…ve İdam, Sürgün, Dış Yankıları ve Mağdur olan Kadınlar!

Mahkeme kararına göre; 121 kişi 11 gruba ayrıldı. Sınıflamanın dışında bırakılan beş kişi parçalanarak, 31 kişi de boyunları vurularak infaz edilecekti.

İdam süreci, çok kısa zamanda, rezil bir işkenceye dönüştü. Beş kişinin yan yana idam edileceği yüksek kürsüye çıkarılıp boynuna ip geçirilen mahkûmlar ayaklarının altında açılan delikten düştükten sonra, ya boyunları kırılacak ya da boğularak öleceklerdi.

İsveç’ten dil bilmeyen bir cellat getirtildi. Saat 02.00 sularında idam edilecek beş kişi getirildi. Adet olan kılıç kırma, rütbeleri, apoletleri, madalyaları sökme merasiminden sonra, beşinin de başlarına birer torba, boyunlarına ip geçirdiler. Evvela mahkûmların düşmesi için açılması gereken kapaklar açılmadı. Zorlandı ve açıldı. Düşenlerden ortadaki üç kişinin boynundaki ipler koptu ve delikten yere düştüler. Birinin düşme sonucu bacağı kırıldı.

İdamlar gerçekleştirildiğinde saat beş’e geliyordu. ‘Zavallı ülke, ne gizli iş yapmasını, ne yargılamasını ne de asmasını becerebiliyor.’ diyenler oldu.

Kadınlara ise ne mi oldu?

***

©Dr.M.Ataman Aksöyek

Soruşturma ve Duruşma

Çar Nikolay’ın emriyle ayaklanmanın araştırılması ve soruşturulması için hemen bir komite kuruldu ve hareketi hazırlayanlar, yönetenler araştırmaya başlandı. Adı geçmese de altı ay süren bu Araştırma Komitesini Çar’ın kendisi yönetti.

Çar tarafından oluşturulan komiteye başkan olarak Savunma Bakanı, General Aleksandr Tatiçev atandı., Üye olarak, Çar’ın kardeşi Grand Dük Mişel, Prens Aleksandr Galitzin, Posta bakanı, Topçu Kuvvetleri Kumandanı, Muhafız Birlikleri’nin kumandanı, Sankt Peterburg’un Askeri Kumandanı ve Devlet Müsteşarı Dimitri Bludov tayin edildiler.

Araştırma Komisyonu’ndan olayın en geniş şekliyle araştırılması, fesat girişiminin köklerinin en ince kollarına kadar inilmesi, sebeplerinin bulunması, olası sonuçlarının saptanması ve bütün bunların delilleriyle ortaya konması isteniyordu. Araştırma Komisyonu’nun altı ay çalışarak tamamlanan raporu 13 Haziran 1826 günü Çar tarafından açıklandı.

Bu, Rusya ve belki Avrupa tarihinin ilk siyasi yargılamasıydı denebilir. Bütün Avrupa’da hukukun çok önem kazandığı ve yeniden yapılandırılmakta olduğu bir dönem yaşanıyordu. Çar 1. Nikolay, alınacak kararın, mahkemedeki uygulamanın ve kararın Avrupa’ya yerleşmekte veya yerleşmiş olan hukuk sistemiyle ters düşmemesi, yok sayılmaması için aşırı bir özen gösteriyordu. Avukatın, dinleyicinin olmadığı, ifadelerin sanıklar tarafından imzalanmadığı, gizli yürütülen, dışarı bir sızıntının olmadığı duruşma için üç organdan oluşan bir yargılama sistemi kuruldu.

İlk kademede, daha önce anlattığımız araştırma komitesi.

İkinci kademede, yine Çar tarafından kurulmuş Yüksek Adalet Mahkemesi. Çarlığın üç üst makamının (İmparatorlık Konseyi, Senato ve Sen Sinod [Saint-Synode = Ortodoks kilisesinde günlük ve dinsel konularda karar veren kardinaller meclisi.]) üyelerinden oluşmaktaydı. Yüksek Adalet Mahkemesi üyelerinin resmi açıklamalarda bağımsız oldukları söyleniyordu ama görüldüğü gibi seçilen komisyon üyeleri saraya çok yakın kişilerden oluşuyordu.

Üçüncü kademe, araştırma sırasında sorulmuş soruları ve verilmiş ifadelerin geçerliliğini kontrol eden bir Kontrol Komisyonu da kuruldu. Bu komisyon 8-9 Haziran günlerinde yaptığı toplantılarla işini bitirdi.

