Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni itibarsızlaştırma çabaları!!

tanri_yanilgisi2

Devletin itibarı, dirayetli yönetimle sağlanır. 7 Haziran seçimleri mutlaka 400 milletvekili hezeyanını değil, daha güçlü bir muhalefetin hatta HDP’yi %10’u rahatlıkla aşmış muhalefet partisine, CHP ve MHP’yi daha güçlü sandıktan çıkan parti statüsüne yükseltmelidir. AKP’nin RTE sultasında hükümet olması, hem ülkenin hem de kendilerinin zararınadır. Zira, biat kültürü AKP’nin kılcal damarlarına kadar işlemiştir. RTE’nin yönetim istediği Mantıksal inanca (Maddi delillere dayalı, akılcı verilere ) dayalı hükümet kurma modeli geçerli değildir. O’nun istediği Tanrısal inancın kendine gösterildiği modelle bu ülkeyi yönetmektir.

© photocredit

***

İTİBARSIZ, İTİBAR…..

münir_kebir

©Münir Kebir

İtibar, lügat manada; dikkate alınması gereken haklı saygınlık demektir. Haklı saygınlık, içinde güven duygusunu barındırdığı müddet, kişi ya da kurum ve giderek Devlete, “muteber” sıfatı kazandırır. Muteber sıfatının zıddı ahlaksız ve/veya edepsiz demektir.
– Komşumuz Ahmet Beyi iyi tanırım. Muteber bir insandır.
– Bahsettiğiniz kişi hakkında doğrusu konuşmak istemem, ama şunu söyliyim ki; ahlaksız bir adamdır.

Birinci cümlede Ahmet Bey; güvenilir, sözünü sohbetini bilir, yapabileceği bir işi kabul etmişse sözünü yerine getirir gibi anlamlarla anlatılmış olunur. İkinci cümlede, bahis konusu kişi denilerek ismi dahi ağıza alınmak isten-me-mekte ve bu kişinin ne zaman nerede nasıl duracağı, konuşacağı, konuştuklarıyla icraatının bir olmadığı şeklinde tanımlanmaktadır.

******

Güvenmek bir inanc meselesidir. Ancak, yaşamın sürdürülmesinde güven duygusunu sağlayan inanç, psikolojik ya da metafizik karakter de değil, mantıksal karakter de olmak zorundadır..
Psikolojik karakterdeki inanç, bizi duygusal kabule, metafizik karakterde kabul ise, Tanrısal yönde bizi iman etmeye sevk eder.
Tanrısal nitelikli inanç, toplumlarda farklı dinler olarak kendini gösterirken, Psikolojik karakterli inanç, dogmalarla ve paradigmalarla kendini gösterir.
Mantıksal karakterli inanç konusunda, bir alacak hakkının senede bağlanma şartını gösterebiliriz. Bundan dolayıdır ki, Hukuk devletinde Hak kavramı; Devlet tarafından korunan menfaat olarak tanımlanır. Yani hak, temelde meşru görülen menfaattir. Bu yüzden bu menfaat mutlaka maddi delile bağlı olarak doğmak zorundadır.

*****

Demokratik Cumhuriyetin temeli, halkın hür iradeyle kendini yönetecek temsilcileri bir çatı altında toplayarak yasama ve Yürütme erkini kullanma yetkisi verme esasına dayanır. Yasama ve Yürütme erkleri; Yargı erkinin tamamen bağımsız ve tarafsızlığıyla işlerliğini sürdürebilir. Çünkü, Demokratik Cumhuriyetle yönetilen ülkelerde, yöneticiler ve yönetenler mantıksal inanç içinde kendilerini bulundurmak zorundadır. Bunun dışına çıkamazlar.

Bugün Türkiye gerçeğini, mevcut anayasa ve hukuk düzeni içinde kalarak, siyasi analize tabi tutma zorunluluğu her yönden bir zaruri ihtiyaç olarak kendini göstermektedir. Ancak bu analizi, doyurucu biçimde tüm yönleriyle ele almak, bu makalenin sınırları içine alınamaz. Bu yüzden makalemin başlığı içinde sadece RTE’nin itibar anlayışına değinmekle yetineceğim.

****

2013 yılı itibariyle TUİK’e göre,Türkiye’de çalışan nüfusun toplam nüfusa oranı % 67’dir. Çalışan Nüfus deyiminden ; 14-60 yaş aralığında bulunan nüfus anlaşılmalıdır. Çalışan nüfusun %60’ı herhangi bir meslek sahibi değildir. 0-14 Yaş grubu ise ülke nüfusunun %24.58’ini oluşturmaktadır.

Avrupaya baktığımızda çalışan nüfusun toplam nüfusa oranı Almanya’da %67, 0-14 yaş grubunun Avrupa ülkelerindeki oranı, -İrlanda hariç- Türkiyenin yarısıdır. Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde 60 ve üstü yaş grubunun oranı ise Türkiyenin çok üstündedir. Örneğin; İsviçre’de bu oran %19, Norveç’te ise %21 dir. Türkiye’de 60 yaş üstündekilerin toplam nüfusa oranı %7 dir.

