«Bahar Uyanışı!»

Türkiye-AB ilişkileri konusunda Almanya’nın topun Türkiye tarafında olduğunu düşündüğünü gösteriyor. Karşılıklı güvenin tazelenmesi Türkiye’nin gerekli reformları hayata geçirmesini kolaylaştıracak unsurların başında geliyor. Öte yandan Türkiye açısından en güçlü siyasi ve ticaret ortaklarından biri olan ve üç milyonun üzerinde Türkiye kökenli vatandaşa ev sahipliği yapan Almanya ile ilişkilerin iyileştirilmesi de büyük önem taşıyor. Neticede Türkiye ile Almanya arasında gerginlik yerine yapıcı ve güçlü bir ilişkinin kurulmasının Türkiye’nin AB sürecine olumlu yansıdığı biliniyor.

Koalisyon anlaşmasında 2017 yılında Almanya ile ikili ilişkilerinde tarihinin belki de en gergin ve sorunlu dönemlerinden birini yaşayan Türkiye’ye de yer veriliyor. Metinde “AB’nin genişlemesinde süratten önce titizliğe önem verileceğine” vurgu yapılıyor. Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri sürecinde hiçbir yeni başlıkta müzakerelerin açılmayacağının ve hiçbir faslın kapatılmayacağının belirtilmesi ise aslında malumun ilanından öte geçmiyor. Bloke edilen fasıllar nedeniyle geriye müzakerelere açılabilecek çok az sayıda faslın kaldığı görülüyor. Müzakere sürecindeki bu tıkanma nedeniyle durağanlaşan Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir ivme katması beklenen ve her iki taraf için de ‘kazan-kazan’ senaryosu olan Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konularda ise ön koşullar yerine getirilmedikçe, Almanya’nın desteğinin alınamayacağı açıkça dile getiriliyor.

© photocredit

***

Almanya için Yeni Dinamik, Avrupa için Yeni Uyanış

Çisel_İleri

Çisel İleri

24 Eylül 2017 tarihinde gerçekleşen federal seçimlerin öncesinde pek çok uzman, Angela Merkel liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birlik’in [Christlich Demokratische Union – CDU] birinci parti olarak ipi göğüsleyeceğini, buna rağmen alacağı oyların tek başına iktidara yetmeyeceğini tahmin ediyordu. Ancak 24 Eylül federal seçimleri sonrasında tahminlerin ötesine geçen iki şey oldu. Birincisi İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’sının o bilinen siyasi düzeni sarsıldı, ‘utangaç seçmen’ sandıkta sürpriz yaptı, Almanya için Alternatif Partisi [Altenative für Deutschland – AfD] kamuoyu araştırmalarının gösterdiğinin çok daha üstünde bir oy alıp üçüncü parti olarak Bundestag [Deutscher Bundestag]’a girdi. Sosyal Demokratlar ise bu seçimlerde sandıkta cezalandırılanlar oldu, partinin başına geçen AP’nin eski başkanı Martin Schulz’un popüleritesi kısa süreli kaldı ve Sosyal Demokrat Parti [Sozialdemokratische Partei Deutchlands- SPD] savaş sonrası dönemdeki en kötü sonucunu aldı. Beklenmeyen ikinci gelişme ise seçim sonrasında başlayan koalisyon görüşmelerinin bu kadar uzun sürmesiydi.

Jamaika Koalisyonu Görüşmelerinin Çökmesi

Kısaca 24 Eylül seçimlerinin sonuçlarını hatırlamak gerekirse, katılım oranı yüzde 76,2 olarak gerçekleşirken, CDU seçimlere birlikte girdiği Hristiyan Sosyal Birlik Partisi [Christlich-Soziale Union in Bayern – CSU]ile birlikte oyların yüzde 33’ünü aldı. Ardından yüzde 20,5 oyla ‘büyük koalisyon’daki ortağı SPD geldi. Üçüncü parti yüzde 12,6 ile AfD olurken, onu yüzde 10,7 ile Hür Demokratlar Partisi, [Freie Demokratische Partei – FDP]yüzde 9,2 ile Sol Parti [Die Linke]ve yüzde 8,9 ile Yeşiller Partisi [Bündnis 90/Die Grünen]izledi.

