…veya «Mehter Yürüyüşü ile Cülus’una doğru !»

I. Demek ki sadece ve sadece asker üniforması giymek, “Ergenekon” üyesi olmak Türkiye’nin “Demokrasi” ve “Hukuk Devleti” yolunda atıldığı ileri sürülen adımlara “çelme” takıyormuş !

II. Bazı dönemlerin alenen suç işleyenlerini tek kişi üzerinde “simgeleştirmek ” ve mahkum etmek, hatta “asmak” kadar kolay bir iş yoktur ki iktidarlar açısından… İyi de cuntaya açık veya kapalı destek veren özel sektörcüler, üniversite rektör ve hocaları ve toplumun diğer “nüfuz” sahibi kesimleri niye yargılanma süreci dışında bırakılıyorlar ve iddianamede yer almıyorlar ?

III. Arınç ne diyor ? ‘Darbenin içinde olanların yargılanması gerekiyor. Bundan sonrası tamamen yargısal bir işlemdir. Bu çok önemli bir dava olacak. Yaşları ne olursa olsun, bu darbeyi bizzat işleyenler hakkında yapılacak mahkemenin sadece Türkiye’de değil bütün dünyada ibretle ve özenle takip edileceğini düşünüyorum. Verilecek karar da Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda attığı adımların bir sonucu olacaktır.

IV. İçeriden dışarıya çıkmaya “yasak”; bugün iktidarın söylemleri doğrultusunda konuştukları, yazdıkları, gösteri düzenledikleri ama asla silâha başvurmayan dışarıdaki “sürgünler”in içeri girmeleri ve anavatanlarında son yıllarını yaşamalarına “yeşil ışık” yakmak daha da yasak ! İşine gelene “kucak aç”, gelmeyene “çektirme”ye devam et !

V. Fransa için gürültü kopart, ABD’nin başkan adayına suskun kal ! Gerekçesi de hazır; ‘takmayın herifi yaaa, seçimler öncesi Türkiye düşmanlarına çiçek atıp, oyunu artırma çabasında, önemsemeyin !’. İyi de aynı gerekçeyi Fransa için de söylesen ve savaş davulları çalmasaydın ya ! Dışişleri dışında ne Cumhurbaşkanı’nda, ne de hükümette ne de siyasî partilerde, Fransa’ya gösterdikleri tepkinin izi var !

VI. Karşım(n)ızda 15 yıldır bir söylediği diğerini tutmayan, adamına göre, o günün çıkarları neyi gerektiriyorsa davranan, güven kesinlikle vermeyen, her işi yalan üzerine kurulu bir yönetim var. Ve sizler bu yönetimin 16 Nisanda Babüssade (Beştepe) yolunda dizilip, Cülus törenine katılmaya hazırlanıyorsunuz. Muhalefetiyle, sağcısıyla, milliyetçisi ile, yobazı ile, arabizan takımı ile… Geçmişten ve yakın tarihten tek ders dahi çıkartmadan! Geçmişteki padişahların kılıç kuşanıp yağız ata binmeleri gelenkten idi. Bu seferki attan düştüğü ve de suikastten korktuğu için Alman Mercedes Zırhlı aracında yola çıkar mutlaka… Atlı Tramway de fena olmazdı hani!

***

Demek ki sadece ve sadece asker üniforması giymek, “Ergenekon” üyesi olmak Türkiye’nin “Demokrasi” ve “Hukuk Devleti” yolunda atıldığı ileri sürülen adımlara “çelme” takıyormuş !

Öyle ya, Silivri ile yatıyoruz, Silivri ile kalkıyoruz ! Ama demokratikleşme ve hukuk devleti olma sürecinde gözle görülür bir iyileşme yok ki !

Sırada eski Cumhurbaşkanı ve 1980 cuntasının şefi Kenan Evren var.

Bazı dönemlerin alenen suç işleyenlerini tek kişi üzerinde “simgeleştirmek” ve mahkum etmek, hatta “asmak” kadar kolay bir iş yoktur ki iktidarlar açısından… İyi de cuntaya açık veya kapalı destek veren özel sektörcüler, üniversite rektör ve hocaları ve toplumun diğer “nüfuz” sahibi kesimleri niye yargılanma süreci dışında bırakılıyorlar ve iddianamede yer almıyorlar ? Evren mahkum olunca 12 Eylül 1980’le başlayan karanlık dönem aydınlığa mı kavuşacak yoksa ! 70 yılın hesabı ondan mı sorulacak ?

