Bunlar «Nazik» Olan Devrimciler!

Devrimciydiler. Devletler Hukuku, Anayasa Hukuku, İdari Hukuk önem verdikleri konulardı. Açık olarak gündeme getirmeseler bile, «İktidar» üzerinde bir denetim otoritesi kurulmasını istiyorlardı.

Temsili bir idare fikri etrafında toplanmışlardı. 1787-1788 yıllarında Kuzey Amerika’da tartışılan Hamilton’un oluşturduğu temsilî hükümet [Constitution and Federalism] fikrine yakınlık duyuyorlar, Kuzey Amerika’daki federal hükümet şeklinin çok uluslu bir ülke için en uygun hükümet şekli olduğunu savunuyorlardı.

Aydın ve kadın gücünün öneminin en canlı timsali idiler.

***

©Dr.M.Ataman Aksöyek

Centilmen Devrimciler
Dekabristler
[Evvela, Rusya’da, Rusca, “Dekabr” (Aralık ayı) kelimesinden gelen “Dekabristi” olarak anılıyorlardı. Daha sonra, aynı anlama gelen, “Décembre” kelimesinden üretilerek “Décembristes” (Desambristler), olarak bütün Avrupa’ya yayıldı. Rusça ismine sadık kalarak Dekabristler demeyi tercih ettim.]

Sizlere 19. yüzyılın ortalarında Rusya’da yaşanmış, Türkiye’de yaygın olarak bilinmeyen destansı bir olayı, Dekabrisler Ayaklanmasını, insanların tarih değil, tarihin insanları yaptığını unutmadan anlatmaya çalışacağım.

O dönemde, Rusya halkının % 81’i köylü. % 9,3’ü burjuva ve esnaf, % 8,1’i asker, %1,3’ü soylu ve % 0,9’u kilise mensubu, 1857 yılında 62,5 milyonluk Rusya’nın 23,1’milyonu köleymiş.

Değişik nedenlerle patlak veren yerel kalkışmaların ötesinde köylülerin 1667-1671 Razin Ayaklanması, 1662-1675 [Archive] Pugatçev Ayaklanması [Background]sistemi kökünden sarsan toplumsal muhalefet olaylarıydı. Bu hareketler kır ve şehir soylularına yönelmiş, mevcut mutlakıyet sistemini bütünüyle yıkacak, yerine daha sosyal, daha özgürlükçü bir sistemi getirme amacı olmayan ayaklanmalardı

Dekabristler olayı ise, 14 Aralık 1825 [Gregoryen Takvimine göre 26 Aralık. Tarihleri, yararlandığım kaynaklarda genelde kullanılan Gregoryen takvime göre vermekteyim. Rusya’da 1918 yılına, kadar 13 gün farklı olan Jüliyen takvimi kullanılmaktaydı.] günü gerçekleştirilmeye çalışılan, serflik rejiminin ilgasını, siyasi olarak cumhuriyeti ya da hiç olmazsa meşruti bir rejimin kurulmasını hedefleyen, bir programa sahip, mevcut sistemi değiştirmeye yönelik, bilinçli, başarılamamış, askeri bir hükümet darbesidir. Darbecilerin hemen hepsi imtiyazlı sınıflara mensup, eğitimli, aydın kişilerdi. Hareketin yöneticileri ise, çarlık ordusunun subaylarıydı.

Dekabrislerle Voline’in, okunması sağlık verilecek, Bilinmeyen Devrim’inin Türkçe [Volin / Bilinmeyen Devrim, Ayrıntı Yayınları – 2017] çevirilerini okurken tanıştım desem doğru olur. Bu insanların ve onların kadınlarının göz kamaştırıcı duruşlarının hikâyesini anlatmak istedim.

