Türkiye’de ‘Adalet Var, Bağımsız Yargı var’ mı diyorsunuz?

⚖ Türkiye’nin önündeki asıl engel uygulama aşamasında gözlemleniyor. Bunların en önemlileri arasında; kuvvetler ayrılığının ihlal edilmesi ve var olan yasal çerçeveye, anayasal düzene uyulmaması. Yürütme organları, sözkonusu alanların tümü üzerinde baskı oluşturması, denge ve denetleme mekanizmalarının işlemesini engelliyor. Yürütme organlarının elinde bulundurduğu güç demokrasiye aykırı nitelikte ve siyasi muhalefet, medya veya sivil toplum içinde muhalif düşünce yapısını barındıran kurumlar baskı altında tutuluyor.

⚖ T.B.M.M, yasal çerçeve içerisinde bağımsız bir niteliğe sahip olsa da milletvekillerinin hesap verebilirliklerinin olmaması; barajı aşamayan partilerin meclise girememeleri yürütme organları üzerindeki denetim gücünü yok kılıyor.

⚖ H.S.Y.K’nın, yargı süreçlerinde daha etkili ve hesap verebilir durumda olabilmesi gerekiyor. Bunun yolu da, daha şeffaf ve bağımsız olmasından geçiyor. Sağlanabilmesi ise, bağımsız ve etkin bir Savcılık ve Emniyet Teşkilatını zorunlu kılıyor.

⚖ Savcılara ve polis teşkilatına yoğun müdahalelerin yapıldığı bir siyasi sistem de bu mümkün görülmüyor. Zira, savcılar tehdit altında bırakılıyor, hukuki ve cezai yaptırımlara uğratılıyor.

⚖ Polis teşkilatının etkinliği, kayırmacılık ve taraf tutma faaliyetleri yüzünden yok denecek düzeyde azaltılmış, yolsuzluk davalarına atanan ve görevlerini gerektiği gibi yapan polislerin görevden alınmaları teşkilatın bağımsızlığı ve dürüstlüğü konusunda ciddi şüpheler ortaya çıkarıyor.

⚖ Peki neler yapılması gerekiyor, alınması gereken ivedi önlemler nelerdir?

© photocredit

***

Kurumların verimli ve etkin bir biçimde işleyebilme kapasitesini, iyi yönetişim ilkelerine uyma ve yolsuzlukla mücadele performansı bakımından genel durumlarını bütüncül bir bakış açısıyla göstermektedir. Bu çerçevede yapılan incelemelerde, genel olarak sistemin değerlendirilmesinin yanı sıra özel olarak kurumları etkileyen zayıf yönler ve eksiklikler de tespit edilmiştir.

Türkiye Şeffaflık Sistemi Değerlendirmesi kurumların zayıflığını sistemin genel bir sorunu olarak belirlemiştir. Değerlendirme metodolojisine göre 60 puanın üzerinde alan kurumlar “güçlü” olarak nitelendirilmektedir. Türkiye’de hiçbir kurum bu sınırı geçemeyerek “zayıf” ve “çok zayıf” olarak değerlendirilmiştir.

Tüm sistemi etkileyen başlıca sorunlardan biri, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ihlal edilerek demokratik süreç ve mekanizmaların sağlıklı bir biçimde işleyişinin engellenmesidir. Yolsuzlukla etkin ve sürdürülebilir bir biçimde mücadele edilebilmesi kuvvetler ayrılığı ilkesinin tam anlamıyla uygulanmasına, yürütme erkinin anayasal sınırlara saygı göstererek yetkilerini, bu sınırların çizdiği çerçeve içinde kullanmasına bağlıdır.

Yürütme erkinin yargı erki, yasama erki, medya ve kamu denetçiliği gibi ulusal şeffaflık sisteminin en önemli unsurları üzerindeki nüfuzu, ülkedeki denge ve denetleme mekanizmalarının devre dışı kalmasına yol açmaktadır. Gücün yürütme üzerinde merkezileşmesi sivil aktörlerin (iş dünyası, medya, sivil toplum gibi) yolsuzlukla mücadele politikalarına ve uygulamalarına katılımını zayıflatmaktadır.

