Je t’aime plus. Moi non plus !

© photocredit

***

Jane Birkin, Serge Gainsbourg çiftinin efsanevi ve erotik şarkı bu başlığı taşır. [Melodi]

Ne ifade ettiğine gelince; Bir gelgit olayıdır! Dönüşümlü olarak birbirine yaklaşıp daha sonra çekilmek gibi…

Birbirlerini seviyorlar ama zaman zaman acı çekmelerine karşın ne doğru dürüst sevgilerini ifade edebilirler ne de biri diğerinden kopabilir. Taban tabana zır insanlar misali… Kimi vakit biri diğerini cezalandırmaya kalkışır, ama sevgisi – AB-Türkiye ilişkileri açısından çıkarı– ağır bastığından pişman olur, geri dönüş yapar. Cezalandırmak yoluyla amacına erişemeyeceğini anladığından…

Seni seviyorum, ama bir türlü sana söylemesini başaramıyorum.
Beni sevdiğini biliyorum, ama bunu senin anlayabildiğini sanmıyorum…

Hep deriz ya; Avrupa’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var; Türkiye’nin de Avrupa’ya.

Peki bu kimi vakit «agresif» leşen âşk veya ilişki hep böyle mi süregelecek?

Dünkü yazıda sorduğum gibi:

Peki ortası ne bu ilişki modelinin?

Taraflar şimdilerde işte bunun arayışı içindeler yeniden…

Zaman zaman «âşka gelseler» de kalıcı bir bütünleşmeyi zamana yayacak yeni bir «format!»

Kimilerine göre; ekonomik, ticarî ve sosyal ilişkileri günün koşullarına uyarlayacak, siyasî – tam üyelik – boyutu içermeyen bir ilişki…

1995’in yaşlanmış, demode olmaya başlamış Gümrük Birliği anlaşmasını gençleştirmek, yenileştirmek!

Diğerlerine göre de; 1963 Ankara Ortaklık Antlaşması artık mazide kaldı, günün gereklerini karşılayan, zorluklarının üstesinden gelen yeni bir Ortaklık Sözleşmesi!

Birincisinin her iki tarafın da çıkarına olacağı, işine geleceği bir model olacağı anlaşılıyor.

Yarın sabah Brüksel’de yapılacak Avrupa Parlamentosu’nun Dış İşleri Komisyonu’na sunulan tasarıya koşul eklenmez, bir yaptırım maddesi eklenmezse. Tasarıya tanınan süre olan 9 Mayıs’a kadar yine değişiklik önergesi yağdırılacağına hiç kuşku yok. Nihaî metin oylama sonucu yazılacak ve genel kurula sevkedilecek. Daha sonra da Hükümetler kanadını temsil eden siyasi karar organı Konsey’in onayına sunulacak. Bir bağlayıcı yani olmasa da, AB konseyi ne derse o olacak.

Nedir bu şartlar?

* Yeni belgenin Türkiye’nin bir tür ambargo uyguladığı Kıbrıs Cumhuriyeti’ni (Rum kesimi) de kapsaması ve işlerliğe geçirilmesinin Ankara tarafından kabulü

* İnsan hakları ve temel özgürlüklere atıfta bulunacak kıstaslar eklenmesi. [en] + [fr] + [Other languages – Top of the Page]

Sürekli şikâyet ediyorlar; Türkiye güvenirliğini, inandırıcılığını kaybetti gibisinden.

İyi de AB çok mu masum!

Verdiği sözleri eksiksiz yerine getirdiği söylenebilir mi?

Bugün Türkiye’nin uymadığndan şikâyet ettiği siyasi kıstaslara uyum sağlamasına Kıbrıs engelini aşıp yardımcı oldu mu?

Avrupa Parlamentosu aldığı her karara temel amaçlarla hiçbir ilgisi bulunmayan «kulplar» takmadı mı?

Kararı, iki tarafın ve uluslararası mekanizmaların tarihçilerine bırakacak şekilde, siyasî tutum sergileyerek Ermeni Soykırımı olayını tanımakla tekerleklere tabiri caizse çomak sokmadı mı?

Dünü bilenlerimizin, ilişkilerin geleceğine kuşkulu yaklaşmaları hiç de abartılı değil. Zira iki tarafın samimiyeti, güvenirliği, inandırıcılığı bir değil, iki değil, sayısız olaylarda sınandı da ondan…

Birkin-Gainsbourg çifti ile başladık, onlarla noktalayalım:

Kararsız bir dalga gibi, gidip geliyorum.
Fiziksel âşkımızda umut yok
Yetti yaaaa, geleceksen gel artık..
. [Paroles]

Nusret Özgül

Brüksel – 1 Mayıs 2017

Reklamlar