“Julie Grandhaye”, [Les décembristes : une génération républicaine en Russie autocratique] konuyla ilgili temel kaynaklardan olan anlatısına, olayın kamuya yansıtılması şeklini vermek için dönetimin, 27 Aralık 1825 tarihli “Sankt Peterburg, Politique et Littéraire” gazetesinden aldığı haberle başlıyor. [Haberin kısa bir özeti şöyle;Sankt Peterburg, 15 Aralık 1825 – “…14 Aralık günü Rus İmparatorluğunun yıllığında dönemli bir gün olarak yer alacaktır. Bugün Majesteleri 1. Niklay’ın Grand Dük Kostantin’in üstlenmeyi kabul etmediği tahta geçtiği, sevinçli ve umutlu bir gün olmasının yanında, kısa süren, ıstırap verici bir olay şehrin bazı bölgelerinde sükûneti ve mutluluğu bozdu. …”]

18.yüzyılında Rusya, tek kişinin iki dudağı arasından çıkan kelimelerle yöneltilen, o dönemde, hemen hemen diğer Avrupa ülkelerde kazanılmış olan hiçbir temel özgürlüğün söz konusu olmadığı, otokrasiyle [Otokrasi Rusya için bir Bizans mirasıydı. 1547 yılında, kendini bütün Rusların kralı ilan ederek tahta çıkan Korkunç İvan’ın kurduğu bir düzendir. Rusya’ya özgü monarşiden farklıdır.] idare edilen bir ülkeydi. Asiller bile, diğer ülkelerindeki bazı haklara sahip değillerdi.

Uluslararası planda da iki konu Rusya’nın sırtındaki kamburdu; Otokrasi ve serflik uygulaması. ülke, içi çürümüş koca bir çınar ağacını andırıyordu.

Çar 1. Aleksandr’ın, 1825 yılının 1 Aralığında Kırım’da, sebebi bilinmeyen bir şekilde öldüğünde arkasında zayıflamış bir rejim, mistisizmin sardığı bir saray bıraktı. Ama ülkeyi asıl meşgul eden, çözülmesi gereken konu, Çarın yerine geçecek kişinin kim olacağı sorunuydu.

Çar 1.Aleksandr, Napolyon sonrası oluşan Avrupa’nın mimarlarından olmasına, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile birlikte Kutsak İttifak’ı kurmasına, Avrupa’nın seçkinlerinin saygısını kazanmış olmasına rağmen, iktidarının son döneminde elini devlet işlerinden yavaş yavaş çekmeye başlamıştı. Hatta tacını terk etmeyi düşündüğü dolaşan söylentiler arasındaydı.

Çar 1. Aleksandr’ın erkek evladı olmamış, çok genç yaşlarda ölen iki kızı olmuştu. Ölümünden sonra tahta, zorunlu olarak, büyük kardeşi Kostantin’in geçmesi gerekiyordu. Kostantin’in tahta çıkmak gibi bir isteği olmaması yanında, kilisenin rızasıyla boşanmış dahi olsa, küçük soylulardan, Polonya asıllı, Grudsisnska ile evlenmiş olması işleri güçleştiriyordu.

Konstantin, 1820 yılında, güzel bir kadın olan Grudsisnska ile evlenebilmek için taht üzerindeki haklarından feragat etmişti. Çar 1. Aleksandr, bu feragati kabul ederek, Nikolay Pavloviç Romanov’u varis olarak kabul etmiş ve Kostantin’in verdiği feragatnameyi, ölümünden sonra açılması için İmparatorluk Konseyi’ne teslim etmişti. Bu koşullarda, tahta küçük kardeş Nikolay’ın oturması gerekiyordu. Ama Nikolay da çar olmaya sıcak bakmıyordu. [O önemin mektuplarıyla tanınmış kişilerinden olan Kontes Charles Nesselrode’un, dışişleri bakanına yazdığı özel bir mektupta söylediği gibi, “iki kardeş, top oynar gibi, çarlık tacını birbirlerine atıp duruyorlardı”.]

Varşova’da bulunan Kostantin ile tahta geçme konusunda müzakerelerin sürmesi, Nikolay’ın istediği daha kesin ifadeler taşıyan yeni bir feragatnamenin ve kendisine biat ettiğinin yazılıp başkente gelmesi, tahtın üç hafta boş kalmasını getirdi. Bu süre, her şeyin bir kişinin iki dudağı arasında olduğu bir iktidar sistemi için çok uzun bir süreydi.

Nikolay Pavloviç Romanov, 1. Nikolay unvanıyla, Rusya’nın imparatoru, Polonya’nın Kral Naibi, Finlandiya’nın Grand Dükü olmayı kabul etmişti ki, Sank Petersburg’a gelen bir ulak, aristokrat kökenli pek çok genç subayın dâhil olduğu bir grubun, tahtın boşluğundan yararlanarak, Fransa’da 1814’yılından beri yürürlükte olana benzeyen, meşruti, bir rejimi kurmak için gizli bir örgüt kurmuş oldukları haberini getirdi.

