…Kış uykusunda gönlüm, daha uyanmak istemiyor…

Şu dünya yeşil yeşil… cennetin şavkı vurmuş,
Güzel diye ne varsa gelip karşına durmuş
Şu bahar çiçek dolu, yakından daha yakın,
Hepsi sana koşuyor, sen zahmet etme sakın!

Söyle ey Karagözlüm, şimdi hakkım yok mudur,
Böyle güzel bahara bir gülücük çok mudur?
Ne var ki, gündüzleyin şayet işin çok ise
Akşama dek çalışmaktan buna vaktin yok ise,
Tanrı`nın kullarina hoşgörüşü ezeldir,
Baharın gecesi de gündüz kadar güzeldir.

Ne çok`a tamah eyle, ne keder gelsin az`la,
Baharda sevinmeyi kendine görme fazla.
Koy dertleri bir yana, kimseyi üzme daha,
En büyük zenginliktir içten gelen kahkaha.
Tanrı`nın güzel kulu, sen sevgili yaratık,
Haydi n`olur neşelen, haydi n`olur gül artık!

Bedri KANOK

© photocredit

***

M.Halit Umar

gelme bahar üstüme üstüme!
çiçeklerini koparıp verme ellerime.
gündüzler gece, mevsim hâlâ kıştır gönlümde.
kayboluyorum bir avuç düşünce denizinde.
uzunca bir tümce özlemin içimde.
tutamıyorum papatyalarını.
seviyor, sevmiyor fallarına düşlerimi ekleyemiyorum.
gelme bahar üstüme üstüme yalnızlık gibi.
uzanma koynuma, şimdilerde sessiz bir çığlık gibisin sadece. gelme bahar üstüme üstüme, rüzgârlı günlerin, yağmurlu gecelerin var, mutsuzluk adım adım dolaşırken peşimde;
neşe kardelenler gibi içimde.
ellerim dokunamayacak kadar sıcak,
gözlerim görmeyecek kadar uzak,
bedenim en az kış kadar yorgun.
gelme bahar üstüme üstüme
bu sabah güneş doğmadı,
kuşlar şarkı söylemedi penceremin önünde.
gelme bahar üstüme üstüme,
kış uykusunda gönlüm.
belli ki daha uyanmak istemiyor, bile bile…

Saime ESEN

**

çok eski bir oyun
tüm söylenmiş sözler
bir sonbahar yaprağı sırtında
boşlukta dolanan bilinmezlik tünelidir
kendi kendime kazdığım yönümü bulmak için
aldığım nefes, verdiğin söz suya yazılan aşk…
yalan bir bardak şaraba sunarım ben’i
yudum yudum geçmişe içerim…
sözün kısası
eski oyun yaşlı tanrı

Cahit BOZKURT

**

alıp götürmeyeceğim seni yeryüzünün büyüsü
alıp götürmeyeceğim seni
alıp götürmek için mi yazdıklarım,
geç yazamadıklarımı,
sancılarımı
bunca ter,
bunca düş,
bunca özlem
katılsın diye benden de bir tat
senden sağdıklarım alıp götürmeyeceğim seni
ey yeryüzünün büyüsü
kalsan da burda
büsbütün unutur muyum seni hiç

Hayri K.YETİK

**

Ben seni tüm zamanlara savurmuştum
Yüreğimin parsellenmemiş arazisinde kaldı
Deli dolu bir kısrağın nal sesleri
Heybende umut taşırdın
Koklanası bahara saldığın kendi kokunda
Terlemiştin hayata ve insana
Koşturduğunda bulutların vardı
Poyraz vurgunu
Sağanak akardın ılık ve doyurucuyken hayat
Bir hayale sığdırmıştın beni de
Sana şiir tadında bulaşmamı isterdin her gece
Sonra sıkılıp hayatın monotonluğundan
beni de terk ettin bir gece
Oysa ben seni tüm zamanlara savurmuştum yüreğimde
Söyler misin bu ülkenin tekrarı mümkün sokağı nerede

