European Parliament will debate on U.S. withdrawal!

☁ AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’un “yıllardır yapılan en zor zirve” olarak tanımladığı G7 Taormina Zirvesi, Trump’ın diplomatik ve politik tavrının diğer dünya liderleriyle çatışma içinde olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

☁ Trump, küresel ısınma konusunda ortak bir eylem planı belirlenmesini engelledi. 2015’te Paris’te düzenlenen 21’inci İklim Zirvesi’nde kabul edilen (COP21) tarihi iklim anlaşmasından çekilme sinyalleri verdi.

☁ U.S. President Trump’s decision to withdraw from the Paris Agreement on climate change will be discussed on Wednesday. In European Parliament and MEPs vote on legislation implementing its 2030 emissions-reduction targets.

☁ The withdrawal of the US from this international agreement, in particular one which is a priority for Germany, additionally weakens the relationship between Berlin and Washington. The withdrawal from the Paris agreement, in the negotiations of which Germany had been heavily involved, was received in Germany as the most serious break in relations with the US.

☁ Trump’s decision strengthens the position of China in global climate diplomacy. Today China is the largest market for zero-emission technologies, and invests the most in them worldwide. The withdrawal of the US (15% of global emissions) leaves China (30%) as the most important negotiating partner for the EU (9%) and Germany (2.2%).

© photocredit

***

İklim Konusundaki Anlaşmazlıkların Gölgesinde Geçen Zorlu G7 Zirvesi

©Selvi Eren

Bu yıl 43’üncüsü düzenlenen G7 Zirvesi, Alman yazar Goethe’nin “İtalya’nın Anahtarı” olarak tanımladığı Sicilya Adası’nda bulunan Taormina kasabasında gerçekleşti. Dünyanın önde gelen yedi sanayileşmiş ülkesini (ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya ve Kanada) ve AB’yi bir araya getiren zirve, iki günün sonunda tahminleri doğru çıkarırcasına tatmin edici sonuçlar getirmedi. Yayımlanan sonuç bildirgesinde, [G7 Taormina Statement]terörle mücadele konusunda uzlaşmaya varılırken, 2015 Paris İklim Sözleşmesi’ni [Paris 2015 / COP21]onaylayıp onaylamama konusunda kararsız kalan Trump, küresel ısınma konusunda diğer liderlerin hassasiyetini paylaşmadığını bir kez daha kanıtladı.

G7 Zirvesi Neden Önemli?

Dünyanın en gelişmiş piyasa ekonomilerini ve sanayileşmiş ülkelerini bir araya getiren zirve ilk olarak 1975’te altı ülkenin katılımıyla gerçekleştirildi. 1976 yılından itibaren Kanada’nın katılımıyla “G7” olarak anılan gruba, AB 1977 yılında dâhil oldu. Soğuk Savaş’ın sonuna kadar yeni hiçbir devletin katılmadığı G7’ye Sovyetler Birliği’nin mirasçısı Rusya Federasyonu, güçlü bir sermaye devleti haline gelmesi sonucu 1997 yılında davet edildi. G7, Rusya’nın katılımıyla yoluna “G8” olarak devam ederken, dünya pazarına hükmetmek ve “Güney ülkelerini” sömürmek üzere bir araya gelen “Kuzey ülkeleri”ni temsil eden bir topluluk olduğu gerekçesiyle yıllar içinde oldukça eleştirildi. Günümüzde de zirvenin gerçekleştiği dönemler, yoğun protestolara sahne oluyor ve G7 liderlerine özellikle iklim değişikliği ve insan hakları gibi konularda etkili politikalar benimsemeleri yönünde çağrılarda bulunuluyor.

26 Eylül 1999 tarihindeki G7 Maliye Bakanları Zirvesi’nde gelişmekte olan ülkelerin de dünya pazarının içine dâhil edilmesi için G20’nin oluşturulması kararı alındı. G7, dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 65’ini temsil ederken dünyanın en büyük 19 ekonomisini ve AB’yi bir araya getiren G20 yüzde 85’ini oluşturuyor (Bkz. Tablo 1).