Bu olağan üstü mahkemede savcılık işlevini Prens V. P. Lopuksin yapacaktı.

10 Haziran 1826’da 579 kişi Yüksek Mahkeme’ye çıkarıldı ve 121 kişi cezalarının ağırlığına göre 11 gruba ayırdı:

Tamamen bu sınıflamanın dışında olarak beş kişi parçalanarak [“l’écartèlement = İki kolu, iki bacağı her biri bir ata bağlanarak vücudun çekilerek parçalanması cezası.] ölüme (Bunlarla birlikte mahkûm olanların sayısı 126’ya çıkıyor),

31 kişi boyunları vurularak ölüme,

17 kişi sürgün ve hayatlarının sonuna kadar zindanda kalmaya ve zorla çalıştırılmaya

3, 4. 5, 6, 7. 8.. 9., kategorisindeki 58 kişi, değişik sürelerde zorla çalıştırılmaya ve hayatlarının sonuna kadar Sibirya’da sürgüne,

Geri kalanlar ceza birliklerinde er olarak askerliklerine devam etmeye mahkûm edildi.

Baron Dibiye, 10 Temmuz 1826 tarihli bir mektupla, Prens V. P. Lopuksin’e, “…İmparator’un, çok acı verici olduğu için parçalama yöntemiyle infaza, harp suçlularına uygulandığı şekliyle kurşuna dizilerek öldürülmelerine, kafalarının kesilerek veya başka bir kan dökücü yöntem ile infaz edilmelerine, 2. Katerina devrinde (1780-1790) olduğu gibi idam edilenlerin cesetlerinin halka teşhir edilmelerine izin vermediğini …” bildirdi.

13 Temmuz 1826 [Çift takvim hep güçlüklerin kaynağı oluyor. Okuduğum başka kaynaklar da idam gününü 25 Temmuz olarak veriyorlar.] gecesi idam cezaları gizlilik içinde yerine getirildi. [Daha sonraki yıllarda idamların yapıldığı yere bir anıt kondu.] İdam süreci, çok kısa zamanda, rezil bir işkenceye dönüştü. İdam cezaları Neva nehri kıyısındaki Aziz Piyer (veya Aziz Pol) [Saint-Paul bazı kaynaklara göre Saint-Pierre kalesi. Değişik dillere göre, aynı kale için verilen değişik isimler olabilir.] kalesinin girişine inşa edilen, beş kişinin yan yana idam edileceği bir yüksek kürsüde yerine getirilecekti. Kürsüye çıkarılıp boynuna ip geçirilen mahkûmların ayaklarının altındaki açılan delikten düşecek, boyunları kırılacak veya boğularak öleceklerdi.

İsveç’ten Rusça bilmeyen bir de cellat getirtilmişti.Saat 02.00 sularında idam edilecek beş kişi getirildi. Adet olan kılıç kırma, rütbeleri, apoletleri, madalyaları sökme merasiminden sonra, beşinin de başlarına birer torba, boyunlarına ip geçirdiler. Evvela mahkûmların düşmesi için açılması gereken kapaklar açılmadı. Zorlandı ve açıldı. Düşenlerden ortadaki üç kişinin boynundaki ipler koptu ve delikten yere düştüler. Birinin düşme sonucu bacağı kırıldı.

Tekrar asılmaları için ip bulunamadı ve bir süre ip arandı.

Gelenekler gereği idam.sırasında ölmemiş olanlar için uygulamanın durdurulması gerekiyordu. Çar Sank Petersburg’un dışındaydı ve ulaşılamıyordu, kimse de inisyatif almaya cesaret edemiyordu. Sergey Muraviyev-Apostol ve Rileyev, tekrar kürsüye tırmandılar. Ayakları kırıldığı için yürüyemeyen Bestujev-Riumin karga tulumba çıkarıldı ve hepsinin boynuna tekrar ip geçirildi.

İdamlar gerçekleştirildiğinde saat beş’e geliyordu. [Ryléiev’in şöyle söylediği nakledilmiştir; “Zavallı ülke, ne gizli iş yapmasını, ne yargılamasını ne de asmasını becerebiliyor.”]