Kurumlarda görülen eksiklikler, yetersizlikler büyük oranda yürütme erkinin şeffaflık sisteminin üzerine düşen koyu gölgesinden kaynaklanmaktadır. Bunun yanında siyasi kutuplaşma ve bu kutuplaşmanın denge ve denetleme mekanizmaları üzerindeki etkisi hukukun üstünlüğü ilkesine zarar vermekte, demokratik süreçlerin işleyişini engellemektedir.

Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin kimi zaman yasal eksiklikler kimi zamansa uygulamalardaki eksikliklerle göz ardı edilmesi değerlendirilen kurumların gelişip güçlenmesini engelleyen temel faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Kurumlar kaynaklar açısından değerlendirildiğinde çoğunun etkin ve verimli bir biçimde işleyebilecek beşeri, finansal ve teknik kaynaklara sahip olduğu saptanırken, gösterdikleri zayıf performansın yönetişim konusundaki aksaklıklardan ve güçler ayrılığı ilkesinin uygulanmamasından kaynaklandığı görülmektedir. Bu kapsamda, halka hesap vermeyi sağlayacak mekanizmanın ve iradenin olmaması, dürüstlük ve etik ilkelerine ilişkin yaptırımların yasal çerçevede yeterince yer almaması ve yolsuzlukla mücadele politikalarının uygulanmaması yönetişim alanındaki dikkate değer temel eksiklerdir.

2000’li yılların başındaki reform sürecinde yolsuzluğu önleme politikaları ile ilgili bazı gelişmeler yaşanmasına rağmen, bu süreç son yıllardaki yasa faaliyetleriyle artık ters yönde ilerlemektedir. Kamu İhale Kanunu gibi Türkiye Şeffaflık Sistemi’nin temel dayanaklarının yasal çerçevelerinde yapılan değişikliklerin sistemi oldukça zayıflatan sonuçları olmuştur.

Sistemin çeşitli alanlarını etkileyen bu zorlukların yanı sıra, yasalar ve uygulamalar arasındaki uçurum Türkiye Şeffaflık Sistemi’nin belirleyici bir özelliği olarak ortaya çıkmıştır. Sistemde incelenen her kuruma ilişkin yasal çerçeve ile uygulama arasında ciddi farklar olduğu, uygulamalarla yasaların çeliştiği ve yasal gerekliliklere uyulmadığı görülmektedir. Uygulamalar yasaların çok gerisinde kalmaktadır ve bu kuşatıcı sorun ancak yürütmenin, yönetişim ilkelerini hayata geçirmek adına göstereceği güçlü bir siyasi iradeyle aşılabilir.

Türkiye Şeffaflık Sistemi’nin en güçlü kurumları, Sayıştay, Kamu Denetçiliği Kurumu ve Teftiş Kurulları olarak belirlenmiştir. Denetim ve denetleme mekanizmasının önemli unsurları olan bu kurumların göreceli olarak güçlü olmaları olumlu bir belirtidir. Ancak oldukça yeterli olan kaynakların, bu sonuçlar üzerinde etkili olduğu ve kamu yönetiminin izlenmesi, denetimi ve iyileştirilmesinde bu kurumların etkinliğini sağlamak için geliştirilmesi gereken alanların bulunduğu not edilmelidir.

Yüksek Seçim Kurulu’nun zayıflığı demokrasinin temel unsurlarından biri olan seçimler konusunda endişe uyandırmaktadır. Yüksek Seçim Kurulu’na ilişkin değerlendirmede kurumun şeffaflığını ve hesap verebilirliğini sağlayacak yasal çerçevenin oldukça yetersiz olduğu ve kurumun; seçim ve kampanya dönemlerinde etkili denetim yapmasını sağlayacak yetkilerine ilişkin düzenlemelerde boşlukların bulunduğu saptanmıştır. Genel ve yerel seçimlerde kampanyaların finansal denetimini yapacak yetkiye sahip olmaması çok önemli bir eksikliktir.
Yolsuzluk kovuşturmalarının başlangıç noktası ve adalet kurumunun temellerinden biri olan Savcılık ta yolsuzlukla mücadelede zayıf ve göreceli anlamda etkisiz olarak değerlendirilmiştir. Savcıların iş ve işlemlerine yapılan siyasi müdahaleler, yolsuzluğun cezasız kalmasına sebep olan ve adaletin tesisini engelleyen etmenlerin başında gelmektedir. 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonunda olduğu gibi savcıların çeşitli yaptırımlarla karşılaştıkları görülmektedir.2 Deniz Feneri soruşturmasının engellenmesi ve savcılarının karşılaştığı yasal yaptırımlar da bu kurumun yürütmeden bağımsız çalışamadığına işaret etmektedir3. Savcılıkların şeffaflık ve hesap verebilirliklerinin de tatmin edici düzeyde olmaması yolsuzlukla mücadelede etkinliklerinin sorgulanmasına sebep olmaktadır.

