Hindistan’da «damsız dans!»

ँ Erdoğan’ın MHP katılımlı Hindistan Gezisi Türk Dış Politikası açısından anlamlı ve önemli bir ziyaret oldu. Hem de, güvensizliğin hükmettiği bir zaman diliminde, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde yalnızlaştığı sırada…

ँ Türkiye; ABD’nin ve Orta Doğu’daki “dostları”nın ortada bıraktığı, AB’nin ciddi sorunlar yaşadığı, Rusya’nın güvenip-güvenmemede tereddüt ettiği, Kürt hareketi nedeniyle ülke ve ulus bütünlüğü ciddi tehdit altında olan bir ülke tablosu çizerken, Cumhurbaşkanı’nın Hindistan ziyareti Soğuk Savaş yıllarının “Bağlantısızlar Hareketi” yıllarını anımsatıyor.

ँ Batı ve Rusya arasında sıkışıp kalmış gözüken Türkiye’nin bir “çıkış yolu” bulma arayışı içinde olduğunu da yansıtmıyor değil. Önemli olan Ankara’ya duyulan güvensizliğin ve içine düştüğü yalnızlığının Yeni Delhi tarafından nasıl algılandığıdır. Hindu yöneticilerin Washington ve Moskova ile iyi ilişkiler sürdürdüğü, bu iki başkentin Türkiye tedirginliğini nasıl yorumlayacakları da ayrıca merak konusudur.

ँ Peki bu ziyaretin ileriye dönük sonuçları üzerinde neler düşünülebilir, öngörülebilir?

© photocredit

***

ERDOĞAN’IN HİNDİSTAN ZİYARETİ ÜZERİNE GÖRÜŞLER
2 Mayıs 2017

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 30 Nisan-01 Mayıs 2017 tarihleri arasında Hindistan’a yaptığı ziyaret, sıradan bir ziyaret olmanın ötesinde, Türk Dış Politikası açısından anlamlı ve önemli bir ziyarettir. Belki en başta görülmesi ya da söylenmesi gereken husus, ziyaretin 16 Nisan (2017)’da yapılan referandumdan hemen sonrasına denk gelmesidir. Referandumun sonucu ve heyette yer alan MHP milletvekilleri nedeniyle, ziyaret, Erdoğan’ın yeni dönemde izleyeceği iç ve dış politika konusunda bir işaret olarak görülebilir.

Erdoğan’ın ve iktidar partisinin 2002 yılından bu yana gelen kesintisiz ve tek başına iktidarı, sadece içeride değil, dışarıda da artık kendileri hakkında daha belirgin bir genel değerlendirmede bulunma imkânı vermektedir. Böyle bir değerlendirmede, bu çalışmanın konusu itibarıyla öne çıkan hususlar; uluslararası ilişkilerinde Türkiye’nin Sünni İslam kimliği ile öne çıkan bir ülke haline geldiği, başlangıçta destek aldığı Batı ile yollarının ayrılmaya başladığı, Erdoğan ve iktidar partisi hakkında bir güvensizliğin baş gösterdiği, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde yalnızlaştığıdır. Türkiye, “Erdoğanlı yıllar”da “Ortadoğulaşma” yolunda ilerleyen bir ülke haline gelmiştir. Bu süreç içerisinde Orta Doğu’nun genel siyasal kültüründe öne çıkan “güvensizlik” olgusu, Türkiye için de kendisini göstermeye başlamış, Türkiye’ye duyulan güven ciddi şekilde erozyona uğramıştır. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerindeki mevcut yalnızlığı, münhasıran “güven” kaybı ile ilişkilendirilebilecek bir durumdur.

Türkiye, 2011 yılında, Suriye krizinde Batı ile birlikte yol çıkmış ancak, bu krizde giderek daha çok Batı ile karşı karşıya gelir olmuştur. Türkiye’nin Suriye krizinden algıladığı tehdit artarken; Batı, bu krizde Türkiye’yi yalnız bırakmakla kalmamış, Türkiye’nin algıladığı artan tehdide müzahir bir görüntü içinde de olmuştur. Bu durum Ankara’nın Rusya’ya yanaşmasına yol açmıştır. Ancak Trump’ın ABD Başkan olması ve Başkan olmasının üzerinden geçen yüz gün içinde izlediği politika, Ankara’nın yeniden ABD ile çalışma isteğini harekete geçirmiş, böyle bir izlenim ortaya çıkmış; bu ise, Türkiye-Rusya ilişkilerinde “hissedilen” bir endişeye yol açmıştır. Suriye krizinde Türkiye ile hareket ettiği bilinen, Suudi Arabistan’ın Trump’ın Başkan olmasından sonra yeniden ABD ile yakınlaşması ve Katar’ın Rusya’ya “yanaşmış” gözükmesi, Orta Doğu’nun genel siyasal kültürüne işaret eden ve Türkiye için anlamlı olan diğer hususlardır.