Tablo 1: G7’ye Genel Bakış- Temel Göstergeler

2014 yılında Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna krizindeki rolü nedeniyle Rusya’nın G8 üyeliği askıya alındı ve G8, tekrar G7 olarak anılmaya başladı. Ukrayna ve Kırım politikaları nedeniyle yalnız bırakılan Rusya politikalarını değiştirmediği için bu yıl Taormina’da düzenlenen zirveye de davet edilmedi. Dünyanın en büyük ekonomilerini bir araya getirip ortak politikalar çerçevesinde uluslararası gündemi şekillendirme amacı taşıyan topluluk, ülkelerin ulusal çıkarlarının çatışması nedeniyle çoğu zaman somut olmaktan uzak sonuçlar ortaya çıkarıyor. 26-27 Mayıs 2017 tarihlerinde düzenlenen son zirve de ayrılıkların öne çıktığı ve ortak bir eylem planı üzerinde anlaşmanın neredeyse imkânsız olduğunun vurgulandığı bir sürece tanık oldu.

G7 Zirvesinde Öne Çıkan Farklılıklar ve Uzlaşı Noktaları

2014 yılından beri G7 olarak yoluna devam eden sanayileşmiş ülkeler grubunun toplantısına bu sene ABD Başkanı Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, İtalya Başbakanı Gentiloni ve İngiltere Başbakanı May ilk kez katıldı. Trump dışındaki liderlerin ideolojileri ve söylemleri, temel konularda örtüşürken ABD Başkanı’nın uzlaşmacı olmaktan uzak tavrıyla bu fark, G7 Zirvesi’nde daha da belirgin hala geldi. Özelikle de popülist, korumacı ve yabancı karşıtı emlak milyarderi Trump ile Trumpvari bir adaya karşı zafer kazanmış, AB yanlısı Macron’un politikada yeni olmalarının dışında birbirine oldukça zıt görüşleri savunmaları, liderler arasındaki farkların en çarpıcı örneği olarak ön plana çıkıyor. 22 Mayıs tarihinde meydana gelen ve IŞİD’in üstlendiği Manchester saldırısından birkaç gün sonra bir araya gelen liderlerin yüzde yüz uzlaşıya vardıkları tek konu terörle mücadele oldu. Terörle mücadele dışındaki diğer konularda tam uzlaşıya varılamazken, Trump’ın 25 Mayıs’ta Brüksel’de düzenlenen NATO Zirvesi’ndeki tavrını G7 Taormina Zirvesi’nde devam ettirdiği görüldü. Anlaşmazlıkların ağırlıklı olarak Trump’ın tutumundan ve diğer liderlerle olan fikir ayrılıklarından kaynaklandığının altını çizen bazı analistler, G7’nin fiili olarak “G6” haline dönüştüğü yorumunda bulunuyor.

Bununla birlikte geçen yıl 26-27 Mayıs tarihlerinde Japonya’da düzenlenen G7 Zirvesi sonuç bildirisi, 32 sayfayken bu seneki bildiri yalnızca 6 sayfa uzunluğundaydı. Terörle mücadele bölümünde alınması gereken tedbirlerin açıklandığı görülürken diğer konulara kısaca değinilmesi dikkat çeken bir durum. İklim değişikliği konusunda Trump’ın diğer liderlerin tavrından farklı olarak düşünmek için süre istemesinin dışında, bildiride; mülteci krizi, serbest ticaret gibi konulara da yüzeysel şekilde değinildi. Üzerinde tam olarak anlaşma sağlanamayan konuların fazla olması nedeniyle, bildirinin genel olarak sorun alanlarını özetleyen ve klasik çözüm vaatlerinin çoğunlukta olduğu bir rapor olarak kaldığı düşünülüyor (Bkz. Tablo2).

