Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı sonunda anladı, ama…

Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde
Denizlere açıldı içimizden biri
Niçin gittiğini söylemeden.
Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri.
Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden.
Bulacak sanıyordu yenilikleri.

Her an bir yeni su vardı,
Her yeni suda bir yeni an.
Deniz, dalgalarıyla gösteriyordu dışından
Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı.
Bitmiyordu köpüklerle renkler
Bir başka damlada, bir başka ışıkta başlamadan.

Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
Dışında ne varsa yeni, ne varsa gerçek.
Yeni manzaralarla gelen yeni duygular
Hani, eski kelimelerle olmasa
İnsanın ömrünce devam edecek.
Gözlerin önünde bir oyun, ardında bir oyun.

Anladı, ölmekle yaşamanın birleştiği noktada
Yeni rüzgârlarla esen yeni korkulara
Yeniliklerini bağışlamayan kelimelerin
Nasıl düşman sığınaklar halinde direndiğini.

Anladı, bütün olmuşlarla olanların
Ve bütün olacakların
O kelimelerin içinde
Kendisine varmadan eskidiğini

Özdemir Asaf

***

İbrahim AĞÖREN
Tamamı

**

© Karikatür: İsmail Doğan

işçiysen yaşamak istiyorsan mezara dek
çalışman gerek
ayağını yorgana daha kısa uzatmalısın
ay dediğin nedir ki
pat kapıda ev sahibi
nerde o eski sarmaşık komşuluklar dostluklar, misafirlikler nerde
o ömre bedel çağlayan gülüşler nerde
o şen şakrak insanlar
herbiri siyah beyaz bir resim şimdi
gönül duvarında vefasız bir eksene girmiş zaman
en yakının
en sevdiğin bile çalmıyor
çalamıyor kapını

sorsan kaç kişi bilir
kaç kişi anımsar
bir fincan kahvenin hatırını
bazen iş dönüşü
kahvehanenin önünden geçersin de
bir çaylık bile uğrayamazsın
candan bir dost görmedikçe
bazen kasaphane önlerinde kuyruk sallayan kedilerin, köpeklerin dilenciliklerini görür düşünürsün
şerbete ekmek doğrayanlardan
daha şanslı olduklarını
yıllar geçer
yoksulluk geçmez

çocuğun okul çağı gelip çatmıştır artık
diken gibi batar sırtına geceler
uyku tutmaz gözlerin
ister istemez sigaraya gider elin
o an zararlılığını
gereksizliğini farkedersin masrafın
buruk bir umut kaplar içini
dostluğu yalan da olsa
ayrılmak zor gelir
sigarayı bırakmaz yetmez
çayın açığını az şekerlisini içersin
biraz peynirden
biraz zeytinden kesersin
günde dört ekmek yerine
üç ekmek yazdırırsın veresiye defterine
sabah beşte değil dörtte kalkarsın işe
alsa alsa en fazla bir saatini alır yol
üç pençe yemiş ayakkabın
bir kış daha çıkartır sana
“nasıl olsa küçüğün okuluna daha üç yıl var
o zamana kadar Allah kerim” dersin
anlayacağın ayağını yorgana
daha daha kısa uzatmalısın

gün gelir meydanlar dolar
davullar çalar
halaylar çekilir
fabrika ağızlarını tutar gözcüler
bacasından ömür tüten o fabrika
nicedir emeğini sömürür
bilirsin de bedelini almak için
greve bile katılmazsın
arkadaşların davaya ihanetle suçlar seni
haksız olduğunu bilirsin
ama haklı olduğunu da bilirsin
malúm evde seninle beraber
beş nüfus var
öyle her sendikaya da güvenemezsin

Erol ARS

**

**

Çırılçıplak düştü kucağa
Doğumdan çıktı ağladı
Emekledi dillendi yavaştan
Elinden tuttu zamanın
Tanıdı sonsuzluğa akan yaşamı
Tanıdı açlığı tokluğu
Sevgiyle acının tünellerinden geçti
Değince başı yıldızlara
Büyüdü gözleri
Avucunda tuttu çalkantıları
Yürüdü bilinmezlerin üstüne
Deldi karanlıkları
Bulanıklıkları sildi
Işıdı bilinci
Füze oldu ok gibi kayıp
Evreni salladı
Korkusuzca dolaştı dünyayı
Bilgi iksirine koştu soluk soluğa
Özgürlük havasıyla doldurdu ciğerlerini
El ele verdi emekçilerle
Zorbaları ve savaşçıları yendi
Setlerini yıktı umman olup
Mavi gezegenin
Paylaştı ekmeği
Paylaştı kardeşliği
Eğildi
Öptü kara toprağı

Mehmet AYDIN

**

Karanlığın melodisi
Yine tınımda bugün
Uyutmuyor gölgemi
Avucunda Ramses
Doğmasını bekliyor
Kızgın yüzlü güneşin
Zifiri karanlıkta
Acı şarkılar söylüyor
Sandala vuran dalgalar
Çitle sarılı bahçede
Müzik ağacı önünde
Kitap okuyorum
Düşümde kayın ağacı
Şiirler arıyorum
Uykusuzum bu gece
Ağaçtan düşen damlalar
Gecenin içinde
Ürkütüyor gölgemi
Siyah kar yağıyor
Karanlığın içinde
Yorgun bedenime
Boş bir hece sessizlik
Ölümle başlayan
Ve ölümle sonlanan
Ölümün ezgisi
Korkutuyor yine
Uyuyan bedenimi

Ömer CEM

**

alanlar toplanılan haykırılan alanlar
şiirlerle, türkülerle halaylarla coşulan
yankılanan alanlar
toplanmalarla anlamlanan
adlarıyla ünlenen alanlar
adları alanlarla anılanlar alanlar
sevgilerin yoğunlaştığı
birlikteliğin kavraştığı
özgürlüğün dalgalandığı
coşan coşturan alanlar
kentleri anlamlandıranlar alanlar
korkulanlar
yasaklananlar
ıssızlaştırılanlar
anıtsızlaştırılanlar
anlamsızlaştırılanlar
yaşamsızlaştırılanlar
insansızlaştırılan alanlar
alansızlaştırılan insanlar alanlar
karanlıkların korkuluğuna dönüştürülüyorlar
toplumdan koparılan sessiz, suskun alanlar
bir gün alanlar insanlarını
insanlar alanlarını alanlardan geri alacaklar
alanlar insanlarına insanlar alanlarına kavuşacaklar
o gün kentler alanlarıyla yankılanacaklar

Akın ÖNEN

**

Veriyordu vinç ağırlığın şiirini paslı zincirlerin sesinde; gürültüyle düşerek koparmak istiyordu çelik halatlarını, denizin bittiği yerde bitmek,
almak omuzuna sonsuzlukları,
gitmek, gitmek!

Sedat UMRAN

**

Reklamlar