarında toplanan gümrük vergilerinden (tahsilat giderlerinin karşılanması için yüzde 20’sinin üye ülkeye verilmesinden sonraki toplam gümrük vergileri) oluşuyor. Tahmin edileceği gibi küreselleşme ve serbest ticaret anlayışının yaygınlaşmasıyla beraber, KDV ve gümrük vergisi katkılarının Birlik özkaynakları içindeki payı yıllar içinde azalırken, Üye Devletlerin göreceli ödeme kabiliyetinin iyi bir yanısması olarak nitelendirilen GSMH ile orantılı katkıların hem payı hem de etkisi artmış durumda. Bu ana kalemlere ek olarak Avrupalı çalışanların maaşlarından kesilen vergiler, AB dışındaki ülkelerin Birliğin belirli programlarına yaptığı katkılar ve rekabet kurallarını çiğneyen şirketlere kesilen cezalar da Birliğin bütçesine kaynak sağlıyor.

Denetimi Lüksemburg merkezli Avrupa Sayıştayı tarafından gerçekleştirilen AB bütçesi, uzun yıllardır AB GSMH’sinin yaklaşık yüzde 1’ine ve toplam kamu harcamalarının yüzde 2’sine tekabül ediyor. Genel olarak beş ila yedi yıllık dönemler halinde kurgulanan AB bütçesi bugüne kadar aşağıdaki amaçlar için kullandı:

1988-1992 yıllarında Birinci Delor Paketi adıyla Tek Pazar’ın tesisi ve Ar-Ge çalışmalarının teşviki;

1993-1999 yıllarında İkinci Delor Paketi kapsamında sosyal politika ile uyum politikalarının genişletilmesi ve Avro Alanı’nın oluşturulması;

2000-2006 yıllarınında Ajanda 2000 hedefi ile Birliğin genişlemesi;

2007-2013 yıllarında sürdürülebilir büyümenin artırılması ve rekabetin güçlendirilmesi vasıtasıyla daha fazla istihdam yaratılması;

Mevcut 2014-2020 planı ile akıllı, sürüdürülebilir ve kapsayıcı büyümeyle Avrupa 2020 Statejisi’nin gerçekleştirilmesi.

Şekil: AB Bütçesinin Birliğin GSMH’sine Oranı (%)

Avrupa ekonomisine ve ulusal bütçelerin büyüklüğüne kıyasla mütevazı büyüklükteki AB’nin ortak bütçesi ile genel olarak ulusal düzeyde yapılacak kamu harcamalarıyla elde edilmesi pek mümkün olmayan etkilerin merkezi bir biçimde hayata geçirilmesi ve böylelikle gerçek bir Avrupa katma değerinin yaratılması amaçlanıyor. Birliğin yarattığı dayanışma ve bütünlük kültürü sayesinde bu katma değer, Avrupa’daki en iyi araştırmacıları bir araya getiren inovasyon projelerinden, dijital dönüşümü ve Tek Pazar’ı destekleyecek altyapı yatırımlarına, Birliğin bütünlüğünün korunması ve Avrupalıların güvenliğinin sağlanması için gerekli araçların koordineli bir şekilde sağlanmasından, iklim değişikliği ile mücadeleye kadar her alanda kendini gösteriyor.

Çok Yıllı Mali Çerçeve olarak adlandırılan uzun vadeli AB bütçesi, bir yandan Birliğin yıllık mali kaynaklarını kullanmak için istikrarlı bir çerçeve sunarken, diğer yandan AB ödenekleri kapsamında harcama öncelikleri ve farklı kategoriler için yıllık azami miktarlar belirliyor. Bu sayede, bütçe disipliniyle kaynakların politik öncelikler doğrultusunda etkili şekilde kullanılması sağlanıyor.

Avrupa Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker’in 2016 yılında Birliğin Durumu konuşmasında açıkladığı ve 27 AB liderinin Bratislava’da ve 2017 Roma Deklarasyonu ile onayladığı politik öncelikler doğrultusunda hazırlanan 2020 sonrası bütçe ile Birleşik Krallık’ın ayrılması ile artan bölünmelerin üstesinden gelmesi ve Birliği daha güçlü ve demokratik bir yapıya dönüştürmesi amaçlanıyor. En basit örnekle Birleşik Krallık’a hibe edilen geri ödemelerin (rebate) ve diğer Üye Devletlerin bunun finansmanına katkılarının kaldırılmasının, Birlik bütçesindeki gelir tarafını radikal bir şekilde basitleştireceği ve daha şeffaf hale getireceği öngörülüyor.