 

 

Tablo:
Almanya federal seçimlerinin sonuçları
(yüzde)
[Kaynak]

Seçim sonuçları açıklandıktan sonra tarihinin en ağır yenilgisini alan SPD, hükümette yer almayacağını belirtti. Milletin kendisine muhalefet yapma görevini verdiğini söyleyen SPD’nin bu kararının ardından CDU lideri Merkel, FDP ve Yeşiller ile koalisyon görüşmelerine başlandığını açıkladı. Olası koalisyon ortağı partilerin renklerinden dolayı Jamaika adını alan bu koalisyonun görüşmeleri sadece Almanya’nın geleceği değil, Şansölye Merkel’in siyasi kariyerinin devamı için de büyük önem taşıyordu. Ancak partiler arasında özellikle göç, çevre ve AB’nin geleceği konularındaki görüş ayrılıkları aşılamayınca FDP, müzakere masasından kalktı. 20 Kasım 2017 tarihinde kameraların karşısına geçen Şansölye Merkel, Jamaika koalisyonunun kurulamadığını açıkladı. FDP Genel Başkanı Christian Lindner, dört parti arasında ülkenin modernizasyonu konusunda ortak bir düşüncenin ve özellikle güven temelinin oluşturulamadığını söyledi. Bundan sonraki süreç için erken seçim veya azınlık hükümeti seçenekleri değerlendirilmeye başlandı.

Ancak bir yandan Angela Merkel azınlık hükümeti oluşturmayacağını açıklarken, öte yandan Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier yeniden ‘büyük koalisyon’ kurulması için devreye girdi. Steinmeier’in baskısıyla SPD, hükümet ortağı olmama konusunda aldığı kesin karardan dönerken, Parti Genel Başkanı Martin Schulz, koalisyon müzakereleri sonucunda son sözü parti tabanının söyleyeceğini açıkladı.

Yeniden ‘Büyük Koalisyon’ Dönemi

Ocak ayı sonunda başlayan Hristiyan Birlik partileri ve SPD arasındaki koalisyon görüşmeleri sonucunda tarafların 177 sayfalık koalisyon anlaşması üzerinde uzlaşmaya vardığı açıklandı. “Avrupa için yeni bir uyanış, Almanya için yeni bir dinamik, ülkemiz için yeni bir birliktelik” başlığını taşıyan koalisyon anlaşmasının 12 Mart tarihinde imzalanmasının ardından, Bundestag’da 14 Mart tarihinde yapılan oylama sonucunda Angela Merkel dördüncü defa Almanya’nın başbakanı seçildi. Böylece Merkel, Konrad Adenauer ve Helmut Kohl’den sonra en uzun süre başbakanlık yapan üçüncü kişi olarak ismini Almanya tarihine kazıdı.

Yeniden kurulan ‘büyük koalisyon’ hükümetinin koalisyon anlaşmasında en merak edilen başlıklardan biri, mülteciler ve göç konusuydu. Şöyle ki; 24 Eylül seçimlerinde ‘büyük koalisyon’un ortakları Hristiyan Demokratların AfD’ye 980 bin, Sosyal Demokratların ise 470 bin oy kaptırdığı görülüyor. Hristiyan Demokratların eriyen oylarının ve AfD’nin yükselişinin sebebi olarak, Merkel’in mültecilere yönelik izlediği açık kapı politikası gösteriliyor. Nitekim AfD seçmenleri arasında yapılan araştırmalar yüzde 89’unun Merkel’in açık kapı politikasının Alman vatandaşlarının endişelerini göz ardı ettiğini düşünüyor, yüzde 85’i daha güçlü sınır kontrolleri istiyor ve yüzde 82’si 12 yıllık Merkel iktidarının artık sona ermesi gerektiğini düşünüyordu. Koalisyon anlaşmasına göre bundan sonra ülkeye kabul edilecek toplam sığınmacı sayısı yılda 180 ile 220 bin arasında sınırlandırılıyor. Bunun yanında seçim öncesinde askıya alınan geçici koruma statüsündeki mültecilerin aile birleşimi konusunda bu sayının ayda bin kişiyle sınırlandırılmasına karar verildi.

Koalisyon ortaklarının uzlaşmaya vardığı diğer konular arasında; Doğu ve Batı Almanya’nın 1990’da yeniden birleşmesinin ardından, ülkenin doğusunu desteklemek amacıyla çıkarılan özel bir vergi olan dayanışma vergisinin zamanla düşürülmesi, 2022 yılına kadar bir buçuk milyon yeni konut inşa edilmesi (şu anda yılda yalnızca 280 bin konut inşa ediliyor) ve son yıllarda Avrupa çapında yüksek sayıda böcek ölümüne neden olduğu düşünülen glifosatın tarımda kullanımının yasaklanması yer alıyor.

Yeni büyük koalisyonun Bakanlar Kurulu’na bakıldığında, koalisyon ortaklarından SPD’nin altı bakanlık aldığı, buna göre SPD kadrolarından Dışişleri Bakanlığına hâlihazırdaki Adalet Bakanı Heiko Maas’ın, Çalışma Bakanlığına Hubertus Heil’ın, Adalet Bakanlığına mevcut kabinede Aile Bakanı olan Katarina Barley’in, Aile Bakanlığına Franziska Giffey’nin, Maliye Bakanlığına Olaf Scholz’un, Çevre Bakanlığına ise Svenja Schulze’nin getirildiği görülüyor. Kabinenin diğer üyeleri ise şu şekilde: Ursula von der Leyen (CDU) Savunma Bakanı, Jens Spahn (CDU) Sağlık Bakanı, Peter Altmeier (CDU) Ekonomi Bakanı, Julia Klöckner (CDU) Tarım Bakanı, Anja Karliczek (CDU) Eğitim Bakanı, Horst Seehofer (CSU) İçişleri Bakanı, Andreas Scheuer (CSU) Ulaştırma Bakanı, Gerd Müller (CDU) Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı, Annette Widmann-Mauz (CDU) Göç, Mülteciler ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı.