DEKABRİSTLER

Çarlık Rusyasında, Avrupa’da yerleşmekte olan vatandaşlar arasında eşitliğin, özgürlüğün, olduğu temsili bir rejim fikri, 2. Katerina döneminden itibaren konuşulmaya başlanmış, 18 yüzyıl, Avrupalılaşma iradesinin kuvvetli işaretleri ile geçmişti. Büyük Petro ve II. Katerina dönemleri Rusya’yı batılaştırmak için her riskin göze alındığı, zorlamaların yapıldığı bir dönemdi. Bu dönemde dikkatlerin özellikle yoğunlaştığı alan hukuk ve devletin idari yapısındaki değişikliklerdi. Rus kültür ve geleneklerinin izin verdiği bütün değişiklikler yapılmaya çalışılmıştı.

Otokrasi ve kölelik yanlıları bu tartışmaların genişlemesini hep engellemişlerdi.

Genç ve aristokrat bir kuşak 1812–1815 yılları arasında Napolyon’a karşı yapılan Fransa seferine katılmışlar, Çar 1. Aleksandr’ın ordusuyla Paris’e kadar gitmişlerdi.

Vurgulanması gereken; Dekabrist’lerin Rus soylulularını temsil etmedikleri, adına hareket etmedikleri, soylular arasında destekçilerin % 30’un altında olduğudur. Dekabristlerin ilişkileri araştırıldığı zaman pek çoğunun kardeş veya yeğen olduğu görülür. Yani bunlar bir sosyal sınıfı temsil etmiyorlardı. Rus / Slav sever devrimci bir gruptu.

Dekabristlerden 1917’den önce de sonra da hep saygıyla söz edildi.

Almanya’da Göttingen, Heildelberg, Marburg üniversitelerinin öğretmenleriyle tanıştılar, 1814–1815 yıllarında Fransa’nın aydınlarıyla, karşılaştılar. Julie Garndhaye, tezini basitleştirerek yayınladığı kitabında; “…entelektüel olarak Montesquieu, Adam Smith’ile; tarihsel olarak ABD devriminden (1775-1783), 1806 köleliği kaldıran anlaşmadan, İkinci ABD Özgürlük Savaşı’ndan (1812), Fransa Anayasası’ndan, Alman Tugendbund örneğinden; kadim Yunan ve Roma’dan; edebi olarak Neoklasisizm’den, Romantizm’den, Oryantalizm’den, proje olarak cumhuriyet, vatandaşlık, özgürlük, millet, ulus, imparatorluk, federasyon, bağımsızlık kavramlarıyla karşılaştılar ve Rus ordusunun eğitimli, aydın, genç soylu subayları gördükleri aydınlanmacı fikirlerden etkilendiler…”” der.

Rusya’ya geri döndüklerinde çevrelerine ülkelerinin geriliğinden utandıklarını söylemişlerdir. Çarları, yıllar önce her türlü reformun ve yeni bir anayasanın yapılacağına söz vermişti. Şimdi ise, bütün söylediklerini unutmuş görünmekteydi. Avrupa’yı özgürleştirmişler, Fransa’da 18. Luis’ye yeni bir anayasa yaptırmışlardı. Ama kendi ülkeleri hâlâ otokratik bir mutlakıyetle yöneltilmekteydi.

İstedikleri değişiklikleri gerçekleştirmek için değişik Avrupa ülkelerinde tanık oldukları devrimci örgüt modellerini örnek alarak, eşitlik, adalet ve özgürlük ilkelerini savunan, paralel kollar halinde gizli örgütleri ülkelerinde kurmaya başladılar. Bilimsel açıdan göremedikleri bir şeyin olduğunu sanıyorum. Bir elma ağacını bir dağın eteğinden söküp başka bir dağın eteğine diktiğinizde meyvesi aynı olmayacaktır. Güneş, rüzgâr, toprak, yağış ağacı etkileyecek ve ağacın meyvesi de etkilenecektir.

