Vurma hatalarımı yüzüme, hayat!

our hands are always absent
minded glacial heat
on our face longing for a smile
the eyes in a hurry of good dreaming
themselves disloyal time
never knows to be lived
the pains of timid kisses
timidity is a feudal fault line
which we fall into while breaking away
a feed for patriarchal idea
a love hell we bring up
we were absent during building
why did they push into while living?

Hasan GİRİŞKEN

© photocredit

***

Surely, rejoice is the work of the river
Like the longing stones of the mountains
But, swans are in another pain
‘cos the pain is different.

Neither I’m in love
Nor you’re the beloved
Roses just flirt
‘cos the pain is different.

Elbette coşmak ırmağın işi
Dağların hasret dikişi gibi
Kuğular bir başka acı içinde
Acılar başka.

Ne ben sevdalıyım
Ne sevda sensin
Güller oynaşıyor
Acılar başka.

İbrahim AĞÖREN

**

Kalbin doğusu
Aşkın doğuşu
Sökmede aşkın şafağı kalbin doğuşunda
Kalbin kuzeyi
Aşkın öğleni
Kalbin batısı
Aşkın batışı
Akşamı
Kalbin güneyi
Aşkın gecesi
Karaşamı
Her karaşamdan şafak
Her şafaktan öğlen
Her öğlenden akşam
Her akşamdan karaşam doğmada
Günlerden haftalar
Haftalardan aylar
Aylardan yıllar
Yıllardan yıllarca süren aşklar doğmada

Erol ERDOĞMUŞ

**

Ben gidiyorum
Martı çığlıklarını çağır
Beyaz köpükler taksınlar kanatlarına
Bakışınla kuşansın
Ayrılığımızın son lodosu
Leyla ağlasın gözlerinde
Mecnun dök arkamdan sonra
Unutuşlarda kalalım esrik şarkılarla
Yıldız gölgeli samanyolu duraklarında.
Oysa yalnız değildin çıkıp giderken
Kulağında bir dal çıtırtısıydı sokak
Yeleleri rüzgâr yüklü acılar
Kaç sevincine pusu kuracak kim bilir
Kim bilir kaç kez düşecek sabrındaki taşlar
Eyüp çığlığı uçurumlardan

Hangi haritaya dokunsan
Ölmüş bir ülke çıkıyor karşına hüzün coğrafyanda
Geceyi sorguluyor yelkeni yırtık bir deniz
Cinayetler saklanıyor ıslak yarasa kanatlarına
Kaçak tütün kokan yalnız limanlarda
Kor bir aşk yükleniyor yangınlara
Ellerimizde gül yanığı ateşten ayrılıklarla
Taflan serinliği düşlere yolcuyuz
Kurşunlarca eriyor yüreğimiz, sonsuza akıyoruz
Cüz yanılgısı bir baharla, kül bu ömür savruluşlara Eskiden hüzün takardık yakamıza
Umutları tutuklu, gülüşleri yırtılmış günlerden
İnce ve narin bahar yorgunu bir kederle

Yasak bir park kanepesiydi sevgiler
Körpe acemi bir şiirdi gençliğimiz
Dudağımda vurgunların çatlattığı sözcüklerle
Ağrıyan bir kambur olurdu zaman
Çöl kusardım sonra, güvercin beyazı defterlere
Serçeler ölmüyordu o zamanlar
Kömür gözlü bir yoksulluktu çocukluğumuz
Odaları yüzün sanarak açardım kapılarını
Gökyüzü dokunurdu yalnızlığıma
Bir karınca ölürdü gürültüsüz
Rüzgâr dinlenirdi saçaklarda
Kaybolurdum ve yağmurlar rehin alırdı gözlerimi Menekşe kokan kadınlar saklardım sonra
Dilimin ucunda ki acıyla suladığım saksılara.

Güz yüklüyüm heybemdeki sorularla
Boğazımda ölüm yeminli yağlı bir urganla
Her gün medetsiz asıyorum kendimi
Yol düşkünüyüm hırçın nehirlerin ardı sıra
Vurulmuş bir Eylül’ü gösteriyor elimdeki pusula Ormanlarca susuyorum, içimde haykıran ırmaklarla Hangi adresin kayıplarda susan mektubuyduk
Ne zaman dağıldı bizim sarmaşık kokan soframız Sürgünlerle üşürken çalındı, alın terimizi örten yorganımız.

Latif KÖYBAŞ

**

Life, I am exhausted, don’t push me any further
I knelt down to face the coward of the world,
Do not intimitade my lonely being
People have fallen in esteem one by one
Life, I was so wrong, don’t taunt me
I gave up the craziest form of love
Hence my life vanishes bit by bit
Do not make my lonely head bend
Life, I am full of regrets, don’t question me
Kill me if you like, it won’t stop my tongue
My word are tart, the hurt the heart
Don’t let me open this silent lips of mine

Ben yoruldum hayat gelme üstüme,
Diz çöktüm dünyanın namert yüzüne,
Gözümden gönlümden düşen düşene,
Bu öksüz başıma göz dağı verme.
Ben yanıldım hayat vurma yüzüme
Yol verdim sevdanın en delisine,
O yüzden ömrümden giden gidene,
Şu yalnız başımı eğdirme benim.
Ben pişmanım hayat sorguya çekme,
Dilersen infaz et kâr etmez dilime,
Sözlerim ağırdır dokunur kalbe,
Şu suskun ağzımı açtırma benim.

Mümin SARIKAYA

**

fırtına kopar gelir ta zülfün tellerinden
sarsar bir deprem gibi,
gerilir her bir damar yıldırımlar çıkarır
titreyen ellerinden
nefesini aktarıp tırnak ucuna kadar
söyle bunun adı ne,
bu kaçıncı boyuttur saklanır
bal uzatır altında tatlı dilin
istediğin hayali, istediğin düşü kur
nihayette sana bir lütuf olur sevgilin
ten bugün var yarın yok sükût sadıktır
sana en güzel dokunmaksa gözden göze sadelik
zamanın durmayışı siper olur yangına
fırtına diner her şey hatıradır ve silik

Ahmet YALÇINKAYA

**

Bir defter kapadım sevda yüklü
Bir yaşam gezinir sayfalarında
Kanat çırpışı serçenin
Bir yaşam özledim, gök kuşağı
Renkte âhenk
İnsanı severek
Mutluluğu geçmişten koparmadım
Bugün ördüm, geleceğe serdim
Duldalarda meyve veren
Ne taşlanır, ne okşanır
Açıklarda çağladım
Yaşadım seni gürül gürül
Bir defter kapadım
Sen içinde kaldın

Muzaffer YANIK

Reklamlar