Yakın geçmişin en kötü Anayasalarını bile düşleyeceksiniz!

Erdoğan, milletin zekâsını sınıyor, aklî yapısı ile âdeta oynayarak Referanduma götürüyor onu… Çünkü biliyor ki; tıpkı muhalefetin HAYIR Çadırı’ndaki «acemi çaylaklar» gibi tek bir seçmen dahi oturup değişiklik teklifini okumayacak; satır aralarını irdelemeyecek; irdeleyen, bilimsel açıdan analize tabi tutanlar da iktidar tarafından «Vatan haini, terörist, fetöcü, pkkli» sıfatlarına sahil edildildiğinden bu kişilere ne güven duyacak, ne de zaten oturup yazılanları dikkate alacak. Ortaya fırlayıp AKP’lilere gereken soruları sorma kapasitesine erişemeyecek. Katakulliye getirildiğini belki ileride – o da menfaatleri darbe yemeye başladı zaman – dişini göstermeye kalkacak, ama işi raylarına oturtanları karşısında bulacak, en hafifinden kafası kırılacak.

Erdoğan tek, sadece tek bir amacı vardır: Kendisini ve kendisinin temsil ettiği düzeni muktedir kılmak, diktatör veya masumane tabiri ile Tek Adam olarak yaşamı boyunca yönetimde kalmak!

İddia edildiği gibi getirilmek istenen sistem de Başkanlık değildir… Çünkü Başkanlık Sistemi, sert bir kuvvetler ayrılığınının temelleri üzerinde oturur. Bu sistemde yasama ve yürütme organları birbirinden kesin çizgilerle ayrıdır. Bunlar birbirilerinin görevlerine son veremezler. Bu yüzden Erdoğan ve şürekasının yerleştirmek istediği Kuvvetler Birliği Sistemi’dir. Bu sistemde Yargı Erki de Beştepe sakininin mutlak kontrolü altına girecektir. Adalet ve Yargının mevcut anayasada bağımsız olmasına karşın siyasî müdahalelerden kendisini kurtaramadığı günümüz mazi olacak, Cumhurbaşkanı muhaliflerine tabiri caizse terör estirecektir. Tıpkı son GS kongresinde olduğu gibi…

Manisalı III.Murad ne diyor?

uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan
azrail’in kastı canadır inan
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

bu dünya fanidir sakın aldanma
mağrur olup tac-u tahta dayanma
yedi iklim benim deyu güvenme
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

Uyan da tavladan, futboldan, diziden, okeyden, piştiden, seksten biraz vakit ayırıp, tarafsız hukukçular ne diyorlar biraz oku. Şunun şurasında iki haftalık ömrün kaldı – (nö)

***

Sloganla değil, gerekçeleri ve gerçekleriyle HAYIR…

munir_kebir2

© Münir Kebir

10 Aralık 2016 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi 316 milletvekili imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Bir Kanun Teklifi” başlıklı bir kanun teklifi sunuldu [Bknz.].

1. Teklif Edilen Sistem, “Başkanlık Sistemi” mi?

Bu soruya cevap verebilmek için önce başkanlık sistemi ile parlamenter sistem arasında ayrımın nasıl yapıldığı hakkında genel bir bilgi verelim:

Başkanlık sistemi ile parlamenter sistem birbirinden üç aslî farkla ayrılır: [Bknz. Anayasa Hukukunun Genel Esasları] + [Bknz. Anayasal Bir Tercih Olarak Başkanlık Sistemi] + [Bknz.Çağdaş Demokrasiler]

Başkanlık sisteminde, yasama ve yürütme organları, birbirlerinin görevlerine son veremezler.

Ama Parlamenter sistemde,yasama organı güven oyu vermeyerek,yürütme organının görevine son verebildiği gibi, aynı şekilde yürütme organı da, seçimleri yenileyerek yasama organını fesh edebilir.

Bu fark açısından, 10 Aralık 2016 tarihli Anayasa Değişikliği Teklifine bakılırsa, önerilen sistemin başkanlık sistemiyle uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığı görülür.

