Nobel’in Güvenli Patlayıcı Tozu: Yersen !

AKP’li vatandaş kararını son saliseye bırakma, şimdi ver; içine kapalı, ABD kontrollü yeşil dolarlarla beslenen ve de vergi mükellefleri sıfatınla, alınterinle, haram yemeden vatandaşlık görevini eksiksiz yerine getirerek katkıda bulunduğun hazineni, hiçbir hesap vermedikleri – Sayıştaş’a bile, – örtülü ödeneklerle har vurup harman savuran bir «Tek Adam» mı istiyorsun?

Her yaptıkları «yıkıcı» olan ; vergilerinizle yabancılara peşkeş çekip, belli bir süre için garanti verdiği ve de kazandırdığı köprü, otoyol, tünel ve bir iktidarın/hükümetin hizmet sektörüne girmesi gereken yatırımlar ile ülkeni ve toplumunu değil, kanını emen «sülükler»i mi zenginleştireceksin, daha doğrusu zenginliklerine zenginlik katmaya devam edeceksin ?

Zira ; sana sundukları bu lokum «rahat-ul hulküm» diğer deyişi ile; «gırtlak rahatlatan !» Bizler Batı Kültürü’nde (!) «Deep Throat» diyoruz aç sözlüklere bak, ne anlama geldiğini öğren, – Google Pictures’da ara ve bak – ve de «kıl yalamaya» bayılanlar olarak bu kadar ilerisine de izin verip ver(e)meyeceğini düşün !

«Boş Boğazlık»ta, patavatsızlıkta «Kasımpaşa Diplomasi» ağzında bir dediği diğerini tutmayan, deniz gibi çabuk değişen bir kadından daha da hızlı seyredenlerin, diğer deyişi ile bırakın lokumu, «akım derken, bokum diyenler»e ; bilmem kaç millik «kuş uçuşu» öteden, mesafeden Halikarnaslı Ejderha Bakış Açısı ile nasıl bakılıyor bir dinleyelim. Ne dersiniz ? Bir kere olsun Tanrı âşkına tv dizinizden, futbolunuzdan vakit ayırın…. (nö)

© photocredit

***

zafer_karadag

© Zafer Karadağ.

AKP iktidarı 16 Nisan’da oylanacak olan Anayasa değişikliği paketini kendi seçmenine sanki bir lokummuş gibi sunuyor, onlar da değişmesi istenen maddeleri dikkatle incelemeden, yani sorgusuz sualsiz “Evet!” diyor.

Bu “Tek Adam Anayasası” bir lokuma benzetilebilir ama yenilir yutulur bir lokum değil de, Atatürk’ün bize bıraktığı en değerli armağan olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline konulmuş bir “dinamit lokumu” bu!

Eğer kabul edilirse, kayıtsız şartsız Milletimize ait olan egemenliğimiz, bir kişinin iki dudağı arasına teslim edilecek!

İşte bu yüzden Hayır! demek ve o lokumun fitilini kökünden koparıp atmak zorundayız!

Demokrasiyi bazıları gibi bir araç değil de, amaç kabul eden demokrat bir Muğlalı olarak diyorum ki, Atatürk’ün bile kabul etmediği o yetkiler bütününü, bir altın tepside tek adama sunan bu ucube değişikliğin Türkiye’ye istikrar değil, bilakis yalnızlık getireceği aşikardır, öyle olunca da ne üretim ve ihracatımızı artırabilir, ne yatırımcı çekebilir, ne de turizmimizi geliştirebiliriz.

AKP’nin referandum çalışmaları kapsamında 10 gün önce Hollanda’da Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Bakanının önce gözaltına alınıp sonra da sınırdışı edilmesi, her Türk vatandaşı gibi, benim de gururumu incitti. O Bakan hangi partiye mensup olursa olsun, hepimizin Bakanıdır ve O’na yapılanlar hepimize yapılmış demektir, bu yüzden Hollanda’yı ben de şiddetle kınıyorum.

Tabii ki Bakanımızın sınırdışı edilmesi asla kabul edilemez ama buna zemin hazırlayan kendi siyasetçilerimizin yaptığı hataları ve hem Almanya ile hem de Hollanda ile yaşanan krizlerin hızla tırmanmasına sebep olan “Nazi ve Faşist” gibi ağır sözleri sarfetmiş olmalarını da göz ardı edemeyiz.

Onların bu fevri davranışlarının bedelini Almanya ve Hollanda’da yaşayan yaklaşık 4 milyon Türk vatandaşı daha şimdiden ödemeye başladılar ve ilk olarak, büyük zorluklarla elde ettikleri çifte vatandaşlık haklarını kaybetme riski ile karşı karşıya kaldılar.

Çin’de yaşayan bir Türk işadamı olarak, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao Zetung’un da örnek aldığı bir lider olan Atatürk’e duyulan saygıyı, sevgiyi ve hayranlığı okul kitaplarında da görebilmenin gururunu yaşıyorum.

Çinlilerin hem devlet başkanı, hem başbakanı, hem de bakanları var ve bu parlamenter sistemle Dünyanın en büyük 2. ekonomisi olmayı başardılar, demek ki Başbakanlık makamı lüzumsuz değilmiş.

Sadece bu çarpıcı örnek bile AKP’nin referandum için yürüttüğü “daha güçlü bir Türkiye için Evet” propagandasının, nasıl içi boş bir safsata olduğunu göstermeye yeter!