Mahkeme kararının okunmasından, idamlardan hemen sonra sürgüne gidecek 52 hükümlü dörder kişilik gruplar halinde, tabanına sadece saman yayılmış olan iki tekerlekli arabalarla [Bu konuda söylenenler değişik. Christine Sutherland yaya götürüldüklerini söylüyor.] sürgün yerleri olan Sibirya’ya doğru yola çıkarıldı. Çar 1. Nikola ayaklanma olayından değil, Dekabristlerin yaymak istedikleri fikirlerinden korkuyor, her olanağı kullanarak onları ve fikirlerini unutturmak istiyordu.

Dekabrist Ayaklanmasının Yankıları

Avrupa’nın bütün sarayları için olayın karmaşıklığı, haber kıtlığı ve gelen bilginin sansürden geçirilmiş olması, bir haber karanlığı getiriyordu. 1826 Ocak ayının ikinci yarısından itibaren gelmeye başlayan büyükelçilerin raporlarıyla karanlık aydınlanmaya başladı.

Özellikle Fransa’nın Rusya Büyükelçisi Ferronay’ın 11 Ocak’1826 tarihli raporuyla başlayan bilgi akışı, beklenen bilgiyi veriyordu. Yine Paris’in Berlin’deki Büyükelçisi Emmanüel dö Sen Prisen’in haberleri olayı daha da aydınlattı.

Diplomatlar ayaklanmayı ihtilâl denemesi olarak isimlendirirken, hareketin amacının bir imparatorun yerine bir başkasını geçirmek değil, tüm sosyal düzeni temellerine kadar değiştirmeyi amaçladığını söylüyorlardı. Çar, Rusya’nın Avrupa önündeki resmini korumak, tahkikat ve yargılamaların şeffaflığını göstermek için özel bir gayret gösterdi. Sorgulamaları, mahkeme sürecini ve kararları anlatan beş dile çevrilmiş “Komisyon Raporu” başlıklı bir belgeyi en geniş şekliyle Avrupa’da dağıttı. Avrupa’nın önemli ülkelerinde, taşra gazetelerinde bile olaydan, Çar’ın istediği gibi, söz edilmeye başladı.

Dekabristlerin ve olayın gün ışığına çıkması için Çar II Aleksandr’ın 1855 yılında çıkaracağı genel affı beklemek gerekecektir. Rusya’da ve Avrupa’da birbirine çok yakın iki hareket gelişmeye başladı. [Ünlü Rus edebiyat insanları da Dekabrisler temalı romanlar, hikayeler, şiirler yazdılar.]

16 Dekabrist sürgünden Avrupa Rusyası’na geri döndüler [Kadınlarıyla birlikte 20 civarında] ve bu geri dönüş Rus toplumunun ortak bilinçaltında kalan eski olayı hatırlattı. Ancak eski sürgünlerin büyük şehirlerde oturmaları yasaklanmıştı. Yorgun ve yaşlanmış olmalarına rağmen, Rusya’nın geleceğine olan ilgileri, toplantılara, tartışmalara, serfliğin kaldırılması için yapılan çalışmalara katılmaları, anılarda parlayarak kalmış isimleri, bir dönemi temsil etmeleri, görmüş geçirmiş duruşları, her şeye rağmen, olayları etkilemelerini getirdi.

Avrupa’ya gelince, Dekabristlerin hayatında önemli bir yeri olan Aleksandr Herzen kendisi gibi eski bir Sibirya sürgünü olan Nikolai Platonoviç Ogarev [Rus şair ve bilim adamı (1813-1877)] ile Londra’da karşılaştılar. Her ikisinin de karşı oldukları Çarlık otokratik rejimine karşı “Kuzey Yıldızı” isimli bir yayın çıkarmaya başladılar. Burada Dekabristlere, eşlerine çok yer vererek, sürgün anılarını, mektuplarını, çevirilerini, yayınlamaya başladılar. Zaman içinde yayın, Rus sürgünlerinin, direnişçilerin, sistem muhaliflerinin, devrimcilerin resmi yayın organı haline geldi. Bu yayınlar Rus tarihinde Dekabristlerin gelecekte özgürlük hareketlerinin öncüsü olma sıfatını da kazanmalarına yardım etti.

Değişik araştırmacılar, Potemkin Zıhlısı ayaklanmasının, 1905, 1917 olaylarının köklerinin Dekabrislere uzandığını söylerler. [The Mutiny on the Battleship Potemkin]

Sürgün yılları

Eylül 1826’da yaya yola çıkan Dekabristler 1827 Ağustos ayı sonu – Eylül başı arasında, aylarca süren bir yolculuktan sonra, Sibirya’ya sürgün yerlerine vardılar. Bölge yöneticisi Gorlov, mahkûmları merkez çıvarındaki küçük şehirlere dağıttı. Ancak, bu dağıtımın Çar’ın iradesine uygun olmadığını iddia eden polisin isteği üzerine, çıkarılan bir çarlık kararnamesi ile Dekabrisler çalışmaları için, merkeze uzak, altın ve gümüş madenlerine yollandılar.