Kuzey Cemiyeti adını taşıyan kolun başında, isim olarak, ayaklanma başladıktan sonra yetkin olmadığı ortaya çıkan, Prens Trubetzkoiy bulunuyordu. Grubun gerçek liderleri, Lev Nikoleviç Tolstoy’un, bitiremediği [Yazar, ünlü “Savaş ve Barış” romanında Dekambrisler motiflerini kullanmıştır.] “Les Décembristes” isimli roman taslağının önsözünde söylendiği gibi, akıllı, yürekli, vatansever, kendisini, düşünmeyen, güvenilir şair Konrad Rileyev, atılgan Prens Obolenski, yerinde duramayan Lakuboviç, Piyer Kakhovski, askerden çok şair olan Bestuyev kardeşler idi.

Daha iyi örgütlenmiş Güney Cemiyeti’nin başında enerjik ve otoriter Albay Pavel Petsel, yiğitlikleri ile öne çıkan yardımcıları Albay Sergey Muraviyev Apostol, cumhuriyetçiliği ile tanınan Bestuyev-Riumin, inandırıcı ve güvenilir Prens Volkoski, Bariatinski, Şakoskoy bulunuyordu.

Bu gruplardan birisi anayasal bir monarşiyi hedefliyor, diğeri de aristokratik, muhafazakâr bir cumhuriyeti düşlüyordu. [Olayları yaşayanlardan nakledilen hikayelerden birisi de şöyle;
Serge Mouraviev kışlada askerleriyle konuşmaktadır;
– Yoldaşlar bizim Kostantin’e de gereksinimiz yok. Ondan rahatlıkla vaz geçebiliriz. Bizim gereksediğimiz cumhuriyettir. Yaşasın cumhuriyet diye bağırmamız gerekir. Yaşlı bir asker arkadaşları adına cevap verir;
– Ekselans, siz istiyorsanız, yaşasın cumhuriyet diye bağırırız, ama sonunda çar kim olacak?
– Cumhuriyette çar yoktur.
– O zaman, saygıdeğer ekselans, bu Rusya’da gerçekleşmez.
]
Darbelerin niteliksel değişimler getiremeyeceğini, niteliksel değişimlerin öyle “ol” demekle olmayacağını, niteliksel değişim için bir birikimin olması gerektiğini hesaplamadıkları anlaşılıyordu.

Birleşik Slav’lar Cemiyeti demokratik büyük bir Slav birliği düşlüyordu.

Karbonarist’lerin önayak veya etkin olduğu 1817’de Napoli’deki devrimci dalgalanmanın, 1820’de General Guglielmo Pepe’nin örgütlediği Napoli’deki isyanın, 1821’de yine asker olan Santorre di Santarosa’nın yönettiği, yeni bir anayasanın yapılmasının yolunu açan, ayaklanmanın, Dekabrisleri etkilediğini düşünebiliriz.

Ayaklanma

Sank Petersburg’da, 14 Aralık 1825 günü, solgun güneşin aydınlattığı ama ısıtmadığı puslu bir gündü. Daha sonra Dekabristler Meydanı [1980’li yıllarında meydanı ismi tekrar değiştirilmiş ve günümüzde “Senato Meydanı” ismini taşımaktadır.] olacak, Senato Meydanı’nda başlarında subayları, Moskova, İsmailov ve Preobrajenski birliklerinden iki bin asker, Çar’a biat yeminini için toplanmışlar ancak yapmayacaklarını göstermek için de arkalarını dönmüşlerdi. Bunların çevresinde kalabalık bir sivil topluluk birikmişti.

Askeri hareketlerde alışık olunduğunun aksine hiç bir hareket görünmüyor, hiçbir ses duyulmuyordu. Havayı ağırlaştıran bir sessizlik vardı.

Ayaklanmanın amacının Çar’sız geçen üç aydan yararlanarak meşruti bir düzenin istenmesi olduğu söyleniyordu. Sivil, asker herkesin kafası çok karışıktı. Askerin ayaklanmasının söylenmeyen bir sebebinin de, değişen kumandanın gereksiz sertliği ve orduda can acıtıcı uygulamaların olduğunu konuyu işleyen değişik araştırmacılar da not ediyorlar.