Açıkça ifade edeyim, Ankara’nın Hollanda ve Almanya’ya yönelik “nazi ve faşist” söylemlerine hiç şaşırmadım, çünkü Erdoğan’ın yıllar önce Çinlilere hitaben söylediği “soykırım” söyleminden itibaren her yıl daha geriye giden Türk-Çin ilişkileriaklıma geldi ve Almanya’daki 3,5 milyon ve Hollanda’daki 400 bin Vatandaşımızı düşünerekEYVAH! dedim.

Devletlerin dış politikasındaki hafıza çok güçlüdür, bu nedenle “diplomasi dili” diye adlandırılan konuşma ve yazı dilinde kabalık ve hele kabadayılık kesinlikle yoktur. Devlet adamlarının her hangi bir sözü söylemeden önce çok iyi düşünmeleri, adeta kılı kırk yarmaları şarttır, çünkü muhatap ülkeler günü gelince o lafları önünüze koyarlar.

Şimdi gelin bu olaylara bir de Çin penceresinden bakalım…

Başından beri Pkk’yı bir terör örgütü olarak kabul eden ve Türkiye’ye terörle mücadelede her zaman destek olan Çin Halk Cumhuriyeti, 15 Temmuz’da hain Fetö’cülerin darbe girişiminden hemen sonra tepki verip bir Bakanını Ankara’ya göndererek, Türkiye’ye Batıdan göremediği desteği en net biçimde gösteren bir dostluk ta sergilemiştir.

Buna karşılık Türkiye’nin geçtiğimiz yıllarda Çin’e yönelik sergilediği bazı davranışlara bakalım:

Çin’deki Uygur olaylarına “soykırım” diyebilen Başbakan Erdoğan’ı

Çin mallarının ithalatını engelleyeceğiz diyen Sanayi Bakanı Ergün’ü,

TV kameralarının karşına geçip Çin mallarını kırıp dökerek, hatta yakarak şov yapan ve Çin mallarını aşağılayan ATO başkanı Aygün’ü,

İstanbul caddelerinde gördükleri tüm çekik gözlüleri Çinli turist sanıp saldıran aklı evvelleri,

Suriyeli mülteciler için Avrupa Birliği ile pazarlık yaparken, onları Türkiye’yi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye yapmakla tehdit edenleri ve son olarak

4 milyar Dolarlık füze ihalesini Çin kazandığı halde, onları 2 yıl oyaladıktan sonra, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Antalya ziyaretine sadece 3 gün kala iptal ederek onur kırıcı bir davranış sergileyenler Ankara’daki zat-ı muhteremleri, vs… unutmayan bir ülkeden söz ediyoruz.

Çinliler bu yapılanları asla unutmazlar, sadece unutmuş gibi davranırlar ama yeri ve zamanı geldiğinde de sessizce faturanızı keserler!

Alın size birkaç bariz örnek;

Her geçen yıl, Türklere vize vermeyi daha da zorlaştırdılar, talep edilen Belediye onaylı davet mektuplarını temin etmek, deveye hendek atlatmaktan daha zor hale geldi,

Resmi heyetle gelen işadamlarımızın kaldığı otellere gece yarısı gelip, pasaport kontrolü yaparak taciz etmeye başladılar,

Çin’in bazı eyaletlerindeki otellere “Türklere oda vermeyin” diye yazılar gönderdiler,

3 yıl önce Çin’e yapılan 3,6 milyar Dolar ihracatı bile mumla arıyoruz çünkü ihracatımız 2,4 milyar Dolara düştü, yani o beğenmediğimiz 3,6 milyar Dolar bile bugün yapılabilenden %50 daha fazlaydı. Çin pazarına Türk mallarının ihraç edilebilmesi için herşeyden önce Çin’de güçlü ve saygın bir Türkiye imajı yaratmamız gerekiyor.

Çinli turizm acentalarına “Türkiye’de güvenlik zafiyeti var, tur paketlerinizin satışını ve tanıtım reklamlarınızı durdurun” diye talimat veriyorlar. 2015 yılında 313.000 kişiye ulaşan Çinli turist sayısı 200 binin altına düştü ve bence daha da acısı maalesef Muğlamız o devasa Çin pazarından hak ettiğinden çok daha küçük bir pay alıyor.

Velhasılı, Ankara’dan “sıfır sorun” diye çıkılan yolda “sıfır komşu” ya ulaştık, o da yetmedi şimdi Avrupa ülkeleri ile düşman olduk. Daha dün; “Avrupa’ya vizesiz gideceğiz” masalları dinliyorduk, bugün bir Bakanımızın uçağına iniş izni dahi vermediler.

Eğer mazallah Çin’e de, Almanya ve Hollanda’ya yaptıkları gibi hakaretamiz davranışlarda bulunmaya kalkarlarsa, ihracattan, ticaretten çok daha büyük bir sorunla karşılaşırız. Böyle bir hata yapılırsa BOP çerçevesinde ABD, AB ve İsrail’in elbirliğiyle kurmaya çalıştıkları Kürdistan projesine Çin’in de destek vereceğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok, o zaman hem tarihi bir dostu kaybederiz, hem de o Kürdistan bataklığı nda yapayalnız kalırız!

Oysa “Bir kuşak, bir yol” projesi başta olmak üzere, hem Türkiye, hem de Çin için büyük önem arzeden pek çok işbirliği fırsatı önümüzde duruyor, her iki ülkeye yakışan, binlerce yıllık geçmişi olan tarihi dostluğu pekiştirmek ve güçlendirmektir.

 

ZAFER KARADAĞ’IN RADYO HALİKARNAS’DAKİ KONUŞMASI

29 Mart 2017 Çarşamba günü,
“Referanduma Doğru” programını dinleyebilir veya konuşmanın tam metnini okuyabilirsiniz.

*

harclik

karya

email

facebook

twitter

Reklamlar