Bunun dışında cinsiyet eşitliği konusunda yol haritası niteliğinde bir raporun yayımlanması olumlu bir sonuç olarak yorumlandı.

Tablo 2: 26-27 Mayıs G7 Zirvesi Ortak Bildirisi Ana Başlıkları ve Değinilen Noktalar

Bildirinin dış politika ve terörle mücadeleyle ilgili 10 maddesinde; IŞİD ve El-Kaide tehdidine karşı mücadeleye devam edilmesi, Kırım’ın ilhakının kınanması, Rusya’nın, Kırım ve Ukrayna krizlerindeki sorumluluklarını yerine getirmesi, Libya ve Suriye’de barış sürecinin acilen başlatılması, kimyasal silah kullanımının durdurulması, Rusya ve İran’ın Suriye’deki rollerini barış için kullanması ve Kuzey Kore’nin nükleer silahlanmasına son verilmesi gerektiği konularında tam mutabakata varıldı.

Terörden sonra uluslararası ve ulusal düzeyde ana gündem maddesi; mülteci krizi konusuna ise sadece iki maddede değinilerek, konunun güvenlik boyutuyla sınırlı kalındı. Akdeniz’den gelen mülteci akınıyla mücadele veren İtalya başta olmak üzere diğer ülkelerin de önem verdiği krizin aşılması için hazırlanan kapsamlı plan, Trump’ın vetosu nedeniyle kabul edilemedi. Popülist söylemlerin ve korumacı politikaların artmasının en büyük sebeplerinden biri olan mülteci krizine ilişkin bir çözüm planının sunulamaması, G7 Zirvesi için çok büyük bir eksiklik olarak görülüyor. ABD Başkanı’nın sıcak bakmaması nedeniyle, güncel ve hayati sorunların çözümüne yönelik bir eylem planı üzerinde anlaşılamadığı için uzmanlara göre, G7 Taormina Zirvesi, G7’nin tarihinin en başarısız zirvesi olarak tarihe geçti.

Avrupa Kendi Kaderini Eline Almalı

Almanya Şansölyesi Merkel’in zirvenin ardından yaptığı açıklamalar, ayrılıkların damga vurduğu zirve sonrasında uluslararası işbirliklerinde yeni bir dönemin başladığının habercisi niteliğinde. “Başkalarına tümüyle güvenebileceğimiz zamanlar bir parça geride kaldı. Son günlerde bunu deneyimledim.” ifadelerini kullanan Merkel, “Biz Avrupalılar kendi kaderimizi gerçekten elimize almalıyız” diyerek, Avrupa-ABD işbirliğindeki çatlakları gözler önüne serdi. Birleşik Krallık’ın Brexit kararını desteklediğini belirten Trump ile Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May, ABD ile Birleşik Krallık arasında Brexit sonrası olası bir ticaret anlaşmasını da kapsayan karşılıklı ticaretin geliştirilmesi yönünde adımları görüşme konusunda anlaştı. Brexit ve Trump ile birlikte güçlenen popülist ve Avrupa şüphecisi dalgayla mücadele etmek zorunda kalan AB kurumları, Hollanda ve Fransa gibi üye ülkelerdeki seçimlerde AB yanlısı politikacıların galip gelmesiyle zor günleri bir nebze geride bıraktı. Buna karşın G7 Zirvesi sırasında Birleşik Krallık ve Trump’ın Brexit sonrası kurulacak ikili ilişkiler konusunda anlaşmaları, AB’nin geleceğine odaklanırken öncekinden farklı stratejiler belirlemesi gerektiğini ortaya koydu.