Türkiye, ABD’nin ve Orta Doğu’daki “dostları”nın ortada bıraktığı, AB’nin ciddi sorunlar yaşadığı, Rusya’nın güvenip-güvenmemede tereddüt ettiği, ayrılıkçı/bölücü Kürt hareketi nedeniyle ülke ve ulus bütünlüğü ciddi tehdit altında olan bir ülke haline gelmiştir. Bu tablo, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hindistan ziyaretini önemli anlamlı ve önemli kılan bir başka husustur.

Yukarıda belirtilen tablo nedeniyle, Erdoğan’ın Hindistan’a yaptığı ziyaret ya da Türkiye’nin Hindistan açılımı, Soğuk Savaş yıllarının “Bağlantısızlar Hareketi”ni çağrıştırmaktadır. Hindistan ziyareti/açılımı, Batı (ABD+AB) ile Rusya arasında sıkışıp kalmış gözüken Türkiye’nin bir “çıkış yolu” bulma arayışı içinde olduğu şeklinde alınabilir. Bağlantısızlar Hareketinin çıkış noktasının Nisan 1955’de Endonezya’nın Bandung şehrinde gerçekleşen Asya-Afrika Konferansı olması, Endonezya’nın İslam kimliği ve Hindistan’ın o zamanlar bu hareket nezdinde öne çıkmış konumu, bu algıyı ayrıca beslemektedir.

Bugün itibarıyla, tam olmasa da, Türkiye ile Hindistan arasında bazı benzerliklerden söz etmek mümkündür. Hindistan; [i] hem ABD ile, hem de Rusya ile yakın ilişkilere sahiptir; [ii] hem bölücü/ayrılıkçı, hem de İslami aşırıcılık tehdidi ile karşı karşıyadır; [iii] başta Çin ve Pakistan olmak üzere komşuları ile ciddi sorunları yaşamaktadır; [iv] nüfusu etnik (ve dinsel) çeşitlilik göstermektedir. Türkiye de, “ölçek” farkı ile, aşağı-yukarı benzer bir duruma sahiptir. Nüfusunun sadece % 14’nü teşkil etse de, Hindistan, Türkiye’nin nüfusunun iki katından çok fazla (yaklaşık 177 milyon büyüklüğünde) Müslüman bir nüfusa sahiptir. Belki, Hindistan ile Türkiye’nin belirgin biçimde farklı düştükleri iki konu, Çin ve Pakistan’dır. Türkiye’nin Çin ve Pakistan ile olan ile olan ilişkileri Hindistan’dan farklıdır. Yavaş olsa da Türkiye-Çin ilişkileri gelişiyor gözükmektedir. Türkiye ile Pakistan çok yakın iki ülkedir.

Hindistan ile olan ilişkilerinde Türkiye için sorun olma potansiyeline sahip bazı hususlar vardır. Bunlardan bir tanesi, ABD’nin, AB’nin ve Rusya’nın Ankara’ya duyduğu güvensizliğin, Türkiye ile olan ilişkilerde gözlemlenen tedirginliğin ve bunların bir sonucu olarak Türkiye’nin içinde bulunduğu yalnızlığın Hindistan tarafından nasıl algılanacağıdır. Washington’a ve Moskova’ya yakın olan Hindistan’ın, her iki başkentin Ankara’ya bakışlarından etkilenme ihtimali zayıf görülmemektedir. Eğer Ankara’nın Hindistan’a yaklaşımı ABD ve Rusya karşısında kendisine hareket alanı yaratma amacını taşıyorsa, Çin karşısında hem Washington’un hem de Moskova’nın desteğine ihtiyaç duyan Hindistan, Türkiye’nin bu amacını karşılamasına yol vermeyecektir. Son dönemde Türkiye’nin Sünni İslam kimliği ile öne çıkan bir ülke haline gelmesi, Mısır’da Müslüman Kardeşlere sahip çıkmasında ifadesini bulduğu üzere kendisini Sünni Müslümanların hamisi gibi görmesi ve gerçeği yansıtmasa bile Türkiye’yi IŞİD ile ilişkilendiren iddialar, Hindistan’ın Türkiye konusunda adım atarken göz önünde bulundurabileceği bir başka husustur. Çünkü Hindistan, ciddi bir Müslüman nüfusa sahiptir ve Keşmir konusunda, hem bu nüfus ile, hem de bu nüfusa destek veren Pakistan (ve IŞİD) ile karşı karşıyadır. Ankara ile ilgili genel güvensizlik algısına bağlı “şüpheciliğin” de, Hindistan’ın Türkiye’ye karşı mesafeli durmasında etkili olabileceği düşünülebilir. Hindistan, Pakistan ile ciddi sorunları bulunan ve en az üç kez savaşı yaşamış bir ülkedir. Onun içindir ki, Türkiye’nin Pakistan ile olan yakın ilişkileri, Hindistan’ın Ankara’ya bakarken göz önünde bulunduracağı bir başka husus olacaktır.