Bütçenin Tadilatı: Yeni Harcama ve Kaynak Yaratma Planı

Birliği daha da bütünleştirmek ve tek hedefle hareket etmek amacıyla Komisyon, hâlihazırdaki program sayısını üçte birine düşürmeyi teklif ediyor. Şu an 58 olan program sayısını 37’ye çekerek, parçalanmış fon kaynaklarını yeni bütünleşmiş programlarla bir araya getirmeyi hedeflerken, az olan kaynakların en verimli şekilde kullanılması öngörülüyor. Örneğin, yeni yaratılan InvestEU Fonu ile AB genelinde stratejik yatırımları destekleyen merkezi finansal araçların, tek bir program altında toplanması amaçlanıyor. Avrupa piyasasındaki bölünmüş 40 finansal araç ile merkezi olarak yönetilen üç bütçe teminatı göz önüne alındığında, bu araçların daha geniş kullanımının yatırımları daha verimli hale getirmesi bekleniyor. Birleştirilen programlardan ikisi diğerlerinden daha çok öne çıkıyor. Bunlardan ilki genel bütçesi 25 milyar avro olan ve Avrupa Sömestri kapsamında öncelikli reformların uygulanması için Üye Devletlere mali ve teknik destek sağlayacak Reform Destek Programı. Diğeri ise büyük ekonomik şoklar karşısında piyasanın ve yatırımların korunmasını kolaylaştırmayı amaçlayan ve üye ülkelere 30 milyar avroya kadar dönüşümlü krediler sağlayacak Avrupa Yatırım İstikrar Fonksiyonu. Komisyon bu iki yenilenmiş finansal araç sayesinde kriz yönetimi zamanlarında mali esnekliği sağlamayı amaçlıyor.

Programların sayısının azalmasıyla fonların daha merkezi ve toplu bir biçimde kullanılması, bekleneceği üzere bazı önemli alanlarda fonların artırılmasını gün yüzüne çıkarıyor. 2018 fiyatlarıyla ve yıllık ortalama yüzde 2 enflasyon tahminiyle, toplam AB GSMH’sinin yüzde 1,1’ine tekabül eden bin 135 milyar avro hacimli 2021-2027 çok yılıı AB bütçesindeki yenilikler şu şekilde:

Dijital dönüşüm ve şebekelere yapılan yatırımların dokuz kat artırılarak, 12 milyar avroya ulaşması;

ERASMUS+ ve Avrupa Dayanışma Gönüllüleri programlarına iki kat daha fazla fon sağlanması (sırasıyla 30 milyar avro ve 1,3 milyar avro);

Dış sınır yönetimi, göç ve iltica konularındaki harcamaların yaklaşık üç katına çıkarılması (yaklaşık 33 milyar avro);

Ar-Ge yatırımlarının yüzde 50 artırılarak, Ufuk Programı ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (European Atomic Energy Community) gibi kurumlara 100 milyar avro daha ayrılması;

Güvenlik yatırımlarının yüzde 40 artırılarak 4,8 milyar avroya çıkarılması ve 13 milyar avroluk yeni savunma fonu ile 6,5 milyar avroluk Trans-Avrupa Ağları Finansman Aracı sayesinde askeri hareket kabiliyetinin artırılması;

Dış eylem fonunun güçlendirilerek 120 milyar avroya çıkarılması.

Bu yeni programların ve fonların daha etkili şekilde harcanabilmesi için yapılan reformların hepsinin AB bütçesi üzerinde bir maliyet yaratacağı aşikâr. Komisyonun sunduğu taslakta yeni harcama kalemlerinin karşılanması için ilk olarak en yüksek harcamanın olduğu Ortak Tarım Politikası (Common Agricultural Policy – CAP) ve Uyum Politikası (Cohesion Policy) için sağlanan fonların yaklaşık yüzde 5 azaltılması öngörülüyor. Ayrıca Uyum Politikası’nın yapısal reformların desteklenmesi ve göçmenlerin uzun vadede entegrasyonu hususlarında daha fazla rol oynaması hedefleniyor. Ek olarak Afrika, Karayipler ve Pasifik ülkelerinde kalkınma politikasını finanse eden ve 2014-2020 döneminde 30 milyar avro tutarına çıkan Avrupa Kalkınma Fonu’nun, Birliğin bütçesine entegre edileceği belirtiliyor.