Daha fazla analize girmeden anlaşılmayı teminen bu verilere göre ;
1- Türkiye’de evlenenlere; üç hatta daha fazla çocuk yapma tavsiyesi, gelişmişliği esas almayan popülist bir tavsiyedir. 0-14 ila 60+ yaşta olan bağımlı nüfusun varlığını yeni evlenenlere değil tavsiye, bilakis unutturmaktadır. Emekli kesimin yoksulluk sınırında bırakıldığı da göz önünde bulundurulursa, RTE’nin evlilik heyecanının getirdiği duygu sömürüsü içinde olduğu açıkça görülür. Nitekim TUİK’in sunduğu veri (Bkz.) bu iddiamı doğrular niteliktedir.

Boşanma istatistiklerine göre 2013 yılında boşanan genç erkeklerin %53,1’i, boşanan genç kadınların ise %35,3’ü evliliğinin ilk yılında boşandı. Evliliğinin 3 yıl ve üzeri yılları içerisinde boşanan genç erkek oranı %26,1 iken bu oran kadınlarda %45,2 olarak gerçekleşti.

2- Çalışan nüfusun % 60’ı mesleksiz ve çoğunlukla tarım kesimi çalışanlarıdır. 2015 yılının ilk altı ayı için, Asgari ücret (aylık) net; 949.07 Liradır. 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.300.- TL, Yoksulluk sınırı ise, 4014.-TL dır. Asgari ücretle eline 949.07 TL geçen bir işçinin işverene maliyeti 1471.84 TL’dır. Aradaki fark 522.77 TL devletin kasasına girmektedir.

3- Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olarak Anayasal bir devlettir. Buna göre Sosyal Devlet ilkesi, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez kuvvettedir. Sosyal Devletin diğer bir adı; Rahmetli Hocamız Prof.Dr.Halil Nadaroğlu‘nun Kamu Maliyesi dersinde üzerinde titizlikle durduğu “Refah Devleti” demektir.

Geçtiğimiz hafta içerisinde 2 kez 55 yaşında bir annemizin gidecek yeri olmadığı için beton su borusu içinde yaşam sürdüğü televizyondan görsel olarak izlediğimizi hatırlayarak, Anayasanın belirlediği refah devletinin kalitesizliğini haberin kendisi zaten ortaya koymuştur.

Sadece bu üç veriye dayanarak,önümüzdeki on yıl içinde üç çocuk tavsiyesinin; eğitim, konut, çalışma ve sosyal hayata olan negatif etkisini, sorumluluk içinde düşünmeli değil miyiz?

Türkiye’de Sanayi yatırımlarının son 20 yıl içinde sadece % 2 artış gösterdiğini, kırsal kesim insanlarımızın iş bulmak için kentlere göç ettiği gerçeği, bu sorumluluğumuzu daha da öne çıkarmamıza bizi zorlamıyor mu? Tüketim enflasyonu ve Maliyet enflasyonuna bir de genç nüfus enflasyonu ekleniyor, dersek gülünç mü oluruz yoksa düşünmemiz mi gerekir? 0-14 yaş grubunun, tüketici grubu olduğu göz önüne alındığında, bunlar için ileride finansamanı gerektiren sorunlar yaratmayacağını söyleyebilir misiniz?

******

Genele fazla girmeden, ülkemizde, Ankara’nın en nezih yerinde Cumhuriyetin kurulduğu tarihten beri, Cumhurbaşkanlarına hizmet veren Cumhurbaşkanlığı köşkünün varlığına rağmen, oldukça tartışmalı ve dudak uçuklatan yeni Cumhurbaşkanlığı sarayını, sadece bu iki üç gerçekten yola çıkarak değerlendirerek, RTE’nin bu sarayı yaptırmada deklare ettiği “devletimizin itibarı” iddiasındaki haklılık payını, vicdanımızla demiyeceğim, çünkü polemikleşmeyle şahsen benim başım hoş değil, mantıksal inançla yani maddi verilere dayalı olarak tesbit edelim. Daha sonra konuya vicdanen yaklaşım gösterebiliriz. Zaten vicdan dediğimiz meleke, maddi verilere dayalı kıyasla kendini gösterir.

Yazının uza-ma-ması için çok kısa olarak;
– Bu sarayın EMO’ya (Elektrik Mühendisleri Odasına) göre, bir aylık elektrik masrafının ortalama 700 Bin TL olduğu ve basındaki haberlere göre Ocak ayı elektrik fatura tutarının da 1 Milyon 140 bin 567 TL olduğu resmi açıklamadır. Hemen belirtmeliyim ki, 700 Bin TL, eskinin 700 Milyarıdır. 1 Milyon 140 bin lira ise, 1 trilyon 140 milyarıdır.