Bugün Hindistan, Çin nedeniyle, hem ABD ile, hem de Rusya ile yakın ilişki içinde olan bir ülkedir. Türkiye’nin, Müslüman Uygur Türklerine gösterdiği ilginin dışında, Çin ile bilinen bir sorunu bulunmamaktadır. Bunun anlamı, Türkiye’nin Hindistan açılımının Çin ile ilişkilendirilemeyeceğidir. Bu bağlamda bakıldığında, Türkiye’nin Hindistan açılımının arkasında, Ankara’nın Washington ile olan ilişkilerini -dolaylı bir yolla- iyileştirme amacının yer alabileceği akla gelmektedir.

ABD’nin Çin nedeniyle Hindistan ile yakınlaşmasının Pakistan’ı ABD’den uzaklaştırıp Çin ile yakınlaşmaya ittiği bilinen bir husustur. ABD Sovyetlerin Afganistan’ı işgali başlayıp bugüne kadar gelen süre içerisinde Pakistan’ın İslami direnişçiler ve “Sünni radikalizm” ile nasıl bir ilişki içinde olduğunu yakından yaşamış ve görmüştür. Onun içindir ki, hem Hindistan ile yakınlaşmasının Pakistan’da doğuracağı etkinin, hem de bunun ABD’yi nasıl bir risk ve tehdit ile karşı karşıya bırakacağının farkındadır. Bu noktadan hareket edildiğinde, önce Türkiye’nin Hindistan ile yakınlaşmasının ABD (ve Hindistan) için bu riski/tehdidi aşağıya çekebileceği, sonra da Erdoğan’ın Hindistan ziyaretine bu yolla Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerini düzletme işlevini yüklemiş olabileceği akla gelmektedir. Bu çağrışım, içinde bulunduğumuz günlerde ABD’den, AB’den ve NATO’dan gelen açıklamalar ile daha bir anlam kazanmaktadır. ABD, Kürtler ile olan bağının her zamankinden daha yakın olduğunu açıklamıştır. Bu, dolaylı olarak Türkiye’ye “sopa” göstermek, Türkiye’yi Kürt ayrılıkçı hareketi ile tehdit etmek demektir. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Mogherini, referandum sonucuna saygı gösterdiklerini, Türkiye’nin AB’nin stratejik ortağı olduğunu ve Türkiye ile ipleri koparmak istemediklerini açıklamıştır. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg de, Türkiye’nin NATO’ya güç verdiğini, “Türkiyesiz” NATO’nun zayıf olacağını açıklamıştır. Batının ABD kanadı Türkiye’ye “sopa” gösterirken, Avrupa kanadı (AB+NATO) Türkiye’ye “havuç” uzatmaktadır. Bunlar, bize göre, Hindistan açılımına, Türk-Amerikan ilişkilerinin dolaylı/örtülü yollarla iyileştirilmesi gözüyle bakılmış olabileceğine işaret eden hususlardır. Hindistan’ın ABD ile olan güncel yakın ilişkileri ve ABD’nin Çin karşısında Hindistan’a duyduğu ihtiyaç dikkate alındığında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hindistan ziyareti, yukarıda işaret edilen “sopalı-havuçlu” oyun ile ilişkilendirilebilmektedir. Suudi Arabistan’ın ABD ile olan ilişkilerinin Trump ile birlikte “iyileşme” göstermesi ve Katar’ın Rusya ile birlikte Hindistan’da önemli yatırımlara gitmiş olması, bize göre, bu ilişkilendirmeyi ayrıca güçlendirmektedir. Türkiye’nin Hindistan açılımının Pakistan nezdinde doğuracağı olumsuz ve Ankara karşıtı hava ise, ABD ile yeniden yakınlaşan Suudi Arabistan’ın Pakistan nezdindeki nüfuzu üzerinden aşılabilecektir.