1832-36 yıllarında zorunlu çalışma cezalarının sonunda, Dekabrislerin halktan tecrit edilerek, Sibirya’nın değişik şehirlerine yerleşmelerine izin veridi. Büyük bir kısmı Doğu Sibirya’nın Başkenti İrkutsk şehri civarına yerleşti. Sürgünlerin halkın gittiği kiliselere gitmelerine, izin verilmiyordu. Dekabristler kendileri için küçük bir kilise yaptılar [Bugün bu küçük kilisenin meydanı onların isimlerini taşımaktadır.]. Şehirdeki sosyal faaliyetlere katılmalarına izin verilmiyordu. Dekabrisler kendileri sosyal faaliyetler yapmaya başladılar. Kendi evlerini inşa ettiler. [Bugün bu evlerden iki tanesi müze olarak kullanılmaktadır.] Sibirya’da bir savaş başlamıştı veya başlayan bir savaş devam ediyordu. Çar Nikolay sürgünleri Sibirya’nın beyazlığına gömmek isterken, sürgünler de unutulmama savaşını sürdürüyorlardı. Onlara mektuplaşmayı, düşüncelerini yazmayı, şarkı, tercüme yapmayı hatta ailelerine yazmayı dahi yasakladı. Sürgünler ise, geçtikleri her yerde bir anı, bir iz bırakmaya çalışıyorlardı. Araştırma yaptılar, eğitim kurumu, kütüphane, tiyatro oluşturdular vs. Sibirya halkı bu sürgünlerin izlerini dini bir sadakatle muhafaza ettiler. Sürgünlerin aydın gücü mücadeleye devam ediyor ve yenilmiyordu.

I.D.Åkuskin’in anılarında Dekabrist’lerin, Petrovski Zavod hapishanesinde, içlerinde Fransızca, Almanca, İngilizce de olan 22 süreli yayını, takip ettiklerini, oluşturdukları kütüphanede 6000 kitabın bulunduğunu söylüyor.

Bu bilgiler Dekabristlerin Rusya ve Avrupa’nın sosyal, politik gelişmelerini takip ettiklerini gösteriyor.

Dekabristler kendi eğitimlerine devam edebilmek ve diğer mahkûmlara yararlı olabilmek için, “Mahkûmların Akademisi” isimli bir eğitim kurumu oluşturdular. Her sürgün iyi bildiği alanda ders anlatıyordu.

Dekabrislerin aydın güçleriyle kendilerini çevreye ve yerel sorumlulara kabul ettirmeye başlamaları, eşlerinin Sibirya’ya gelmeleriyle hızlandı. Sürgünler, kendi aralarında maddi yardımlaşmayı sağlayabilmek için, ellerine geçirdikleri paralarla, kadınlarına ailelerinden gelen maddi yardımlarla oluşturdukları çanakta, belli sürelerle değişen, üç kişilik idareci kurulun yönettiği yardımlaşma sandığı oluşturdular.

Dekabrislerin Kadınları

Elshan Sadikov’un söylediğine göre, Rusya’da bir kadının kocasına olan aşkından söz edilirken “… bir Dekabrist kadın gibi …” derlermiş. Doğu Sibirya’nın, başkenti Irkutsk tarihinden söz edildiğinde, Dekabrist kadınları anmamak mümkün değilmiş.

Ayaklanmaya katılan ve yargılama sonu mahkûm olanların pek çoğu evliydi ve Çar Nikolay bu kadınlara kocalarından boşanma hakkı tanımıştı. Ancak bu soylu ailelere mensup kadınlardan büyük bir çoğunluğu boşanmak yerine, kocalarıyla veya nişanlılarıyla birlikte Sibirya’nın ve mahkûmiyetin çok zor koşullarına katlanarak, yaşadıkları lüks hayattan, soyluluk unvanlarından, ayrıcalıklarından, zenginliklerinden, sosyal ve hukukî haklarından ve hatta ailelerinden vazgeçerek erkekleriyle birlikte gitmeye karar verdiler. Olan çocuklarını ailelerine emanet ettiler. Doğacak çocukları özgür insanlar değil, devlet kölesi olacaktı. [Rusya’da esirler üç sınıfa ayrılıyorlardı. : Devlet köleleri. Bu grup devlet tarafından gereğinde devlet fabrikalarında işçi, veya orduda kullanıyordu. Özel kişiler ait köleler. Daha çok toprak işçisi ve ev işlerinde kullanılıyorlardı. Hıristiyan olmayan halklar köle haline getirilebiliyordu.] Bunun için bir belge imzaladılar. Artık onların resmi sıfatı “ağır bir mahkûmun eşi”ydi.

