Taktın mı kafayı her şeye, düşer incinirsin!

salar kara korkusunu bir saydamlığı yararak,
üst köşesinde bir ekskave gizli açacağıyla açar;
ne bulacak içinde yaşamanın üstünde gördüğümüzden başka,
merakı mı yoksa oyunu mu canı sıkılan zamanın?
hep kumar masasında olmak gerekir mi
sonunda o kazandıktan sonra?
kara düşüdür ölümün bir mikaya yansıttığı.

Sedat UMRAN

***

Sen gül
O diken
Ben güldiken.

*

Sen ki küçük bir isken dersin ki:
Yandım uzaktan mastürbasyonlara inat aşka
Sen ki ender küçük (i)sken dersin ki:
Görmez Karacaoğlanlar,Yunuslar duymaz sanırsın
(onlar ki yanmıştır oduna aşkın)

Oysaki aşkın elif’i şafak’a saplanmıştır
Ne elif kalmış ne şafak oddan geriye.

*

Dal kırılır dağılır yapraklar birer birer
Hüzün hazansız da gelir üstümüze
Sıkı giyin dişini sık
Yumruk yumruk sarıl sevdana
Keskinle düşlerini
Düşlerini keskinle

İbrahim AĞÖREN

**

Akardı akşamın nehri bizim vâdiden
Dağların ardına vururdu uğultusu
Bir çoban
Çalardı , biten akşamlara kavalını
Bir çiçek açardı.
Kokusu dağlarca , dağlarcaydı.
Akardı akşamın nehri
Çatılarda uzardı
Sabahları kıskanırken akşam
Sabahlar ona yanardı.
Bir tüten baca , bir kısık ışık
Sesler uzardı akşamları
Mor gölgelerle yarışarak.
Çoban ,
Sevdasına çalardı kavalını
Bin çiçek açardı
Kokusu Dağlarca, dağlarcaydı

Çiğdem ALTINÖZ

**

Garson Rita ihanet edeli şiire
bırakmış birayı şair
Bira bardağının camından hilafsiz
tüm kızlar Rita´yı anımsatıyormuş ona
Şimdilerde iç-limandaki İstanbul meyanesine takılıyor barda duran Melahat´a
rakıdan başkasını içmem diyerek,
caka satıyormuş
Sonra da Yunanlı Mariya´nın barında
garson Eleni´yle kırıştırıp
varsa yoksa Metaksa diyerek
vatan hainliği yapıyormuş

Oğlum şair şiir senden kaçtıkça
keçileri mi kaçırıyorsun yoksa
Ne öyle kendi kendine konuşmalar
olur olmaz yerde yüksek sesli monologlar
Sonra giydiriverirler deli gömleğini sırtına
“Daha üşütmedim kafayı” diyorsun,
hadi inanalım
ya hergün “brötchen” aldığın yeşil gözlü dilberin
gül kırmızısı bir gülücükle “kahve ister misiniz?” sorusuna 3 koca fincanla karşılık verip
tansiyonu 180’e yükseltemene ne demeli?
unutma atın ölümü arpadan olabilir
ama şairin ölümü şiirden olmalı,
kahveden değil!

Mevlüt ASAR

**

ezilip büzülüyor ışık buğulu camın arkasında
bir kalp çiziyor yine o çocuk
ışık sızıyor kalbin iz yolunda
her şey böyle sakinken
buğulu kalbten ıslanmışken parmak
sesi geliyor annemin
avuçlarıyla siliyorum buğuyu
çocuk avuçlarımda ıslak bir kalp
ve ben yine korkak

Mustafa BOĞ

**

Beğenmiyorsan,
yak adının geçtiği şiirleri,
koy torbanın içine,
küllerini postala.
Sevmiyorsan,
marşlardı ezbere söylediğim,
çeteci ruhumla,
dağlarda, öldüğümü geri ver.
İstemiyorsan,
geri çekil dudaklarım yaklaşınca,
sıkıştır seviyi çarkların arasına,
için buz tutmuşsa, çarmıhını da getir.
Korkuyorsan,
ürküntüsüz sözcükleri düşür dilinden,
yalvaran dualar yakışır ağzına,
söyle arkadaşlara sırt çevirdiğini varınca.
Gelmiyorsan,
bilgeliği bırak, işi bilenler yapsın,
ölmüşlüğü üfleyip durma ruhuma,
dostlukları bitmiş iki yolcuyuz seninle.

Zeynel ÇOK

**

Erol ERDOĞMUŞ

**

her çiçeğin bir ağzı vardır,
konuşan dili okşayan elleri…
birer kül kedisidir sanki yapraklar
sokulsan tırmalar belki tenini
dilindeki masalın bittiğini anlarsın
yepyeni sayfa açarsın kendine
bembeyaz çizgilerle dolu büyükçe bir sayfa.
eğik boyunlu harflerden birer demet koyarsın içine,
bu senin ellerindir az hareketli ama,
biraz sarsak ağlamak gibidir yaşamak
öğrendiğini sanırsın sonra göğün eflatun olduğunu;
gidip onu sever okşarsın.
acıdır uykusunu dar ettiğin hayat
gözlerine bağladığın ırmaklar çoğalıp akar
büyürken kendini avuttuğun ağaçlar…
yarıçıplak birer kasımdır
varlığını inkâr edemediğin aşkın ilk öpücüğü diye anlam biçtiğin duygu:
gülün sapsarı saçlarıdır; biraz sağa yatıktır.
sevip okşayınca
öylesine mor dudakları vardır ki, şarap tadında…
içilen her kadeh bazen sınırsız acıdır
aşksız insanın yaşamında çocuklar
ne yarındır, ne öbür gün
eylülün hüznü kalmıştır güzün dudaklarında
buna kafayı taksan düşersin incinirsin;
hayat kırılır…

Mehmet Sadık KIRIMLI

Reklamlar