Seç Beğen Al!

***

AB üyesi ülkelerin halkoyu ile seçilen milletvekilleri, Referandum sonuçları ışığı altında Türkiye’yi görüştü.

Avrupa Parlamentosu’nun Brüksel Merkezi’nde 1,5 saat civarında süren birleşimin anakonusu; Türkiye ile ilişkilerin geleceği idi.

Daha doğrusu; «Kaderi»ni nasıl tayin edebilecekleri, şekillendireceklerine odaklandı. Konuşmalar bir kez daha gösterdi ki; «çaresizler!»

Ellerinden bir şey gelmiyor, zira bir yaptırım güçleri yok, Avrupa Konseyi Parlamenterler Assamblesi gibi…

Türkiye üyeleri değil bir; üyeleri olsa bile, önlerinde Polonya, Macaristan gibi üye ülkeler karşısındaki acizlikleri bas bas bağırıyor nasıl hareket edilmesi gerektiğini bile bilemiyorlar iki…

Hani utanmasalar bir adım ileri gidip, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a; 2004’te hata işledik, kurtar bizi Reis içine düştüğümüz bu b.kluktan diye yalvaracaklar.
Yalvaracaklar ki, Reis çıksın desin:
Ha şöyle yola gelin bakalım. Sen beni rahatsız etme çabalarına son ver, bırak ben istediğim gibi hareket edeyim. Kendi topraklarımda borumu öttüreyim. Dışarısı ile ilişkilerime de çomak sokmaktan vazgeç, alın Tam Üyelik vaadinizi başınıza çalın, çünkü gün gelecek sizler benim kapımı çalıp yalvaracaksınız.

Türkiye’yi yönetenler kendi kaderlerini tayin etme konusunda zorluk çekmiyorlar. Mustafa Kemal Atatürk kafalarına vura vura gösterdi. De… Türkiye ile ilişkilerin «kaderi»ne dönüp dolaşıp, AB dişlisi takılınca «Çarkıfelek» takılıveriyor!

Aman Tanrım, dedirtecek konuşmalar…

Rumların geleneksel ağlaşmaları…

Aşırı Sağ’ın bilinegelen «Türkofobisi…»

Hırıstiyan Demokrat + Belçikalı Liberallerin Şefi’ni başını çektiği reformistler (kendi ülkelerinde bile reformu başaramayanlar çetesi) koalisyonunun ekonomik menfaatlerinden olacakları korkusu –tıpkı Türkiye’deki «mevkidaşları» gibi.

Kendi ülkelerinde – Fransa gibi– Le Pen karşısında bile ayakta durmayı başaramayan sol ve komünistlerin biçare durumları…

…Ve bütün bu tabloyu büyük bir zevkle izleyip tadını çıkaran başta Romanya, eski MEDAÜ’lerin kimi vakit «Erdoğancılık»a sınırları dayanan tutumları; çık çıkabilirsen işin içinden sorusunu sordurtmuyor değil.

Yanıt bekledikleri, AB Komisyonunu temsil eden «Komiser» yardımcısı Yakup Han’a…
Johannes Hahn’a demek istiyordum!


İtalyan asıllı Dışişleri Bakanı mevkiindeki Federica Mogherini «cin»gibi. Birleşime orkestra şefliği yapacağı «anons» edilse de piyon olarak Hahn’ı öne sürüverdi.

Uzun lafın kısası; ortaya çıkan tabloyu özetlemek gerekirse:
Tam Üyelik Müzakereleri hata idi (2004 kararı) askıya alalım.
Ama nasıl?
Ya hû dürüst davranmadığımız aşikâr, Türklere bu işin yürümeyeceğin anlatalım!

Kim anlatacaksa artık…

Burada Reis devreye giriyor, yukarıda bendenizin algıladığı şekilde bir tutum sergilediği takdirde!

Eeeee… Devam et. Anlat anlat iyi oluyor…

Yeni bir «Ankara Ortaklık Antlaşması» önerelim..
Diğer deyişi ile?
E cânım, işin insan hakları, demokrasi vd boyutlarını es geçelim, ekonomik işbirliğine ağırlık verelim, nasıl olsa diğer güvenlik ve savunma konularında NATO ve ABD devrede!

Ama, kamu oylarımız önünde «zevahiri kurtarmak» için de, gösteriş olsun diye, «Yenileştirilmiş – Günün koşullarına uyarlanmış – çağdaşlaştırılmış» Gümrük Birliği Antlaşması’na şerh düşelim; insan haklarına, demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere sadık kalma koşulunu ekleyelim! Bu konuda Ankara yardımcı olsun. Kazan kazan meselesi…

Yersen…

Hiç merak etmeyin iki taraf bayıla bayıla yiyecektir. Tüsiad’ı, İKV’si amiyane tabiri ile, yeni gelinin – gerçi günümüzde kalmadı ama – üzerine atladığı gibi saldıracaklardır!

İKV yanıp tutuşuyor; birbirimize ihtiyacımız var diyor! [AP, AB Konseyi gibi kurumlar da vizyoner bir perspektifle davransın] + [Turkey is an integral part of Europe.]

TÜSİAD, her zaman olduğu gibi, ‘Çevir Kazı Yanmasın…’
Yani sizler… [Milli menfaatlerimiz]

Ne yani; Vatan, Millet, Sakarya mı diyecekler? Demokrasi, İnsan Hakları, Temel Özgürlükle olmazsa bizler destek vermeyiz diye ortaya mı atlayacaklar?
Deseler bile inanacak mıyız?
Yersen…

Türkiye’de «kutuplaşmak»tan bahsediyoruz değil mi, gelin de AB’dekini görün.

Ha aman unutmayayım; AB’nin yeni sloganı ne mi?

Yüzde 49, tek umudumuz, doğurtma bizi dokuz!

Elma şekeri mi?
Üyelik Müzakereleri askıya alınırsa, her yıl Türkiye tarafına aktarılan yardım fonlarını bu kesime vermek!
Enayi zannediyorlar milletin yarım elma kesimini…
Tüm yardım fonları merkezî hükümetten geçiyor bacım, biraderim, nasıl aktaracaksın?!

Bir parmak bal çalma deyimini bunlar da öğrendiler sonunda…
Siz yine gidin kendi paranızla bir kavanoz bal satın alıp, parmağınızı daldırın, ağzınıza çalın, aman ola ki bunların parmaklarını değdirtmeyin!

Ha bu arada, Çavuşoğlu bi talepte bulunsa da gelip karşılıklı görüşsek temennisi…

Nusret Özgül

Brüksel – 26 Nisan 2017

Reklamlar