Zira, Cumhurbaşkanlığı ile Milletvekili seçimi aynı gün yapılacağı için [Md 4] seçimlerin yapılmasına hem Meclis,hem de Cumhurbaşkanı AYRI AYRI yetkiyle karar verebilecek. [Md 12]

Bu şu demektir; Cumhurbaşkanının keyfi isterse tek başına seçimleri yeniliyebilecek, Millet Meclisi ise, 360 milletvekilinin bir araya gelirse hem kendini hem de Cumhurbaşkanlığ seçimlerini yenileyebilecek!.. TBMM’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yenilemesi, Anayasa değişikliği yapması kadar zor bir şeydir. Bu nedenle TBMM’nin seçimlerin yenilenmesine karar verme ihtimali fevkalade düşüktür. Buna karşılık, Cumhurbaşkanı, beğenmediği TBMM çoğunluğunu değiştirmek için, herhangi bir koşula tâbi olmaksızın, [Anayasa Değişikliği Teklifinin önerdiği sistemde, mevcut 116’ncı maddenin aksine, Cumhurbaşkanının seçimleri yenilemesi için öngörülmüş bir şart yoktur]istediği her zaman TBMM’nin ve kendisinin seçimlerini yenileyebilir.

Bu noktada; milletin zihniyle (akli düşüncesiyle) oynanıyor. Cumhurbaşkanı, kendi görevini sonlandırarak Meclisi seçime sevk ettiği için, onun bu tasarrufunun sonuç itibariyle fesih olmadığını iddia ediyorlar!.. Peki, Cumhurbaşkanı hangi gerekçeyle, milli iradeyle seçilmiş 600 milletvekili seçimini yenilemeye neden ihtiyaç duyuyor? Neden, referandumda cumhurbaşkanının seçimleri yenilemesi için öngörülmüş bir şart yoktur!…

Bu sorunun cevabı gayet açık. Cumhurbaşkanı aynı zamanda parti başkanıdır. Hal böyle olunca; eğer kendi partisi istediği oyu alamamışsa, seçmenleri; ya terörle tehdit ederek, ya da muhalefeti terör örgütü ilan ederek kendi partisini muktedir kılmak istediği içindir. (M.Kebir notu)

Halbuki, Yukarıda belirttiğimiz üzere Başkanlık sisteminde Ne Yasama Yürütmenin, ne de Yürütme Yasamanın görevine son verebilir. Dolaysıyla ; Yasama ve yürütme organlarının birbirinin görevlerine son verebildiği bir sistemin “başkanlık sistemi” olduğu iddiası komik bir iddiadır. Çünkü Başkanlık sistemi, sert bir kuvvetler ayrılığı sistemidir. Bu sistemde yasama ve yürütme organları birbirinden kesin çizgilerle ayrıdır. Bunlar birbirilerinin görevlerine son veremezler.

Yukarıda açıklandığı üzere, başkanlık sistemi diye yola çıkanların vardıkları yerin başkanlık sistemiyle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Tersine vardıkları yer, demokratik dünyada eşi benzeri görülmemiş, tuhaf bir parlamenter hükûmet sisteminden başka bir şey değildir.

Bu yüzden bu referandumun ana gayesi, maksadı, meramı; ne Başkanlık Sistemi ve ne de “Türk tipi başkanlık sistemi” kurmaktır.Türkiye’de bir “Kuvvetler Birliği Sistemi” kurmaktır. Niyet budur amac budur.

Diyelim ki, kazara AKP çoğunluğu kazanamadı. Böylesi bir durumda Cumhurbaşkanı, hem kendisini hem de ortaya çıkan Meclisi –istediği sonucu bulamadığı için– tekrar seçime götürmekle, kendisi ile başkanı olduğu partisinin bu sayede birlik ve beraberliğini sağlayacaktır. Bu durum, artık Meclisin, Milli iradeye değil, Cumhurbaşkanının iradesine teslim olması demektir. Bu da az önce değindiğimiz gibi Kuvvetler Birliği tesis edilerek, ülke yönetimini , milletimizin kaderini tek kişinin iradesine denetimsiz bir şekilde teslim etmektir.

2. Yargı da, Cumhurbaşkanına Bağımlı Hâle Getirilmektedir.

Bir kere, Hükümet sistemleri ister “Kuvvetler Ayrılığı” olsun ister “Kuvvetler Birliği” olsun her ikisinde de; “Yargı Kuvveti” işe karıştırılmaz.Çünkü onun her halükârda bağımsız olduğu varsayılır. Ne var ki,Referanduma götürülen Anayasa değişikliği kabul edildiği takdirde, sadece yasama organı değil, aynı zamanda Yargı Organı da Cumhurbaşkanının kontrolü altına girmektedir.