Yargı erki ise yolsuzluk iddialarının araştırılması ve yargılanmasında ne caydırıcı ne de etkili olabilmektedir ve bunun ötesinde toplumun geniş kesimlerince en az güven duyulan kurumlardan biri olarak algılanmaktadır.

Türk yargı sisteminin bilgi teknolojileri kapasitesi yeterlidir. 2012 yılı CEPEJ raporuna göre Türkiye’nin de dahil olduğu bir grup ülke, üst düzeyde bilgisayar otomasyonundan yararlanmaktadır. Türkiye’deki tüm hakim ve savcılara dizüstü bilgisayarlar, İnternet erişimi ve e-posta servisi sağlanmaktadır. Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) Sistemi, merkezi iletişim ağı projesi olarak hızlı, güvenilir, sağlıklı çalışan ve doğru yargı sistemini sağlamak için geliştirilen bir e-yargı sistemidir. Bu sistem Türkiye’de; mahkemeler, politika belirleyiciler ve diğer yargı organları tarafından kullanılmakta ve tüm mahkemeler, savcılıklar, hapishaneler, diğer devlet kuruluşlarını içermektedir. Ulusal düzeyde bir intranet olan UYAP sayesinde tüm mahkemeler elektronik şebekeler ile birbirine bağlı hale gelmiş ve tüm hukuki kovuşturmalar sistem üzerinden yürütülmektedir. UYAP dosya, mahkeme kararı ve devam eden dava sayısı ve ortalama karar süresi gibi birçok istatistiksel bilgiyi sağlamaktadır. Bundan başka, Avrupa Birliği desteğinde yürütülen Adalete Daha İyi Erişim Projesi çerçevesinde oturum kayıtlarını görüntülü ve sesli tutmak maksadıyla Sesli ve Görüntülü Kayıt ve Video Konferans Sistemi faaliyete geçirilmiştir. Bu sistem halihazırda mahkemelerin bazılarında kullanılmaktadır.

Temel Öneriler

☞ Kuvvetler ayrılığı ilkesi güvence altına alınmalı ve ihlaller son bulmalıdır. Yürütme erki yetkilerini anayasal sınırlar içinde kullanmalı ve yargı kararlarına kayıtsız şartsız uymalıdır. Devlet kurumlarının denge ve denetleme işlevlerini etkin bir biçimde yerine getirmesi için gerekli bağımsızlık koşulları oluşturulmalıdır. Bu kurumlara yapılan atamalarda kadrolaşma ve partizanlık eğilimlerine son verilmelidir.

☞ Yargı bağımsızlığı güvence altına alınmalı, yargının siyasallaşmasının önüne geçilmelidir. Hakimlerin atanma işlemleri, yargı bağımsızlığını sağlayacak ve yargı erkinin özerkliğini güvence altına alacak bir biçimde yeniden düzenlenmelidir. Hakimlere ve savcılara göreve başlamadan önce yapılan sözlü sınavları ve mülakatları değerlendirme yetkisi Adalet Bakanlığı’ndan bağımsızlığı sağlanacak şekilde idari yapısı yeniden düzenlenmiş HSYK’ya devredilerek yürütmenin bu sınavlar üzerindeki etkisine dair endişeler giderilmelidir. Bu sınav ve görüşmelerde sorulacak soruların mesleki nitelikli olması zaruri kılınmalı ve bu sınavların sesli (ve hatta ayrıca görsel) kayıt altına alınması sağlanmalıdır.

