Quel chemin a traversé en 43 ans!

sıla derdine düşünce anlarsın
yunanlıyla kardeş olduğunu
bir rum şarkısı duyunca gör
gurbet elde istanbul çocuğunu

bir soyun kanı olmasın varsın
damarlarımızda akan kan
içimizde şu deli rüzgâr
bir havadan

aramızda bir mavi büyü
bir sıcak deniz
kıyılarında birbirinden güzel
iki milletiz

önce bir kahkaha çalınır kulağına
sonra rum şiveli türkçeler
o Boğaz’dan söz eder
sen rakıyı hatırlarsın

Yunanlıyla kardeş olduğunu
sıla derdine düşünce anlarsın

Bülent Ecevit
[Şiirin Tamamı]

***

Belçika’da mevcut düzene uygun davranmayan Türkler geri gönderilmeli ve bu konuda bir Referandum yapılmalı.
Diyenler var…
Haklı veya haksız…
Türkiye’deki «ötekiler-beridekiler» kutuplaşması gibi!

Oysa…
Ne mücadele verilmişti, ne terler dökülmüş, kimi vakit derin acılar yaşanmıştı o yıllarda.

70’li yıllarda CSC/ACV Sendikası’nda Muharrem Karaman; FGTB/ABVV sendikası’nda Hüseyin Çelik; Dışarıdan da çeşitli Belçikalı, Türk, Kuzey Afrikalı sivil toplum örgütlerinin destek ve girişimlerine öncülük eden kişi veya dernekler şemsiyesi altında yürütülen o çalışmalar sayesindedir, ekseriyetinizin bugün eriştikleri düzey.

74, tabiri caizse, «Kaçak İşçi/Turist Affı» sadece Türkiye’den varını yoğunu terkederek buralara koşanların değil, aynı zamanda Kuzey Afrikalılar’ın da bugün sahip oldukları siyasal ve sosyal haklarının çıkış noktasıdır.

Yunan, Albaylar Cuntası’ndan kurtulurken, Şilililerin Pinochet darbesinden kaçabilenleri koşuyorlardı bu taraflara. Onların da mücadeleye verdikleri destek yadsınamaz. Ya İspanyol Dioni! O da darbe kuşağından değil miydi ve mücadelenin en önlerinde yürüyenlerden! Tassos’du Yunan destekçilerin başını çeken. Az mı koşturdu Türkler için… Cheradi’yi unutmak mümkün mü! Türk-Kuzey Afrikalı ayrımı yapmadan verdiği mücadelesiyle!

Yahudi asllı, Türk ve yabancı düşmanı (!)Jean Goal(stein) yasalarına karşı verilen mücadeleleri, 74 tertibinde buralara gelen analarınıza, babalarınıza sorun anlatsınlar, diyemeyeceğim ne yazık ki. Zira, onların kafalarında tek bir hedef vardı, o da ne pahasına olursa olsun oturma ve çalışma izni alabilmek. Gerçi ülkenin dilini bile bilmiyorlardı ki! Hâlâ da öğrenmeyenler mevut. Okul saatleri dışında çocukları veya paraları varsa tuttukları tercümanlar aracılığıyla işlerini gördürmüyorlar mı?
1974 – 2017…
15 bin günü aşan bir yaşam diliminde her gün bir kelime öğrenselerdi şimdilerde durumları farklı olmaz mıydı!

Simsarlara da az para kaptırmadılar, onları zenginleştirmediler hani. Hem de değil, kendi geldikleri yörelerden daha önce buralarda yerleşmiş «hemşehrileri»ne.

Sendikacılar, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri gecelerini gündüzlerine katıp, bedava (sendikalı veya üye olma şartıyla) az mı hizmet verdiler ?!
Belçika’nın bir ucuna gidip «la permanance» adı verilen bilgilendirme ve dosya hazırlama çalışmalarından dönerken, yorgunluktan direksiyon başında gözleri açık uyuyakalıp, hayatlarını az mı tehlikeye attılar.