(M.17) [Bknz. HSYK’nın adındaki ‘yüksek’ silinecek, üyelerin yarısını Cumhurbaşkanı atayacak, seçim sistemi kaldırılacak]Değişikliğinde görüleceği üzere; Hâkimler ve Savcılar Kurulu Adalet Bakanı dahil toplam 12 üyeden oluşacak. Bunun 6 sını Cumhurbaşkanı, 6 sını ise Meclis seçecektir. Referandum “Evet” oylarıyla kabul edildiğinde ortaya çıkacak yeni sistem, zaten TBMM ile Cumhurbaşkanı arasında birlik sağlanması üzerine kuruludur. Hâl böyle olunca Yarısının seçiminin Meclise verilmesi, görünürde meclisi ama gerçekte Cumhurbaşkanının tek adamlığını (istibdatı) ortaya koyar. Demokratik, Laik, Sosyal, Hukuk Devleti sadece yazıda kalır.

Anayasa Değişikliği Teklifiyle getirilmek istenen sistemde, gerek Cumhurbaşkanı ile yasama arasındaki ilişkilerde, gerek Cumhurbaşkanı ile yargı arasındaki ilişkilerde, gerekse Cumhurbaşkanı ile idare arasındaki ilişkilerde denge ve denetleme mekanizmaları yoktur.

Seçimleri yenileme, Cumhurbaşkanı yardımcılarını ve bakanları atama, üst düzey kamu yöneticilerini atama, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna üye atama gibi Cumhurbaşkanına verilen yetkiler şartsız ve sınırsız bir şekilde, herhangi bir denetime tâbi olmaksızın verilmektedir.

Bu şekilde bir yetki verme örneği çağdaş demokrasilerde yoktur. Sık sık örnek olarak zikredilen Amerika Birleşik Devletlerinde dahi Başkanın yüksek kamu görevlilerini ve yüksek hakimleri atama yetkisi Senatonun onayına tâbidir.

Anlaşılacağı üzere 16 Nisan 2017 referandumu kabul gördüğü takdirde Kuvvetler Ayrılığı ilkesinden uzaklaşılmakta ve bir Kuvvetler Birliği sistemi kurulmaya çalışılmaktadır. Bu sistemin kurulması durumunda sadece Yasama Organı değil aynı zamanda Yargı Organı da Cumhurbaşkanının Kontrolü altına sokulmaktadır.

KUVVETLER AYRILIĞI Demokrasi,Özgürlük ve Adaleti sağlayan eşitlikçi Hukuk demektir. KUVVETLER BİRLİĞİ tek kelimeyle zulüm demektir. Çünkü Padişahlıktır. İnsanlık tarihinde hiçbir zaman bir Padişah kendinden önceki padişah gibi olmamış ve kendisinden sonra kendisi gibi yöneten bir halefi yerine bıraktığı görülmemiştir.

Bundan Yaklaşık 300 sene önce, bu gerçeğe karşı insanın dünyaya bir kere geldiği göz önüne alınarak, Kuvvetler Ayrılığı ilkesi tüm Demokratik ülkelerde kabul görmüş ve anayasal hüküm haline getirilmiştir.

Bu ilkeyi kabul ederken şu sonucu görmüşlerdir;

Eğer aynı idarenin kişilik veya yapısında, yasama erki yürütme erkiyle birleşmişse, hiçbir şekilde hürriyet yoktur. Çünkü aynı monarkın veya aynı senatonun, zalimce yürütmek için zalimce kanunlar yapmasından korkulur.

Yargı erki de, yasama ve yürütme erklerinden ayrılmış değilse gene hürriyet yoktur. Eğer bu erk, yasama erkiyle birleşirse, vatandaşların hayat ve hürriyetleri üzerindeki idare, keyfe kalmış bir idare olur. Çünkü yargıç kanun koyucunun durumuna düşer. Şayet yargı erki, yürütme erkiyle birleşirse, yargıç korkunç bir zalim kesilir”

Bu üç erki de aynı kişi veya… kurullar kullanırsa her şey mahvolur. ….