Çığlık MAVİYILDIZ

**

Rüştü Arseven

Gülüşün dalgakıranlara inat
çoğalırdı gelişinle kırılmışlıkların
bir de erkenci tomurcukların
yürek sızısı ötelediği duygu gelip bulduğunda
hayır demedi açıp ellerini gündoğumuna
ey aşkın gün görmemiş yazıcıları
şimdi yazın benden olanı
yazın vakti dolan yıldız kaymalarını
yaşanan aşklarımın
kapatın faili meçhul mezarlarını
unuttuğum tüm replikleri
sevda buketlerimi gömün
aşkı akıtayım sunaklarına
bundan böyle sarhoşluğun benden biline

Tayfun IŞILDAR

**

Riedel

O kadar güzelsin ki baktıkça sana divaneyim;
Muhteşem bir nursun senin etrafında pervaneyim.
Derbederim sevdim derim
bir senin yanında yerim
Aşk şarabını içerim
sarhoş değil mestaneyim.
İlahi ey dilber bu kaş bu göz yakar yavaş yavaş
Sanma beni sakın ayyaş sana kurban bir taneyim.
Her ne desem senden sözüm seninle güzeldir özüm
A benim canım can gözüm aşkınla bir efsaneyim.
Değince kaseye dudak al rengi almıştır mutlak
Olsam da bir sana uzak aşkla yazılmış nameyim.
Masumaneyim yoluna gül sümbül al ki eline
Karafil menekşe derken gönüllerde bir laleyim.
Asumanı süsler sima yıldızlar parlar daima
Nazmımda kafiye ima sunulan bir manzumeyim.
Kafdağından iner peri seninle artar değeri
Sana yazdım bu eseri bir seninle şahaneyim.
Ahusun ceylansın bana mutluluk için cihana
Geldi Ressam Halil sana belki aşka bahaneyim.