Rusya Hindistan’da ciddi büyüklükte yatırımlara gidecek derecede Yeni Delhi ile yakınlaşırken, Türkiye’nin Hindistan ile yakınlaşmasından rahatsızlık duyabilir mi? Eğer Türkiye’nin Hindistan açılımının arkasında ABD ile olan ilişkileri “iyileştirmek”, ABD ile yeniden yakınlaşmak var ise, hiç şüphesiz Rusya bundan ciddi şekilde rahatsız olacaktır. Çünkü Türkiye-ABD ilişkilerinin iyileşmesi, hem Ankara’nın Suriye’deki pozisyonu etkileyecektir, hem de bu etkilenme sadece Suriye ile sınırlı kalmayacaktır. Bu etkilenmeler, dolaylı olarak bölgede Rusya’ya olumsuz yansıyacaktır. Bu bağlamda, konuya farklı yaklaşılıp Türkiye’nin yaşanan onca şeyden sonra, bölgede yeniden ABD’ye “yanaşıp” Rusya’dan uzaklaşıp uzaklaşmayacağı, bunu göze alıp alamayacağı da sorgulanabilir. Başlangıçta değinilen genel değerlendirme nedeniyle, Türkiye’nin Hindistan açılımına gerçekte böyle bir işlevi yüklemiş olabileceği, tamamen dışlanmamakla birlikte, oldukça zayıf bir ihtimal olarak görülmektedir. Çünkü bu, Türkiye’ye duyulan “güvensizliğin” dip yapması sonucunu doğurur; Türkiye’nin, yalnızlığı “katmerlenir”, dolayısıyla hedef alınması kolaylaşır ve bölgede parçalanacak ülkeler arasına dâhil edilme ihtimali belirir.

Uluslararası ilişkiler çıkar temelli bir ilişki olsa da, güven bu ilişkiyi sürdürülebilir kılan en temel olgulardan biridir. Güven, uluslararası ilişkilerde tesisi zor, yıkılması kolay bir olgudur. Bu olgunun, hem olumlu, hem de olumsuz yönde, yayılmacı bir etkisi de vardır. Bunun Türkiye’nin Hindistan açılımında göz önünde bulundurulması gereken önemli bir husus olduğu değerlendirilmektedir. Hindistan açılımına, yukarıda belirtilen mülahazalar ışığında bakılmasında yarar görülmektedir. Bu açılım, Türkiye’nin mevcut uluslararası ilişkilerine zarar verebilecek bir mecradan uzak olarak ele alınmalıdır. Eğer 1,266 milyar nüfusu ve satın alma gücü paritesi itibarıyla 8,7 trilyon dolar olan GSYİH ile Hindistan, Türkiye için iyi bir pazardır Aynı şekilde, seksen milyon nüfusu ve 1,7 trilyon dolar seviyesinde olan GSYİH ile Türkiye’nin de, Hindistan için iyi bir pazar olduğu belirtilebilir. Bu, Hindistan açılımı için gerçekten uygun ve iyi bir mecradır. Ve bu mecra, bize göre, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerindeki gerilemeyi telafi etme potansiyelini içermektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti ile Türkiye-Hindistan ilişkileri hızlı bir gelişme/ilerleme sürecine girmesinin, ayrıca ciddi bazı olumlu gelişmelere yol açma potansiyelini içerdiği de düşünülmektedir. [i] Hindistan ile Pakistan arasında yeni diyalog zeminlerine imkân verebilir. [ii] Hindistan-Çin ilişkilerine katkı sunabilir. [iii] Keşmir konusunun, önce kontrol altında tutulmasına, sonra da bir çözüm yoluna kavuşturulmasına hizmet edebilir. [iv] Türkiye, ABD ile Rusya’nın Hindistan nezdindeki pozisyonlarını dengeleyici bir işlevi yerine getirebilir.

Türkiye bunları yapabilecek potansiyele sahip bir ülkedir. Hindistan’daki kalabalık Müslüman nüfus ve geçmişte Hindistan’da kurulmuş Türk devletlerinden kalan izler/varlıklar, Türkiye’nin bu potansiyeline ayrıca güç vermektedir.

* *


[In Turkey]

Reklamlar