…Kırılmamak için, hasrettir sevgiye!

© photocredit: Üzeyir Lokman ÇAYCI

ellerimiz hep unutkan
yüzümüz buzul sıcaklığında
gülümsemeye hasret
gözler iyinin telaşında
düşler kendini vefa bilmez
zaman yaşanmayı bekler
çekingen duran ağrısı öpüşlerin
çekinge feodal fay hattı koptuğunda
içine düşüp sakat kaldığımız
ata erkil düşünceye
yem beslediğimiz sevgi
cehennemi yaratırken
biz yoktuk yaşarken
neden içinde var ettiler ki

Hasan GİRİŞKEN

***

yaşamın bedeli
bir yığın ölüye durmaksızın bakmaktır
beynimi böyle örseledi aşkın nesneye göz göre göre evrilmesi
bizi kararsızlıktan kopyaladılar
ikircikten doğduk
ölüm ile yaşam arasındaki şaşkınlıktan
toplu mezarımızda yatıya kal der gibi
bakarlar gözlerimize
bu yüzden kimin dilinin altını yoklasak
bir kaçak gibi bizden söz ediyorlar
delirirsek diyorum
ayyuka çıkacak süregelen bir yalan
delirmek dışımızın bozgunudur
delirirsek belki ayırt edilebiliriz suretimizden

bir evrenimiz olmadı bizim
küçücük bir dünya tasarlayamadık algılarımızdan
bilincin ay halidir
bu yüzden şiir kısır bir çekişmeye döndü
zihinden sıyırdıklarımız
sevdayı da bir anlama benzetemedik bu yüzden
ancak bilincimin öte yamacından seslenebilirim size ancak bunu yapabilirim
şiirin çarpıtıldığını haykırabilirim yazdıklarımla
ancak eksilebilirim ve iyice delirebilirim aklımın ayazında işte budur sizin fıtrat dediğiniz
gücü yetmezliği bildiniz

bir zayıfın kaderine böyle ezberlendi bu
oysa tanrıyı da hayal kırıklığına uğratabilir
aklını dilinde çiğneyen biri
bu yüzden yaşarken ben
kendi cesedimin sağlığına kadeh kaldırırkenki
can çekişmelerimdi söylediklerim
dimağımın ekilmesi
bu daha iziniz var tarlasında zihnimin
sözbozumundan sonra
dilimin nadasına beklerim

Muhammet AKYILDIZ

**

Oysaki Ellerimiz Sarı-Siyah Bir Beyaz
bir bulut
bir kara bulut göğsüme birden bire
yanan alevler, ateş topları…
garip garip bana benzeyen gölgeler
üstümüze saldırıyor.
ölüşüyoruz sorgusuz
oysa ki sevmiştik
şahitti Hayyam
gölge değildi Romeo ve Jüliet
Mecnun içinde bir Leyla
Apachi Buda
bir gemi içindeydik
belki Nuh’un belki Titanik
Oysaki Ellerimiz Sarı-Siyah Bir Beyaz
ve bir kırmızı nağme yüreğimiz.

İbrahim AĞÖREN

**

© photocredit: Üzeyir Lokman ÇAYCI

gel desen gelemem
git desen gidemem
çünkü sen benliğimdesin
bendelenensin
benlendirensin
benlendirildiğimsin
benimlesin
bendesin
bensin
kendime nasıl
gel ya da git derim?

Akın ÖNEN

**

Adamın
Bir merhaba diyecek
Hiç dostu olmadı.
Bir gün,
Mavi gözlü bir kadın
Kapısını çaldı…
Açan olmadı…
Kadın pencereden seslendi
Gelirken eve ekmek getirmeyi unutma?
Adam, elini cebine attı
Eli boşlukta asıldı kaldı…

Babası dört kolluda gidiyordu yavaş yavaş…
Çocuğun gözlerinde bir damla yaş,
Dünyanın nemi
Sanki bir derece arttı.

Fazla içme…
Bu meret,
Şişede durduğu gibi durmaz…
Adamı devirir…
Dediler…
Adam, başını hafifçe kaldırdı
Zorla, gözlerini bir noktaya sabitledi
Doğru… dedi
Başım gibi
Dünya’da dönüyor zaten
O işte, asıl beni deviren…

Adam eczanenin ışıklı penceresinden
Önce, içeriye şöyle bir baktı
Sonra da elindeki reçeteye
Avucunda sıkıştırdığı
Tek demir para…
yüreğini yaktı…
Reçeteyi
Peçete gibi
Evirdi, çevirdi…
Küçücük reçete
Dev oldu sanki
Bir yere sığmadı
En sonunda; yırttı, attı reçeteyi
Gözündeki yaşlar serçe kanadına bindi
Yel oldu gitti

Osman Yavuz İNAL

**

Biz kırıldık daha da kırılırız
Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü
Hırsız da bilmiyor çaldığını
Biz yeni bir hayatın acemileriyiz
Bütün bildiklerimiz yeniden biçi…

Cemal SÜREYYA

**

adanmış hayatlar geçti ömrüm yarım
bulamadı yolunu üzümün
o salkım acısında demlenen koruk gibi,
bekler sürur,
bir başına sindirmedim her çizgisini
bakmadım yüzüne, doyasıya
vakti çoktan geçti hâlâ düşmediler
küsmüş birbirine şeftaliler
tatları çıkmaz aklımdan
yoruldu ağaçlar,
inat taşımaktan dalların isyanını
nasıl da seyrettiler
duraklar bir bir yolumda siliniyor
izleri toprak çatladıkça
şu çardak dururken bir testi su yanında
düşülür mü yeniden ıssız patikalara
sen söyle sır yüzlü bebek
ağlaması şarkı,
gülmesi güneş olan
gücünle sıkarsın, sakladıklarını
oysa merakla bugünü beklediler
yalnız sana kadar mı
avucundakiler

Belma ÜNSAL

**

Seninle uzaklardan
Böyle bakışmak varmış
Erişimsiz düşlerle
Böyle avunmak varmış
El ele tutuşmadan
Baş başa kalamadan
Dizelere gizlenen
Sevgiyi anlatmadan
Anılarla yetinip
Böyle yaşamak varmış
Yakmadan yanmak varmış
Yanmadan yakmak varmış
Yazgı buymuş diyerek
Soru bile sormadan
Gün geçmez yaşamlarda
Böyle dolaşmak varmış.

Prof.Dr.Yıldız TÜMERDEM

Reklamlar