Ayaklanmacılar içlerinden birisi olan asteğmen Rostovsov’un ihanet ettiğini, ayaklanma haberini Çar’a duyurduğunu biliyorlardı. Sarayın bilmediklerinin, bildiklerinden daha çok olduğunu ve hazırlıklarına güvenen Rileyev kılıçların çekildiğini artık dönülemeyeceğini söyleyerek hareket etmekten vazgeçmek isteyen arkadaşlarını devam etmeye ikna etti.

İsyancı subaylar günün çok erken saatlerinde kışlalarına gittiler. Askerler arasından “Yaşasın Kostantin” sesleri yükselmeye başladı. Askerler Çar Nikolay’a itaat yemini etmemeye karar verdiler. Piyade ve bahriye muhafız birlikleri ilk başkaldıran birlikler olarak, başlarında Yüzbaşı Çepin ve Bestuyev Kardeşler olduğu halde, Senato Meydanı’na doğru yürüyüşe geçtiler. Kendilerine Moskova Birliği de katıldı. Yürüyüşe geçtikleri yollarda iyi giyinmiş pek çok sivil insan onlarla birlikte yürümeye başladı.

Meydana geldiklerinde, kuracakları hükümetin yerleşeceği Senato binasını ele geçirmek için yöneldiler. Ancak, binayı savunmakta olan Nöbetçi Teğmen Nassakin’nin komutasındaki birlik direndi ve binanın ele geçirilmesini önledi. Ayaklanmacılar ellerinde silâhları, gelecek destek kuvvetlerini beklemek için geri çekildiler. Ancak destek bir türlü gelmiyordu.

Hareketin başı olarak bilinen Albay Prens Tubetskoy kalkışmayı yönetmek için bir türlü ortalıklarda görülmüyordu. Albay, sabahın erken saatlerinde Kışlık Saraya koşmuş, yeni Çar’a sadakat yeminini etmiş ve sonra da, saklanmak için, kayınbiraderi olan Avusturya sefirinin evine gitmişti. Ayaklanmanın akşamı, Çar’ın yolladığı adamlar tarafından yakalanan Prens Tubetzkoy, duruşmalarda idama mahkûm edilmiş, daha sonra, hüküm hayat boyu sürgün ve zorunlu çalışmaya çevrilmiştir.

Tileviev kalabalığın ortasında görülmüş, ortalıkta görülmeyen Prens Tubetskoy’u bulma derdine düşmüş, bu da çok önemli bir zaman kaybına sebep olmuştu.

Hareketin hazırlanmasında ve örgütlenmesindeki eksiklikler ortaya çıkıyordu. Olayları anlatan pek çok araştırmacı ayaklanmacıların yeteri kadar iyi hazırlanmadıkları konusunda hemfikirdirler.

Öbür yandan, bu ayaklanmadan ürkmüş olan yeni Çar Nikolay ayaklanmadan günlerce evvel haberdar olduğu için Muhafız Birliği’ni sarayın özel birliği ile değiştirmiş, Finlandiya’dan getirdiği birlikle takviye etmişti. Güvenebileceğini düşündüğü birlikleri ve bunların kumandanlarını, onların subaylarını etrafına toplamış beklemekteydi.

Yeni Çar’ın söylenen bir başka özelliğini eklemek yararlı olabilir. Yıllardan beri tahta geçeceği bilinen Nikolay’ın devlet işlerini, yönetimini, idareyi öğrenmesi için bir çaba gösterilmemiş, devlet işlerinden uzak tutulmuştu. Bu durum Nikolay’a karar vermekte belli bir zorluk, yavaşlık ve hatta ürkeklik getiriyordu. Müzakere ile çözebileceği şeyleri denemesini, karar almasını güçleştiriyordu. Tahta geçtiği ilk gün, Rus halkın kanını dökmeye karar vermek de kolay bir iş değildi.

Çar Nikolay, çatışma kararı vermeden, birçok savaş kazanmış olan, ihtiyar General Miloradoviç’i askerleri yatıştırmak için yolladı. Yaşlı general, tek başına askerlere yaklaştı ve konuşmaya başladığı zaman bir gürültü halinde “Yaşasın Kostantin” haykırışı yükseldi. Prens Obolenski süngüyle yaşlı generalin üstüne yürüdü. Bir diğer isyancı Kakhovski’nin yakın mesafeden ateş ederek yaraladığı yaşlı generali kanlar içinde geriye taşıdılar.

