Karanlık yanı mı, bir başka şiire…

Günler gelip geçerken
Sen yaşamı yakala
Yeşillenen topraktaki
Papatyaları okşa
Aldırma saçlarına
Düşen kar beyazına
Şarkı mırıldan yine
Bildiğin makamlarda
Eskimesin günlerin
Gülümsesin gözlerin
Selamla dost kuşları
Yenilenen baharlarda
Barışık ol kendinle
Aldırma yanlışlara
Doğrularını kullan
İlkelerinden şaşma.

Prof.Dr.Yıldız TÜMERDEM

© photocredit

***

Yüce dağın eksik olmaz bulutu
Söyle yalan dünya, yârim nerede?
Seven gönül asla kesmez umudu
Söyle yalan dünya, yârim nerede?
Ben vurgunum yârin karakaşına
Bensiz girdi şimdi kırk beş yaşına
Bilmem nasıl yaşar, yalnız başına
Söyle yalan dünya, yârim nerede?
Dert-keder yüklüyüm, hâlim nice yaş
Her mevsimde taşar gözlerimden yaş
Akşamlar demlenir, geceler ayyaş
Söyle yalan dünya, yârim nerede?
Sevdam yorgun, yağmur yorgun, sel yorgun
Ben yorgunum, hayat yorgun, yol yorgun
Yıllar yorgun, seher yorgun, yel yorgun
Söyle yalan dünya, yârim nerede?
Sükûtî’yim, hiç gün yüzü görmedim
Ömrüm geldi geçti sefâ sürmedim
Sevdiğimi bir an olsun sarmadım
Söyle yalan dünya, yârim nerede?

Hızır İrfan ÖNDER

*

Söylenti o ki gök hep güneşi bekler
Her yağmur sonrası güneşi bekler
Fenike denizcileri
Haşhaşin dervişleri
Padişah’ın kızoğlan – kız gözdeleri
Halep’in Ermeni bilezikçileri Antakya’nın çok çocuklu künefecileri
Ve Süleymaniye’nin çolak dilencileri
Ve Galata Kulesi’nin tasmasız köpekleri
Ve Yüksek Kaldırım’ın rastıklı Raziyeleri
Tümden güneşi beklerler her yağmur sonrası

Söylenti o ki Kumkapı’nın saksı çiçekleri
Bedenleşsin bedenleşmesin göğe sığınmışlardır
Çünküm kanatları buluttur
çünküm vazoları susuzdur
çünküm muska taşırlar
çünküm peştemalleri tek parçalıdır
çünküm ilk sevdalarını unutamazlar
Ve sonra uzun yalnızlıkları başlar
Ve sonra kurumuştur doğurgaçları
Ve sonra yapraksız kalmıştır çıplaklıkları
Tümden göğü dualarlar her günah sonrası

Söylenti o ki hamurlar kirlendiyse bir kez
Ter de kirlenmiştir
Üsküdar’ın gözyaşları da
Şimdi nerde mavisinde yıkanan deniz suları
şimdi nerde Boğaz’ın kırlangıç kanatlı sandalları
şimdi nerde Kısıklı tramvaylarının gizli aşkları
şimdi nerde Örnek Bağ’ın yalpalı akşamları
şimdi nerde mezarların süt – beyaz uykuları
Ve yontu taşlı minarelerin düşleri uzundur
Ve eski yazılı çeşmelerin ağzı suskundur
Ve külhani naraların yankısı yoktur
Tümden geceleri yıkarlar her düş sonrası

Söylenti o ki Sulukule’nin rengi ay karanlığı
Tüm Çigan türküleri kara olur ekmekleri kara
Bin türlü sevdaya düşer darbukaları
bin türlü çalgı çalar gırnataları
bin türlü kanat çırpar umutları
bin türlü doğar bin türlü ölür
bin türlü ağıt içinde tınıları
Ve şimdi nerde oynak göbekli tambura
Ve şimdi nerde yosma karanfilli mastika
Ve şimdi nerde marsık kokulu büyük rüya
Tümden zamanı sevlerler her cümbüş sonrası

Söylenti o ki Tarlabaşı sevdaları gece gözlüdür
Yıldızları kör kalın perdeli odaları ince bir gizdir
Ah bre Afro istavrozu çift kanatlı
ah bre Feride Abla bizimkisi de zula mı
ah bre cümle pezevenkler barlar sazlar
ah bre yağmur sözlü meyhane masaları
ah bre vurgun yemiş tüm sarhoşlar
Ve kan artık yorgundur
Ve notalar artık şarkısızdır
Ve ayaklar artık sokaksızdır
Tümden dertleri unuturlar her ağıt sonrası