Sizler bilmezsiniz. Analarınız babalarınızın da sizlere o demlerin koşullarını, çektikleri sıkıntıları, «gururları»na yediremedikleri için anlattıklarını hiç sanmıyorum. Çoğunuz kulaktan duyma bilgilerle yetindiniz. Çünkü; sizler daha çocuk yaşlardaydınız, belki de daha doğmamıştınız bile… Bilmez, hatırlamazsınız ki o günleri?

Ya şimdilerde?
Kimileriniz okudunuz, üniversite bile bitrdiniz, özel veya kamu sektöründe bir yer edindiniz. O yılların mücadeleleri sayesinde siyasetçi dahi oldunuz. Bugün o demlerde ekmeğinizi ellerinden yediklerinize düşman bile kesildiniz, yediğiniz ekmeğe tükürme cüreti gösterecek kadar burnunuz büyüdü (!).

Yetmiyormuşçasına, verginizi ödediğiniz Belçika Kraliyeti’nde ırkı, dini, dili, inancı, teninin rengi farklı insanlara ayrımcılık gütmeden yararlı işler yapmak yerine nasıl davrandığınızın farkında mısınız acaba?

Reisiniz, Başbuğunuz, parti liderleriniz ne diyorlarsa onların gösterdikleri istikamette ne gerekiyorsa yapıyorsunuz,sizlere kucak açanların dinlerine karşı «cihat» açıyor, İslâm-Haçlı Savaşı naraları atıyor, tehditleri savuruyorsunuz.
Ne insanlık ortak değerleriniz kaldı, ne de hak, hukuk, adalet dinliyorsunuz.

Diyorum ki; seçimler yaklaşıyor, siyasi partilerden güçlü olanlar bir referandum düzenleseler. Tıpkı İsviçre türünden.
Kraliyet’e sadakat göstermeyen, buradaki insanların iyiliği ve çıkarları doğrultusunda çalışmayan, etkinlik göstermeyenlerin aileleri ile birlikte geldikleri ülkelere doğru derhal geri gönderilmelerini halk oyuna sunsalar.
EVET mi, HAYIR mı?
Reisinize % 74 destek verdiniz. Hiç merak etmeyin düzenlenecek bir referandumda sizlerin geri gönderilmesinin yolunu açacak aynı oran karşınıza dikilecektir!
Sizleri kurtaracak o dönemin devlet adamı sosyalistleri bile yok artık!

Bunları neden sizlere yazma ihtiyacı hissettim, nostaljik takıldım, kısa bir hatırlatmada bulundum?

43 yıl geriye gidin. O yılların tabiri caizse «Orkestra Şefleri»nden «Komünist» Hüseyin Çelik belki benim bile bilmediğim, anımsamadığım hatıralarını, yaşadıklarını, gördüklerini , düşüncelerini somuta dönüştürmüş, tanıtmaya geliyor!

24 Mayıs akşamı St.Josse Belediyesi’nde anılarının 1.Cildini tanıtacak ve imzalayacak. [ La présentation aura lieu en présence de l’auteur le 24 mai 2017 de 18h00 à 20h00 à la Salle du Conseil communale de l’ administration communale de Saint-Josse-ten-Noode, avenue de l’Astronomie 12 -1210 Bruxelles.]

Hüseyin Çelik’in resepsiyonuna katılın. Pamuk ellerinizi de cüzdanınıza götürün ve o hatıratı mutlaka temin edin. En iyi bilenlerden birinin ağzından, geçmişinizi dinleyin, okuyun, öğrenin, çocuklarınıza miras bırakın. Hani derler ya Tarihi Mirasımız, işte ondan…

O akşam bir işiniz var ve gidemiyorsanız, Hüseyin Çelik’in ‘Manneke Turk van Brussel – le petit homme turc de Bruxelles – Mémoires et pensées d’un syndicaliste adlı kitabını, SIMA asbl, 21 rue Brialmont 1210 Bruxelles adresinden temin edebilirsiniz. Dernekten kitabın önlü arkalı fotoğrafını istemiştim bu yazıda kullanmak üzere, yollamadılar ama bendeniz onların reklâmını yapayım yine de. Söz konusu Hüseyin Çelik ise gerisi teferruattır !!

Nusret Özgül

Brüksel – 20 Mayıs 2017

Reklamlar