‘Avrupa için Yeni Bir Uyanış’ ve Türkiye Maddesi

Kuşkusuz Almanya’da yeni hükümetin kurulmasını bekleyenler sadece Alman vatandaşları değildi. Hatırlanacağı üzere, Fransa seçimlerinde AB yanlısı Macron’un galibiyetinden sonra AB’nin geleceğinin tartışıldığı bir dönemde yeniden güçlü bir Almanya-Fransa ekseninin oluşturulabileceği konuşuluyordu. Avusturya Başbakanı Kurz’un da dediği gibi; AB, gözlerini dikmiş yeni kurulacak hükümeti bekliyordu. Büyük koalisyon ortaklarının AB’nin geleceği konusunu önceliklerinden biri olarak benimsediği, koalisyon anlaşmasında AB için ayrılan özel bölümde kendisini gösteriyor. Yeni koalisyon hükümeti “Almanya için güçlü ve birlik içerisinde bir Avrupa’nın barış, özgürlük ve refah içeren iyi bir gelecek için en iyi garanti olduğunun” altını çiziyor. Bunun yanında AB’nin kendini yenilemesinin de Fransa ile birlikte çalışarak mümkün olabileceğinin belirtilmesi, beklenen güçlü Almanya-Fransa ekseninin eski kıtaya geri dönebileceğini müjdeler nitelikte. Gerek AB’nin geleceği için model önerileri gerek Brexit sonrası süreç tartışılırken öne çıkan AB bütçesi konusunda koalisyon anlaşmasında yeni hükümetin AB bütçesine daha fazla katkıda bulunacağını belirtmesi dikkat çekici bir diğer nokta.

Koalisyon anlaşmasında 2017 yılında Almanya ile ikili ilişkilerinde tarihinin belki de en gergin ve sorunlu dönemlerinden birini yaşayan Türkiye’ye de yer veriliyor. Metinde “AB’nin genişlemesinde süratten önce titizliğe önem verileceğine” vurgu yapılırken, Almanya’nın Türkiye ile ilişkilerinin çok boyutlu olduğu ifade ediliyor. Anlaşmada Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri sürecinde hiçbir yeni başlıkta müzakerelerin açılmayacağının ve hiçbir faslın kapatılmayacağının belirtilmesi ise aslında malumun ilanından öte geçmiyor. Şöyle ki; Kıbrıs sorunu nedeniyle 2006 yılında alınan Konsey kararı uyarınca zaten Türkiye katılım müzakerelerinde hiçbir faslı geçici olarak kapatamıyordu. Öte yandan bugüne gelindiğinde, bloke edilen fasıllar nedeniyle geriye müzakerelere açılabilecek çok az sayıda faslın kaldığı görülüyor. Müzakere sürecindeki bu tıkanma nedeniyle durağanlaşan Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir ivme katması beklenen ve her iki taraf için de ‘kazan-kazan’ senaryosu olan Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konularda ise ön koşullar yerine getirilmedikçe, Almanya’nın desteğinin alınamayacağı açıkça dile getiriliyor.

Tüm bunlar Türkiye-AB ilişkileri konusunda Almanya’nın topun Türkiye tarafında olduğunu düşündüğünü gösteriyor. Bu noktada Varna’da düzenlenecek Türkiye-AB Zirvesi’nin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Karşılıklı güvenin tazelenmesi Türkiye’nin gerekli reformları hayata geçirmesini kolaylaştıracak unsurların başında geliyor. Nitekim Şansölye Merkel de koalisyon anlaşmasını imzaladığı gün, Türkiye ile AB yetkilileri arasındaki bu toplantıya güçlü desteğini açıkladı. Öte yandan Türkiye açısından en güçlü siyasi ve ticaret ortaklarından biri olan ve üç milyonun üzerinde Türkiye kökenli vatandaşa ev sahipliği yapan Almanya ile ilişkilerin iyileştirilmesi de büyük önem taşıyor. Neticede Türkiye ile Almanya arasında gerginlik yerine yapıcı ve güçlü bir ilişkinin kurulmasının Türkiye’nin AB sürecine olumlu yansıdığı biliniyor.

Editör Notu :
Resimler ve link bağlantıları Çisel İleri’nin hoşgörüsüne sığınılarak tarafımızdan eklenmiştir!

Nusret Özgül

*

Reklamlar