Meydanda toplananların, sivil halkın sayısı saatler geçtikçe çoğalmaktaydı. Çar Nikolay’ın etrafındaki generallerden ve onların yakın çevrelerinden oluşan çember güvenli bir görünüş vermiyordu.

Çar tereddüt etmekteydi, saldırı emri vermesi halinde kendi yanında olan askerler karşı tarafa geçebilirlerdi. Hatta bir an, isyancıların isteklerini kabul etmeyi bile aklından geçirdiği söyleniyor.

Bir deneme daha yapmak istedi ve Rus halkının dindarlığına güvenle şehrin en önde gelen kilise adamını yardımcılarıyla birlikte grup halinde isyancılara yolladı. Papazlar yaklaştığı zaman kalabalıktan bir gürültü yükseldi ve havaya ateş edildi. Eteklerini toplayan papazlar, Çar’ın adamlarının toplu halde bekledikleri ara sokağa doğru hızla kaçtılar.

Bu başarısızlıktan sonra Çar süvari birliklerine saldırı emrini verdi. Süngüyle, tabancayla, kılıçla, kamalarla kanlı, kısa bir mücadele oldu, mevsim gereği erken kararan günün sonuna kadar devam etti.

Çar mücadeleyi kazanmak için, öğlenden sonra saat dört sularında getirttiği topçulara ateş emri verdi ama topçular bu emre itaat etmediler. Bir askerin elinden ateşleme meşalesini zorla alan Grand Dük Mişel topu, topluluğun ortasına doğru, ateşledi ve bunu iki el, ateş takip etti. Sonra da makineli tüfekler meydanın ortasında duran kalabalığa ateş etmeye başladılar.

Mücadele bittiğinde karlar üzerinde 200 ölü, sayısız yaralı yatmaktaydı. 700-800 kişi de esir edilmişti. Bütün gece ve takip eden günler ayaklanmacılar ve onlarla ilişkili olanlar Pierre ve Paul kalesine dolduruldular.

Çok kısa sürenin sonunda düzen sağlanmıştı. Ayaklanmacılar tutuklanmış veya dağıtılmıştı. Meydandaki yaralılar kaldırılmış, cesetler Neva nehrine atılmış, bütün gece Senato Meydanı dökülen kanlardan temizlenmişti.

Ayaklanma resmi ağızlar tarafında mahalli bir kargaşa olarak ifade ediliyordu.

İtirafta bulunup daha sonra tutuklanan Prens Tubetskoy’un evrakları arasında isimleri bulunan ayaklanmacıların, Rileyev, Obolenski, Bestuyev kardeşler, Lakuboviç başta olmak üzere, hareketin bütün liderleri tutuklandı

Güney Teşkilatı, Muraviyev-Apostei ve Riumin kumandasındaki Çernigov Birliği hemen hemen tüm mevcuduyla 3 Ocak tarihinde ayaklandı ve iki gün sonra kanla bastırıldı.

Direnen bir başka grup Sergey Muravyiev-Apostol kumandasındaki altı birlikti. General Gaysmar’ın emrindeki makineli tüfek grubu tarafından dört bir tarafından çevrildiler ve ellerinde tüfekleriyle tek kurşun atmadan beklediler. Büyük bir olasılıkla Sergey Muraviyev-Apostol karşısındaki makineli tüfek birliğinin kendilerine ateş etmeyeceğini hesap etmekteydi. Ama olaylar onun beklediği gibi gelişmedi ve makineli tüfekler bu yiğit askerlerin üstüne ateşlendi. Bu kıyımda, Matyö Muraviyev öldü. Sergey ağır yaralandı. Grubun içindeki Soloviyev, Masalevski ve karşılarındaki Çarlık kuvvetlerine bir tek kurşun atmamış olan yedi yüz kişi General Gaysmar’ın eline düştüler. Çarlığın düşmanlığı o denli derindir ki, bu katliamda öldürülenlerin mezar taşlarına, Ortodokslarda adet olan haç işareti koydurulmadı, isimleri yazılmadı.[1]

Yarın: Soruşturma ve Duruşma

Reklamlar