Söylenti o ki Aksaray’da yandan çarklı bir sokak
Sıcağı mühürsüz öpülerine sıcak arar dudaklarda
Orda isyanlarda yüksek topuklu sek-sek adımlar
orda isyanlarda al-benili al-gidili züğürt kavgalar
orda isyanlarda düz-ayak volta tespihi
orda isyanlarda ruj-kokulu horoz ibiği
orda isyanlarda köşe-gözü sustalı kırmızı
Ve yitik anlar yaşanmışsa… yaşanmış olsun
Ve akan sular akmışsa… akmış olsun
Ve batan güneş batmışsa… batmış olsun
Tümden yolları suçlarlar her ayrılık sonrası

Söylenti o ki Ayazpaşa’dan Boğaz’ı seyreder zaman
Mayıslı bir çiçek bulaşmış yüzüne gözüne
İniş aşağı bir solukta Dolmabahçe – tenhalarda
aşksız kıvırcıklar Maçka kıvrımında – tenhalarda
istimi tükenmiş araba vapurları – tenhalarda
gölge gülüşlü Bebek tramvayları – tenhalarda
akşamı zor Gümüşsuyu merdivenleri – tenhalarda
Ve Abanoz’un en gedikli müşterileri / yarasalar
Ve Saray Muhallebicisi’nin kazandibicileri / yarasalar
Ve gecelerin T cetvelli majiskül gölgeleri / yarasalar
Tümden kanları sorgularlar her ölüm sonrası

Sabahattin YALKIN

*

Acının rengi…
Bulaştı mı bedenine,
Baştan sona acı olur duyguların.
Düşlerinde görürsün ancak onu.
Acılarınla döversin dizlerini.
Düşlerde okşarsın narin bedenini.
Ve o simsiyah saçlarını,
Kıpkırmızı acılar içinde,içine çekersin.
Yalanlar söyler avutursun kendini,
En acıklı hikaye seninmiş gibi.
Bedeninin hoyratlığı içinde,
Oradan oraya sürüklersin kendini.
Ama nafile…
Bedenin sende değil,
O başkasının kollarında,
Başka dudaklardan,
Kulağına çınlanan bir iki sözü duyduğunda,
Gözlerinde ki ışıltıyı başka dudaklar öper…
Yalnız başucunda kıpkırmızı acıların vardır.
Bütün sevgilerini gömüp,
Kalbinin en ücra köşesine.
Çekilmelisin bu hayattan,
Gözyaşların pencereden akarcasına…
Eller boş…
Yüz asık…
Ayaklar yürümüyor…
Ruh ölü…
Dünya paramparça…
Ve acılar…
Kıpkırmızı renginde yine!

Ahmet Ozan TARHAN

*

Engin bir deniz yüreği insan,
alabildiğine berrak
içinde levrek, denizkızı, kaplumbağa yüzer
dalgası can verir otlara, yıldızlara;
güneşle beslenir maviliği soframıza sunar
bereketini, fırtına sırtlarken tekneleri
denizatları kıyıdan kıyıya köpüklerinde koşturur
ara sıra uçan balık uzanır denize
dokunan gökyüzüne yüzünü vurur
derya perçinleşmiş sahile
işte insan yüreği böyle,
karanlık yanı başka şiire

Engin bir orman yüreği insan,
kuşanmış yeşilleri el elde,
tohum tohumda döllenir
bir pençe uzanır böğürtlene, geyik izine
bilemem kaç yıldan beri ismini duymadığım çiçek bey çiçeğini açar,
ölümsüzlüğe meydan okurcasına
ormanın gizli yerinde, tenha yerinde yaşamın
işte insan yüreği böyle, karanlık yanı başka şiire

Berrak bir dağ yüreği insan,
tanrıların koltuğu oraya kurulur soğuk suyunda yıkanır efsun sütunundan kartal uçar, dağ keçileri yerleşir manşetine serhat bulut
bulut yıldızlara dokunur ya da kurur
yolunda düşen esma,
ikbal kalmaz kasvet çoğalır, kenger kurur,
bukle görünmez yamaçlarında yalnızlığın yuvası,
dağ kaplanı ölür kayalarında
işte insan yüreği böyle, karanlık yanı başka şiire

İnsan var ki
yavrusunun yuvasından kaçışına düşer emzirdiği geçmişine kilitlenir
insan var ki
duyulmayan bir inziva hasreti
zehirli kuşak, mistikli şiir, teslimiyetçi sefalet
insan var ki
sevdada bereketli kıpırdanış,
kahredici burcu bolluğun iğneli oyası,
çarşıda gülen iğfal
İnsanım senin sokağını kim böyle döşer çiçeklerin renginde,
dostluğun parmak izinde
işte insan yüreği böyle, karanlık yanı başka şiire

Ali ŞERİK

Reklamlar