…ve Güç Dengesindeki Değişiklik!

☫ ♨ ⚠ İran’ın Irak’ta, Suriye’de ve Lübnan’da, geçen her gün biraz daha artan nüfuzu bir sır değil. Riyad, başlattığı kriz ile; hem Katar’ı Tahran’a daha çok itmiş, hem de İran’ın Umman ile bağlarını güçlendirmesine yol açmış bulunuyor. Suudi Arabistan, krizi yönetememiş ve kendi aleyhine bir mecraya sürüklenmiş gözüküyor.

☫ ♨ ⚠ ABD ise Riyad’ı adeta ortada bıraktığı izlenimi yaratan davranışlar sergiliyor. Bu arada Riyad’ın Sünni İslâm Âlemi’nin tam desteğini sağladığını söylemek te mümkün değil. Körfez İşbirliği Konseyi’nin bile dağılma noktasına geldiği öne sürülüyor.

☫ ♨ ⚠ Bu koşullar ve daha önce yaşanmış olaylar ışığında bakıldığında, yaklaşan Kurban Bayramı münasebetiyle Müslümanların hac farizalarını yerine getirmek için Suudi Arabistan’a akın edecek olmalarının da, Riyad için ciddi bir sıkıntı yaratacağı düşünülüyor. Ayrıca, Kâbe gibi kutsal mekânların, Riyad’ın yönetim ve kontrolünde bulunmasından dolayı duyulan rahatsızlıkları da unutmamak lâzım.

☫ ♨ ⚠ Suudi Arabistan’ın iç dengelerinde mevcut olan huzursuzluk ile düşük petrol geliri nedeniyle artan ekonomik kaynak ihtiyacı da eklendiğinde, Riyad’ı oldukça zor ve sıkıntılı bir sürecin beklediğini tahmin etmek zor değil.

***

KATAR KRİZİ İRAN’A YARAMIŞ GÖZÜKÜYOR
13 Temmuz 2017

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

Al-monitor’da yayınlanan [Iran and Oman to strengthen ties amid Gulf crisis] başlıklı haberde, Umman’ın başkenti başkenti Maskat’ta bir araya gelen Umman Sultanı ile İran Cumhurbaşkanı’nın, iki ülke arasındaki bağları güçlendirme konusunda anlaştıkları ifade edilmiştir. Haber, Riyad’ın başlattığı Katar krizinin geldiği noktaya işaret etmesi açısından dikkati çekmektedir.

Umman, Hürmüz Boğazını İran ile birlikte kontrol eden bir ülkedir. Hürmüz Boğazı’nın bir yakasında İran, diğer yakasında Umman vardır. Umman, aynı zamanda, Arap Yarımadası’nın güneyinde, Suudi Arabistan’a komşu olan iki ülkeden birdir. Bu iki ülkeden diğeri Yemen’dir ve Yemen’de bir iç savaş yaşanmaktadır. Yemen’deki bu iç savaş ta, gerçekte İran ile Suudi Arabistan arasındadır. İran’ın, Yemen’deki varlığı ve Umman ile olan bağlarını güçlendirme isteğinin karşılık bulması, Suudi Arabistan için tehdit demektir.

İran, hem Basra Körfezi üzerinden Suudi Arabistan ile karşı karşıyadır (kıyıdaş)tır, hem de Basra Körfezi’nde en uzun kıyı şeridine sahip ülkedir. Temmuz 2015’de P5+1 ülkeleri ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşma ve sonrasında İran’a yönelik yaptırımların koşullu olarak kaldırılması, bölgede Suudi Arabistan’ın aleyhine bir tablo ortaya çıkarmıştır. İran’ın Irak’ta, Suriye’de ve Lübnan’da, geçen her gün biraz daha artan varlığı/nüfuzu vardır. İran donanmasının Basra Körfezi’ndeki ve bitişik körfezlerdeki/denizlerdeki varlığı artık dikkat çekicidir. Bunlar, Riyad ile Tahran arasındaki rekabette güç dengesinin Tahran lehine değişmekte olduğuna işaret eden hususlardır. Suudi Arabistan, İran’ın “kuşatma (çevreleme)” politikası ile karşı karşıyadır ve öyle görülmektedir ki, bu kuşatma Katar krizi üzerinden biraz daha ağırlaşmıştır.

Bu tablo nedeniyle, Katar krizinde gerçekte İran’ın hedef alınmış olduğu düşünülürse, gelinen nokta, Riyad’ın aleyhine, Tahran’ın lehinedir. Suudi Arabistan’a yönelik İran kuşatması güçlenmiştir. Riyad, başlattığı kriz ile; hem Katar’ı Tahran’a daha çok itmiş, hem de İran’ın Umman ile bağlarını güçlendirmesine yol açmıştır. Yani Katar krizini başlatan Suudi Arabistan, krizi yönetememiş; kriz, Suudi Arabistan’ın aleyhine bir mecraya kaymıştır.

Diğer taraftan Katar krizinin başlangıç aşamasında Suudi Arabistan ile birlikte hareket eden ABD, kriz devam etmekte iken, hem terörizmle mücadele ve terörizmin finansmanını önleme konusunda Katar ile bir anlaşma imzalamış, hem de Riyad’ın başını çektiği Körfez ülkelerine krize son verme çağrısında bulunmuştur. Bu, ABD’nin Riyad’ı adeta ortada bıraktığı çağrışımına yol açmaktadır ki; ABD ile büyük çaplı silah alımı konusunda bir mutabakata varıldığı daha yeni açılanmış iken, bugünlerde Rusya’nın Riyad’ın en büyük silah tedarikçisi olabileceğinden söz edilmesi de, bu çağrışımı beslemektedir.

Katar krizi ile birlikte, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK)’nin dağılma ile karşı karşıya geldiği konuşulmaya başlanmıştır. Kriz süresince, Arap Birliğinden Riyad lehine ciddi bir açıklama/ses gelmemiştir. Keza Sünni İslam Dünyası da, Riyad’tan yana açık ve net bir duruş göstermemiştir. Bunlar, Riyad için, anlamı iyi olmayan gelişmelerdir. Yukarıda belirtilenlere bir de, Suudi Arabistan’ın iç dengelerindeki mevcut huzursuzluk ve düşük petrol geliri nedeniyle artan ekonomik kaynak ihtiyacı eklendiğinde, Riyad için, oldukça zor ve sıkıntılı bir sürecin söz konusu olduğu değerlendirmesine ulaşılmaktadır.

Bu koşullar ve daha önce yaşanmış olaylar ışığında, yaklaşan Kurban Bayramı münasebetiyle Müslümanların hac farizalarını yerine getirmek için Suudi Arabistan’a akın edecek olmalarının, Riyad için ciddi bir sıkıntı olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda akla gelen bir başka husus ta, bütün Müslümanlar için kutsal olan mekânların Riyad’ın yönetim ve kontrolü altında olmasından duyulan rahatsızlıktır.

* *

Reklamlar