Programların ve politikaların yenilenmesi ve fonların birleştirilmesi vasıtasıyla uzun vadeli bütçeye sağlanması öngörülen yeni finansmanın yanı sıra Komisyon, mevcut KDV temelli kaynakların basitleştirilmesini ve yeni bir özkaynak sepetinin tanıtılmasını hayata geçiriyor. Bu sepetle Emisyon Ticaret Sistemi’nden (ETS) elde edilen gelirlerin yüzde 20’sinin, Ortak Konsolide Kurumlar Vergisi matrahının yüzde 3’lük kısmının ve Üye Devletlerdeki geri dönüşümü yapılmamış plastik ambalaj atığı miktarı üzerinden hesaplanacak katkının (kilogram başına 0,8 avro) AB bütçesine aktarılmasının, yıllık 22 milyar avroya kadar ek kaynak sağlaması bekleniyor. Komisyon ayrıca gümrük vergileri hususunda uygulanan tahsilat giderlerinin karşılanması için yüzde 20 olan üye ülkeye verilme oranını yüzde 10’a düşürmeyi planladığını açıklarken, bütün Üye Devletlere yapılan geri ödemelerin de ortadan kaldırılmasını öneriyor.

Bütün bu yeni şartların tanımı ve hayata geçirilmesi her ülkede eşit şekilde uygulanacak gibi dursa da önerilen bütçede en tartışmalı yenilik, AB’nin sağladığı fonlar ile hukukun üstünlüğü şartı arasında kurulan denetim mekanizması. Bu mekanizmaya göre üye ülkelerin hukukun üstünlüğü konusundaki eksiklikleri veya gerilemeleri AB fonlarına erişimlerini durdurabilecek, azaltabilecek veya tamamen kesebilecek. Komisyon bu değişiklikle, hukukun üstünlüğünün kaybedilmesi sonucu yaşanacak finansal risklerin AB bütçesini etkilememesini amaçlasa da bazı AB ülkeleri bu subjektif tanımlamanın politik bir silah olarak kullanılabileceğini düşünüyor.

Üye Ülkelerin Bütçe Değerlendirmeleri ve Mevcut Süreç

Macaristan, AB’deki gelir eşitsizliğinin azalması için Birliğin fonlarından en çok yararlanan ülkelerden bir tanesi. Komisyonun verilerine göre, bu fonlar 2015-2017 döneminde Macaristan’daki kamu yatırımlarının yüzde 55’inden fazlasını oluşturuyordu. Macaristan’ın hukukun üstünlüğü şartından en derin şekilde etkilenecek ülke olmasını, ülkenin başbakanının “Fonların nasıl harcanacağını belirlemek için öznel ölçütler kullanılmamalıdır” tepkisi açıkça gösteriyor.

Diğer yandan özellikle Batı Avrupa’daki çiftçiler ve bölgesel liderler, CAP ve Uyum Politikası’ndaki kesintilerden en çok etkilenecek taraflar olarak karşımıza çıkıyor. Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi Başkanı Stefano Bonaccini, 2018 fiyatları temelinde bile bu kesintilerin yerel ve bölgesel yönetimler için 41 milyar avroluk bir zarara tekabül ettiğini belirtiyor. Buna karşın Komisyonun Tarım ve Kırsal Kalkınmadan Sorumlu Üyesi Phil Hogan’ın, Baltık çiftçilerinin yüzde 13,6’lık bir sübvansiyon artışı alacağı söylemi kafaları bir hayli karıştırmış durumda. Avrupa’nın gelişmiş üyelerinden Avusturya, Hollanda, Danimarka ve İsveç’ten gelen eleştiriler ise geri ödemelerin kaldırılması ve katkı paylarının artırılmasıyla küçülen AB bütçesinin neden büyütüldüğü üzerinde yoğunlaşıyor. Bu büyümeden en çok yararlanacak taraflar ise Merck, Pfizer, Airbus ve Thalys gibi AB’nin araştırma programlarını kullanan büyük kurumsal şirketler olacak gibi görünüyor.

Bütçe taslağının hazırlanması sürecinde hem 27 AB lideriyle görüşen hem de yaklaşık 11 bin tane halka açık istişare gerçekleştirerek bu süreci olabildiğince kapsayıcı ve demokratik hale getirmeye çalışan Komisyon, AP ve Konseyin onayını 2019 Parlamento seçimlerinden önce almayı umuyor. Fakat gerçekçi olmak gerekirse, bu kadar köklü değişikliklerin bunca eleştiri gündemdeyken hızlı bir şekilde onaylanması pek mümkün olmayabilir. Yine de hatırlatmak gerekir ki; daha önceki bütçenin altı ay geç onaylanması, uzay programları gibi uzun vadeli yatırımların sekteye uğramasına, Yunanistan’ın mülteci krizine müdahalesi gibi esnek fonların kullanılamamasına ve en önemlisi Avrupalı vatandaşların yaşadığı belirsizliğin artmasına neden olmuştu. Bundan dolayı AB’nin bu sefer bir “Birlik” olarak daha hızlı hareket etmesi gerekiyor.

Reklamlar