☞ TBMM’nin temsiliyet gücünün arttırılması ve seçmen iradesinin daha özgür bir biçimde kullanılması adına seçim barajı düşürülmelidir. Bu kapsamda RTÜK, Kamu Denetçiliği Kurumu ve YSK gibi kurumlara ilişkin atama süreçlerinin de temsiliyetçi ve adil bir anlayışla yapılması sağlanacaktır.

☞ Milletvekili dokunulmazlığının kapsamı, ifade özgürlüğünü güvence altına alacak ve yolsuzlukla ilintili davaların görülmesine imkan tanıyacak bir biçimde yeniden tanımlanmalıdır. Bu kapsamda, milletvekillerinin malvarlıkları düzenli ve karşılaştırmalı denetime olanak sağlayacak bir biçimde açıklanmalıdır. Malvarlığı bildirimleri kamuoyunun erişimine açık olmalıdır.

☞ 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, AB kamu ihale direktifleriyle uyumlu olacak biçimde yeniden düzenlenmelidir. Kanun’daki istisnaların kapsamı daraltılmalı ve yeni istisna ekleme eğilimine son verilmelidir. Yürütme erki 4734 sayılı Kamu İhale Kurumu’nun yetkilerini devre dışı bırakan uygulamalara son vermelidir ve ihalelerin Kurum tarafından denetlenmesi önündeki engeller kaldırılmalıdır. [Kanun Metni] İhale başvuruları ayrıntılı bir biçimde yayınlamalıdır ve ihaleleri alan şirketlerin başvurularında öngörülen finansal koşulları keyfi bir biçimde değiştirmeleri engellenmelidir. Yürütme erki Kanun’da tanımlanan istisnai koşulların dışında ihale sürecini devre dışı bırakarak, mal ve hizmetleri ihalesiz alma eğilimine son vermelidir.

☞ 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, [Kanun Metni] uluslararası insan hakları hukukunun gerekliliklerine uygun olarak tekrar formüle edilmeli ve uygulayıcıların uluslararası standartları eksiksiz şekilde benimsemesine yönelik, başta eğitsel olmak üzere, her türlü çalışma ve tedbire öncelik verilmelidir. Türk Ceza Kanunu’nun 299. ve 301. [Adalet Bakanının iznine bağlı suçlar]maddeleri kaldırılmalıdır. Editoryal bağımsızlığı temin etmek suretiyle, ifade özgürlüğü güçlendirilmelidir.

☞ Ceza hukuku ve ceza muhakemesi tedbirleri editoryal tercihleri ve yayın çizgisini değiştirmek veya etkilemek için araç olarak kullanılmamalıdır. Basın kuruluşlarında çıkar çatışmasının önlenmesi, hesap verebilirliğin sağlanması ve bu hususların kamuoyunca denetiminin sağlanabilmesi açısından, medya patronluğunun şeffaf olması sağlanmalı ve çapraz mülkiyete ilişkin etkin düzenlemeler yapılmalıdır.

☞ 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu parti içi demokrasiyi güvence altına alacak ve partilerin aşağıdan yukarıya örgütlenebilmesinin önünü açacak biçimde değiştirilmelidir. Siyasi partiler, ayrıntılı bilançolarını düzenli aralıklarla kendi İnternet sitelerinde yayımlamalıdır. Siyasi partilerle ilişkili ya da onların denetiminde olan kuruluşların hesaplarının da parti hesaplarıyla birlikte incelenerek, üçüncü kişilerin kayıt dışı bağış, katkı ve yardımları denetim altına alınmalıdır.

☞ Tüm seçim dönemlerinde (Cumhurbaşkanlığı, Milletvekili ve Yerel Yönetimler) siyasi partilerin ve adayların seçim kampanya bütçeleri, gelir kaynakları- ayni ve nakdi katkılar- ve harcamaları ayrıntılı bir biçimde kayıt altına alınmalıdır. Bu kayıtlar uzman denetçiler tarafından denetlenmelidir. İlgili denetim raporları zamanında kamuoyuna açıklanmalıdır. [Raporun Tamamı]

Reklamlar