Kadınların ayaklanmayla veya Dekabrislerin politik fikirleriyle hiçbir ilişkileri yoktu. Belki haberleri dahi yoktu. Onları bu kararı almaya iten, erkeklerine olan sevgileri, bağlılıkları, ahlaki değerleriydi.

Ailelerinin ve çevrelerinin bu davranış karşısında tutumları değişik olmuştur. Bazıları bu kararı bir çılgınlık olarak görürken, bazıları da destekliyordu. Çar bile, bu “saçma” kararı önlemek için girişimlerde bulundu.

Bu kadınlardan üçü Fransız asıllıydılar. Napolyon savaşları sırasında Fransa’ya giden erkekleriyle tanışmışlardı.

Ailesinin zenginliği ve sosyal durumu dolayısıyla üstün bir eğitim almış olan Prenses Ekaterina Trubetskaya. (Catherine Loubrevie de Laval)

Asalet ünvanına sahip olmadığı için sevdiği Vasili Petroviç İvaçev’le.evlenemeyen Kamiy İvaçova (Camile Le Damtue) Ayaklanma sonu asillik unvanını ve tüm zenginliğini kaybeden Vasili ile onu takip ederek gittiği Sibirya’da evlendiler Kamil 31 yaşında, Sibirya’nın güç şartlarına dayanamayarak gözlerini yumdu. Cenazesinden tam bir yıl sonra genç kocası onu takip etti.

Napolyon un subaylarından birinin kızı olan Praskovya Annekova (Janette Pauline Gëbl) 23 yaşındayken soylu ve büyük bir servetin sahibi olan İvan Annenkov ile tanışmış, İvan’ın annesinin şiddetli muhalefetinden korkan genç kadın evlenme talebini ret etmiş, gençler, evlenememişlerdi. Sürgün kararından sonra, genç kadın, evli, nişanlı veya ailesinden olmamasına rağmen, yalvararak Çar Nikolay’dan özel bir izin kopararak sevdiği erkeği takip etmiş ve evlenmişlerdir. Çift 30 yıl birlikte yaşamış ve aftan sonra birlikte sürgünden geri dönmüşlerdir.

Dekabrislerin kadınları erkeklerinin zindanlarının veya çalıştıkları madenlerin yakınlarında kulübeler bularak, hem kendi hayatlarını devam ettirdiler, [Christine Sutherland, Maria Volkonski’nin hikâyesini anlattığı “la Princesse de Sibérie” isimli kitabında kaldıkları kulubenin kışın dış duvarlarının değil, duvarlarının içinin ve hatta saçlarının buzlandığını yazıyor.] hem onların koruyucu melekleri oldular, ayakta kalmalarını sağladılar, ilaç, yiyecek, giyecek temin ettiler. Zincire vurulmuş erkekleriyle ancak haftada iki defa bir gardiyanın eşliğinde görüşebiliyorlardı.

Bu kadınlar sadece kendi erkeklerine yardımcı olmadılar, diğer mahkûmların da, başka insanların da yardımcı melekleri oldular.

Maalesef bu sürgünlerin hepsi af ilanını göremediler. Sürgünden 30 yıl sonra, 28 Ağustos 1856’da af ilan edildiğinde beşi kocalarıyla olmak üzere sadece 8 kadın geri dönebildi.

Sürgünlük şartları özellikle Dekabristler için çok ağırdı. En çok ölümler 1845-55 yılları arasında oldu. Çar 1. Nikolay’ın ölümünden ve oğlu 2. Aleksandr’ın tahta geçmesinden sonra koşullarda yumuşama oldu. Sürgünlerin kendilerine ev yapmalarına, aileleriyle birlikte oturmalarına izin verildi. Yeni Çarla birlikte ekonomik ve politik olarak çok şey yeni bir görünüm kazandı. Yeni Çar ülkeye bir gevşeme, rahatlama getirmek istiyordu.