– Sarayın güvenliğinde, 2000 kişilik uzman çavuş kadrosu istihdam edilmektedir.
Konunun anlaşılması ve yazının uza-ma-ması için diğer masraflara geçmiyeceğim. Zaten internet dünyası yeterince açıklamayı önünüze getiriyor.

Yukarıda 3 madde halinde belirttiğim Türkiye’nin gerçeği karşısında, bu sarayın devletin itibarını sağlayacağını iddia edebilmek için, önce Devletin kurumsal kimliğini gözlemleyelim.

1960 anayasası ile kurulmuş ve 1982 anayasasının da kabul gördüğü Devlet Planlama Teşkilatını (DPT’yi) çok kısa inceleyelim. Bilmeyenler ya da unutanlar için söylemeliyim ki, DPT’nin kanunlarda belirtilen kuruluş felsefesi ve işlevi ;

Kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasını ve kalkınmanın hızlandırılmasını sağlamak, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı planlı bir şekilde yürütmek, uzun sureli kalkınma planları ile yıllık proğramlar hazırlamak ve bunların uygulanmasını takip etmek gayesiyle kurulmuş, Başbakanlığa bağlı kuruluştur

– Gerek RTE’nin Başbakanlığında gerekse A.Davutoğlu’nun başbakanlığında, DPT’nin Başbakanlığın emrinde olmasına karşın, kanunda belirtilen faaliyeti içinde, Aksaray yapılmasına ilişkin bir planlaması ne duyulmuş ve ne de görülmüştür. Öyleyse DPT, kanunlar çerçevesinde faaliyet gösteren değil, RTE’nin emrinde biat kültürü içinde aciz bir kurumdur.(!?)

TCMB’ının, her ülkede olduğu gibi bizde de ana görevi; Fiyat istikrarı ve para politikasını ülke gerçekleri doğrultusunda ekonomik verilere dayalı hesap etmektir.Fiyat istikarı enflasyonu kontrol altına almayı, para politikası ise tasarruf ve yatırımları sağlamak amacını taşır. Bu iki konu ülkede gelir dağılımındaki adaleti, ithalat ve ihracat dengesini başka bir deyişle ödemeler dengesini optimal seviyede tutmaya yöneliktir. Bu çalışma uzmanlardan oluşan ve herbirinin bağımsız bir şekilde yaptıkları hesapları kurula sunma şeklinde kendini gösterir. Daha sonra ise kurulca kabul edilen bu çalışmalar, Hazine Müsteşarlığının onayıyla hayata geçirilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kurul üyelerinin bağımsızlığının çalışmaya yönelik olmasıdır. Yoksa, Merkez Bankasının ferman çıkartma şeklinde bir bağımsızlığı değildir.

İkinci nokta ise, bu çalışma uzmanlık gerektirdiği için, hükümetlerin Hazineden sorumlu bakanlarını konusunda uzman kişilerden seçmesidir.
Şimdi Gelelim RTE’nin çıkışlarına….
Ne TCMB Başkanı ne de Ali Babacan!… Kim takar yalova kaymakamını RTE varken!?….
E, Ali Babacan AKP hükümetinin Bakanı değil Mİ?..
EVET…
Öyleyse!?….
Öyleysesi möyleysesi yok… RTE İmam Hatip çıkışlı bir başbakandır, onun istediği Mantıksal inanca (Maddi delillere dayalı, akılcı verilere) dayalı hükümet kurma modeli geçerli değildir. Onun istediği Tanrısal inancın kendine gösterildiği modelle bu ülkeyi yönetmektir.

Kısacası, askeri vesayetin mahzurlarından istifadeyle, Sultanlığı şahsında toplayan bir vesayet sistemini ülkeye kazandırmaktır.

Devletin itibarı, dirayetli yönetimle sağlanır. 7 Haziran seçimleri mutlaka 400 milletvekili hezeyanını değil, daha güçlü bir muhalefetin hatta HDP’yi %10’u rahatlıkla aşmış muhalefet partisine, CHP ve MHP’yi daha güçlü sandıktan çıkan parti statüsüne yükseltmelidir. Bu dileğim, asla AKP düşmanlığı değil, bilakis RTE şahsında tekelleşmiş AKP’yi bağımsız kılma temennisidir. Görünen köye kılavuz istemez derler. AKP’nin RTE sultasında hükümet olması, hem ülkenin hem de kendilerinin zararınadır. Biat kültürü AKP’nin kılcal damarlarına kadar işlemiştir. Vatikan-Pensilvanya uşağı – ve asıl vatan-millet haini – The Gülen’in çökertilmesi de ancak bu sayede mümkündür.

Saygılarımla,

Bu makale 1 Mart 2015 tarihinde Brüksel’den yayın yapan Yerelce’de yayımlanmıştır!

Reklamlar