Bu cumhuriyetlerde bir vatandaş ne durumda bulunur, artık siz düşünün. Aynı idareciler kitlesi, kanunu yürütme yolunda, zaten yine kanun koyucu sıfatıyla kendi kendine verdiği tam bir yetkiye sahiptir; genel emirleriyle devleti silip süpürebilir; ve yargı erki de kendisinde bulunduğu için, özel emirleriyle de herhangi bir vatandaşı mahvedebilir.

Türkiye’de son yıllarda, vatandaşların hak ve hürriyetlerinin güvence altında olup olmadığı çok tartışmalıdır. Kuvvetler ayrılığı ise, uygulamada varlığı ve etkililiği tartışmalı olsa bile, hiç olmazsa Anayasamıza göre şeklen vardı. 16 Nisan Referandumunda yer alan Anayasa Değişikliği Teklifiyle artık kuvvetler ayrılığı, sadece fiilen değil, resmen de kaldırılmaktadır. Yapılacak referandumla gerçekleşmesi istenen , şu anda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Ağu 2015 tarihinde dediği gibi; [Bknz. Türkiye’nin yönetim sistemi değişti] Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun hukuki çerçevesinin anayasal olarak kesinleştirilmesidir. Şahsi isteğinde gördüğümüz, Kuvvetler Birliği ile ülkeyi Tek adama teslim etme arzusunu gerçekleştirmekten başkası değildir.

Önemle belirtmek isterim ki yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin elinde toplandığı kişinin kim olduğunun bir önemi yoktur. Bu kişi, bir “bilge kral” veya halk tarafından yüksek bir oy oranıyla seçilmiş bir başkan olsa bile değişen bir şey olmaz. Halk tarafından seçilmiş olması bu kişinin yetkilerini kötüye kullanmayacağı anlamına gelmez. Her kuvvetin doğasında kötüye kullanılma eğilimi vardır.

Kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde “anayasa” da olmaz. Kuvvetler ayrılığının olmadığı bir devlet, “anayasal devlet” değildir.

SONUÇ;

Anayasa Değişikliği Teklifi kabul edilirse, şüphesiz içinde pek çok temel hak ve hürriyetin sayıldığı ve başlığı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası” olan “2709 sayılı Kanun” Türkiye’de yürürlükte kalmaya devam edecektir. Ancak bu “Kanun”, gerçek anlamda bir “anayasa” değil; iktidarı sınırlandırmayan, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini devlet karşısında korumayan bir kağıt parçasından başka bir şey olmayacaktır. Böyle bir kağıt parçasına, anayasa hukuku literatüründe “görünüşte anayasa (facade constitution)” veya “sahte anayasa (fake constitution)” ve hatta “tuzak anayasa (trap-constitution)” denmektedir [Bknz. Constitutionalism: A Preliminary Discussion].

Hükûmet sistemleri konusu, anayasa hukuku biliminin verilerinden uzaklaşılarak, özgün modeller “kurgulanarak”, deneysel sistemler tasarlanarak düzenlenebilecek bir konu değildir. Türk demokrasisi ise bir deney laboratuarı hiç değildir.

Durum böyleyken, “Türkiye’nin güçlü bir liderliğe ihtiyacı var” gibi söylemlerle, kuvvetler birliği sistemini savunanları ve hatta böyle bir sisteme övgü düzenleri gördükçe şaşırıyor ve dahası korkuyorum. Kuvvetler birliği sistemi, hangi türü olursa olsun, savunulacak ve hele hele övünülecek bir sistem değildir.

Kuvvetlerin yürütme organında birleştiği kuvvetler birliği sistemin ise tarihsel olarak eski ve yeni olmak üzere iki şekli vardır. Eski şekline “mutlak monarşi”, yeni şekline ise “diktatörlük” denir. Tereddüdü olanlar, herhangi bir anayasa hukuku kitabında “kuvvetler birliği hükûmet sistemleri” konusuna bakabilirler [Bknz. kuvvetler birliğine dayanan hükümet sistemleri]. Türkiye’de kuvvetler birliğini savunmak, altında bir art niyet yoksa, bir bilgisizlikten başka bir şey değildir.

Saygılarımla,

[Yararlanılan Kaynak]

Reklamlar