1856’yılında ilan edilen afla, 30 Ağustos 1856’dan başlamak üzere evvela 48, sonra 9 ve daha sonra kalan tek kişi af edilerek Avrupa Rusyası’na geri dönmelerine izin verildi. Geri dönmek, sürgünler için kolay değildi. Pek çoğunun bu seyahati karşılayacak maddi olanakları yoktu. Af ile devletin sürgünlere ödediği küçük bir miktar yardım da kesilmişti. İmkânı olanlar, olmayanlara yardım ettiler. 1856-1861 yılları arasında 16 sürgün Sibirya’yı terk etti. Bazı aileler de olanakları olmadığı için Sibirya’da kalmaya devam ettiler.

Af kararı bütün yasakları kaldırmıyordu. Soyluluk unvanlarını geri alıyorlar, büyük şehirlerde oturmamak üzere Avrupa Rusya’sına geri dönebiliyorlardı ama yine polis kontrolünde olacaklar, şüpheliler olarak hayatlarına devam edeceklerdi. Sonuçta görevde olan, onları takip etmiş, mahkûm etmiş aynı devlet aygıtıydı.

Bitirirken

Dekabrislerle ilgili yazanların ortak kanaatleri, onların cumhuriyetçi olduklarıdır. Ağırlıklı işledikleri konular Devletler Hukuku, Anayasa Hukuku, İdari Hukuk idi. Açık olarak gündeme getirmeseler bile, hükümdarlık üzerine bir denetim otoritesi kurulmasını, imparatorluk yapısını, baskıyı tartışıyorlardı.

Temsili bir idare fikri etrafında toplanmışlardı. 1787-1788 yıllarında Kuzey Amerika’da tartışılan Hamilton’un oluşturduğu temsilî hükümet Bkz:[Birinci Bölüm] fikrine yakınlık duyuyorlar, Kuzey Amerika’daki federal hükümet şeklinin çok uluslu bir Rusya için en uygun hükümet şekli olduğunu savunuyorlardı.

Dekabrislerin üzerinde durdukları önemli konulardan bir başkası da, serflik sistemiydi. Serfliğin kaldırılmasını istiyorlardı. [Serflik rejiminin özellikleri]

Rusya’da köleliğin kökleri 11. asıra kadar gidiyordu. 13., 15. asırlarda kölelik daha yaygınlaştı. 1497’de Korkunç İvan döneminde çıkarılan bir kararnameyle genelleşti. Artık köleler eşyalar, hayvanlar gibi sahiplerine aittiler.

1789 Fransız Devrimi ve İnsan Hakları Beyannamesi, 1794 yılında Fransız sömürgelerinde köleliğin kaldırılması. 1802 yılında Napolyon Bonapart kararları, İngiltere’de alınan kölelik karşıtı kararlar ve ABD’de başlayan kölelik karşıtı hareketler, 1864 yılında köleliğin kaldırılması Dekambrisleri etkilemişti. Köleliğin Rusya’da da kaldırılmasını istiyorlardı.

Yeni Çar 2. Aleksandr köylü isyanların tırmanmasını önleyebilmek için 1861’de serfliğin kaldırılmasına yönelik bir kararname yayınladı. Bu kararnamenin hayata geçirilmesi için, yayınlanmasının üzerinden beş yıl geçmesi gerekti. [Burada konumuz olmamakla beraber, Dekabrislerden, köleliğin kaldırılması çalışmalarından söz ederken N.İ.Turganev’i, hatırlamamak haksızlık olur.]

Serfliğin kalkması için hareketin başlamasına büyük etkileri olan Dekabrist’lerin, aflarından sonra yaptıklarıyla da önemli katkıları oldu.

Dekabrislerin Sibirya’da geçirdikleri 30 yılda, ekonomik, tarımsal, kültürel kalkınmaya da büyük etkileri oldu. Rusya’nın devrimlerine öncülük eden Dekabrisler aydın gücünün öneminin ve Dekabrisler’in kadınlarının, kadınının gücünün en canlı örneği olarak tarihe geçtiler.

§ [I.Bölüm:Darbe Var, Darbeciler Var…]

***

[Dr.Ataman Aksöyek’in yazısı ilk kez Sol Dergi’de Yayımlanmıştır. İki bölüm hâlinde yayımlananların içeriğindeki resimler tarafımızdan eklenmiştir!]

Reklamlar