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’un “yıllardır yapılan en zor zirve” olarak tanımladığı G7 Taormina Zirvesi, Trump’ın diplomatik ve politik tavrının diğer dünya liderleriyle çatışma içinde olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Ticaret konusunda adımlar atılacağına dair daha ılımlı bir tavır takınan Trump, küresel ısınma konusunda ise ortak bir eylem planı belirlenmesini engelledi. 2015’te Paris’te düzenlenen 21’inci İklim Zirvesi’nde kabul edilen (COP21) tarihi iklim anlaşmasından çekilme sinyalleri veren Trump, toplantının verimsiz geçmesinin temel sebebi olarak gösteriliyor. Trump’ın yalnız kaldığı bir toplantı olarak ilginç anlara sahne olan G7 Zirvesi, önümüzdeki günlerde uluslararası gündemde dönüşümler yaşanacağının da habercisi.

***

Climate change agreement: Parliament moves ahead, debate on U.S. withdrawal [Added by Editor!]

U.S. President Trump’s decision to withdraw from the Paris Agreement on climate change will be discussed on Wednesday. Parliament will vote on legislation implementing its 2030 emissions-reduction targets the same day.

The cuts will help deliver on the EU’s overall target for 2030 – a 30% cut from 2005 levels, in line with the Paris Agreement.

The legislation will make it possible to break down the EU target into binding, national ones, for sectors not covered by the EU carbon market – i.e. agriculture, transport, building and waste, which together account for about 60% of the EU’s greenhouse gas emissions. [Continue]

***

The US withdrawal from the Paris climate agreement: German reactions

The US’s decision met with an unambiguously negative reaction in Germany. Its withdrawal from the agreement was criticised not only by politicians, the media and NGOs, but also by associations of German companies and heavy industry. Chancellor Angela Merkel issued a joint statement with the presidents of France and Italy which demonstrated the largest EU states’ unified position on climate policy. The Federal Association of German Industry (BDI) stated that Trump’s isolationist policy threatened the companies’ investment strategies and reduced their investment security. German industry, which supports the objectives of climate policy, fears becoming uncompetitive against American producers, who would not be covered by standards for reducing greenhouse gas emissions.

The withdrawal of the US from this international agreement, in particular one which is a priority for Germany, additionally weakens the relationship between Berlin and Washington. Since Trump became president, tension in their bilateral relations has clearly increased. Trump has already declared a trade war with Germany, and he has reproved Berlin on several occasions for spending too little on defence within NATO. The withdrawal from the Paris agreement, in the negotiations of which Germany had been heavily involved, was received in Germany as the most serious break in relations with the US.

At the same time, Trump’s decision strengthens the position of China in global climate diplomacy. Today China is the largest market for zero-emission technologies, and invests the most in them worldwide. The withdrawal of the US (15% of global emissions) leaves China (30%) as the most important negotiating partner for the EU (9%) and Germany (2.2%). Beijing will also gain politically, because as the largest producer it will be able to put pressure on other states to speed up or slow down the pace of emissions reduction. In addition, as the biggest market for green technologies, China will strengthen its position in these forward-looking industries, and will be an attractive location for European and American companies to invest in. Another important partner for Germany will be India, which today is responsible for 7% of global emissions, but which will outstrip the EU in this respect in the coming years. At the same time, India has promised to make major investments in renewable energy sources and electric mobility, thanks to which it could become an important market for German companies.

Germany will be hoping that Trump’s decision need not have a negative impact on global emission reductions in the long term. The mere process of Washington’s withdrawal from the Paris agreement will take at least four years. By then, the US may have chosen another president who would represent the ecological ambitions of most of the American public and re-sign the climate agreement. Trump’s decision should not slow down the development of renewable energy sources in the US and around the world. Currently the US is the biggest market for renewable energy sources, after China. Around 350,000 people work in the solar power industry alone, and around 770,000 work in the RES as a whole; for comparison, the coal mines and coal-powered electricity plants employ around 160,000 people. Energy transformation in the US has been ongoing for at least 10 years, and is based on transferring energy production from coal to natural gas and renewable energy sources. No-one is expecting a return to investments in coal-fired energy on any significant scale. [Continue]

§ [The Consequences of Leaving the Paris Agreement]

Reklamlar