Halil GÜLEL

**

Ali Zülfikar

Ulu Tanrım özenmiş emeğe emek katmış,
Şu güzelim dünyayı bizler için yaratmış.
Gözlerin neye baksa, ellerin neyi tutsa,
Damağın neyi tatsa, boğazın neyi yutsa,
Hepsi Ulu Tanrı`dan bir ilahi hediye,
Kulumun yüzü gülsün şu bahar günü diye…
Ama sen Karagözlüm, bunları bilmez gibi,
Gülünü, sümbülünü gözlerin görmez gibi,
Şu güzelim dünyadan ne hikmetse bıkarak,
Kaşların çatık çatık, dişlerini sıkarak,
Etrafında ne varsa yüreğine dert yapıp,
Her lafı tersten alıp, her buluttan nem kapıp,
Bir karış surat ile çevreni tarayarak,
En olmadık şeylerde gam, keder arayarak,
Bir hırka örer gibi dert, kasavet ördükçe,
İçime dert oluyor, seni böyle gördükçe…
Bak, halbuki Yaradan tatlı dille, söz ile,
Kullarını donatmış bir çift güzel göz ile.
Yaşını biraz kurut, ah`ını biraz bırak,
O gözlerle çevrene dikkatlice biraz bak:
Şu dünya yeşil yeşil… cennetin şavkı vurmuş,
Güzel diye ne varsa gelip karşına durmuş
Şu bahar çiçek dolu, yakından daha yakın,
Hepsi sana koşuyor, sen zahmet etme sakın!
Her bir meyve ağacı başka başka renk taşır,
Dağlar çayır ve çimen, göz baktıkça kamaşır.
Tomurcuk çağla olur, meyve meyve dal olur,
Bağlarda ekşi koruk salkım salkım bal olur.
Bir uzatsan elini o dalların ucuna,
Binbir meyve doluşur açılmış avucuna.
Olgunlaşmış, bal olmuş armudu sayarak ye,
Dalında al al olmuş elmayı soyarak ye!
Görmeden geçme sakın, başını kaldır biraz,
Ressam olsa çizemez; dalları basmış kiraz.
Şu güzellik nerde var: bir kökte iki üç sap,
Yemekle kalma sakın, kulağına küpe yap.
Hele incir derler ki, damakta kalır tadı,
Ben incir diyorsam da “bardacık” asıl adı.
Bir içim bal şerbeti; gövdesi kısa, bodur,
Arap`a hurma neyse, bize de incir odur.
Tan buğulu erikler… uzat elini uzat,
Morunda başka koku, yeşilinde başka tat!
Bir buğday tarlası ki; yel vurur, dalgalanır,
Başakları görenler altından deniz sanır.
Bir yandan terin akar
– Ah güneşin bu huyu! –
Bir yanda şarıl şarıl buz gibi pınar suyu!
Bir yağmur düşer gökten; öyle serin, güzel ki,
Topraktan kalkan koku esanslarda yok belki.
Oğlan vermiş, kız vermiş… layık görmüş inan ki,
Her birinin gülüşü bir ömre bedel sanki.
Şu gencecik anne ki, melek olmuş kanatlı,
Kucaktaki varlığı canından daha tatlı.
Ve o minik yaratık bol çığlıklar atsa da,
Allahım ne şeker şey, altını ıslatsa da!
Söyle ey Karagözlüm, şimdi hakkım yok mudur,
Böyle güzel bahara bir gülücük çok mudur?
Ne var ki, gündüzleyin şayet işin çok ise
Akşama dek çalışmaktan buna vaktin yok ise,
Tanrı`nın kullarina hoşgörüşü ezeldir,
Baharın gecesi de gündüz kadar güzeldir.
Kavga dövüş bitince, akşam güneş batınca,
El ayak çekilip de, millet gidip yatınca,
Sokaklar tenhalaşır, ses soluk azalır ya,
Hani kul gölgesiyle yapayalnız kalır ya,
Lambaya bir püf deyip
– kapısı zaten açık –
Odandan zahmet eyle, yavaşça balkona çık.
Ya sandalye altında, ya betona çökerek,
Şöyle ılık havayı taa içine çekerek,
Başını göğe çevir, rüzgâra açık döşün,
Gözlerin gökyüzünde, birazcık olsun düşün!
Yahut bahçen var ise; birkaç ağaç dikili,
İçinde biraz sebze, birkaç çiçek ekili,
Hepsini okşayarak can gibi, canan gibi,
Ya yeşil çimen olsun, yahut bir ağaç dibi,
Bir yer ara kendine… ışıktan, sesten ırak,
Yüzünü semaya dön, kendini yere bırak.
Sırtüstü uzanarak, kolların yana açık,
Gökyüzü ülkesine bir anlık geziye çık…
İlk akşamdan bir hilal… bak yay olmuş, gerilmiş,
Bir sonsuz maviliğin ortasına serilmiş.
Etrafı çiçek gibi milyonla yıldız dolu,
Kiminin Seher adı, kiminin Samanyolu.
Şu ılık esen rüzgâr mavilikler içinde,
Ta uzakta, sonsuzda akıl almaz biçimde,
İşleyen bir sistemin bize gelen sesidir,
Şu güzelim gökyüzü Tanrı`nın bahçesidir.
Bunlar varken, bir kişi hiç başını eğer mi,
Meister kızdı diye üzülmeğe değer mi?
Ne çok`a tamah eyle, ne keder gelsin az`la,
Baharda sevinmeyi kendine görme fazla.
Koy dertleri bir yana, kimseyi üzme daha,
En büyük zenginliktir içten gelen kahkaha.
Tanrı`nın güzel kulu, sen sevgili yaratık,
Haydi n`olur neşelen, haydi n`olur gül artık!
Yaşın benden küçük ya, boynuna sarılırım,
Bak, daha surat asma… vallahi darılırım!

Bedri KANOK

Reklamlar