Başbakan Yardımcısı Arınç ne diyorlar ? ‘darbenin içinde olanların yargılanması gerekiyor. Bundan sonrası tamamen yargısal bir işlemdir. Bu çok önemli bir dava olacak. Yaşları ne olursa olsun, bu darbeyi bizzat işleyenler hakkında yapılacak mahkemenin sadece Türkiye’de değil bütün dünyada ibretle ve özenle takip edileceğini düşünüyorum. Verilecek karar da Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda attığı adımların bir sonucu olacaktır diye düşünüyorum’

“Darbenin içinde olanlar” kimler ? Sadece iki kişi mi?

GKB geçmiş yıllarda ‘TSK suç örgütü değildir!’ türünden bir açıklama yapmıştı. Bugün “terörist” olma suçundan içeri alınanlar “münferit” olay kapsamına giriyor öyleyse…

Her cinayetin arkasından bir zamanlar PKK çıkardı. “Derin Devlet”in bu örgüte de sızdığı ve kirli savaş çıkarları için kullandığı ortaya çıkmıyor mu artık !

Kimin eli kimi cebinde!’ bilinmezlik denklemini çözmek için gözle görülür adımlar atıldığını söylemek o kadar zor ki ! Oysa mevcut iktidar ne sözler, vaadler vererek sandıktan çıkmamış mıydı?

Yurtdışına çıkmamaları için (Evren ve Şahinkaya’nın) hudut kapılarına haber verilmiş, belki de pasaportlarına el konulmuştur ! O kapılardan geçmişte ve günümüzde ne kadar suçlu ellerini kollarını sallayarak sahte pasaportlar ile çıkıp gittiler, ve bugün yurtdışında keyif sürüyorlar.

İçeriden dışarıya çıkmaya “yasak”; bugün iktidarın söylemleri doğrultusunda konuştukları, yazdıkları, gösteri düzenledikleri ama asla silâha başvurmadıkları dışarıdaki “sürgünler”in içeri girmeleri ve anavatanlarında son yıllarını yaşamalarına “yeşil ışık” yakmak daha da yasak ! İşine gelene “kucak aç”, gelmeyene “çektirmeye” devam et !

Şu “yasak” sözcüğünün gerçek tanımı yeniden yapılsa nasıl olurdu acaba ?

Fransa için gürültü kopart, ABD’nin başkan adayına suskun kal ! Gerekçesi de hazır; ‘takmayın herifi yaaa, seçimler öncesi Türkiye düşmanlarına çiçek atıp, oyunu artırma çabasında, önemsemeyin !’. İyi de aynı gerekçeyi Fransa için de söylesen ve savaş davulları çalmasaydın ya ! Dışişleri dışında ne Cumhurbaşkanı’nda, ne de hükümette ne de siyasî partilerde, Fransa’ya gösterdikleri tepkinin izi var !

Peki ya Hrant Dink’i de “Ergenekon” vurdurmuş olamaz mı ! Savcılar bu yönde bir araştırma yaptırdılar mı ? Dink’in katillerinin ve olayın BBP eski başkanı rahmetli kaza süsü verilerek göz göre göre öldürülmesi olayı ile bir bağlantısı olabilir mi? Araştırıldı mı? “Abiler”e ne oldu ! “Örgütlü suç” kapsamına alınmaması kadar traji-komik veya kara mizah bir yargısal karar olamaz ! Dink’in öldürüleceğini önceden haber alanlar ama buna karşılık başta o dönemdeki İstanbul Valisi, Emniyet Müdürü veya MİT yöneticilerini bir iki “kurban” ile akla !

Adam diyor ki ; Hrant Dink’in vurulacağını bilmem kaç vakit öncesinden jandarmaya, polise haber verdim !.

Sonrası; « Raison d’état » meselesi mi?.

‘Hikmet-i hükümet’, eski Türkçesi ile…

Ve, Türkiye’yi iç ve dış tehlikelerden korumakla yükümlü, görevli olanlardan hesap soran yok !.

Başbakan; ’32 saatte katili yakalamış bir hükümetiz’ demiş ve ‘Temyiz Süreci’ne umut bağlamış ! O kadar istihbarattan sonra 32 saat uzun bir süre değil mi ! Devam etmişler; ”Bu konuyla ilgili olarak devlet bir defa yargıyla müşterek çalışmalarını yaptı. Yargı da zaten devletin bir unsuru. Dolayısıyla burada neyi kastediyorlar onu bilemem. Ama bununla ilgili biz yürütme olarak bize ne dendiyse, bizden ne istendiğiyse bu çalışmaların hepsi yapıldı ve yakalama sürecinden tutunuz, ondan sonraki diğer vesaire tüm bunlara baktığımızda istenen ne olmuşsa bunlar yerine getirilmiş ve diğerlerinin de biliyorsunuz yargılama süreci bu şekilde devam etmiştir.

Devlet kim ? Hani “bağımsız yargı”ya müdahale söz konusu değildi !

Son günlerde Hükümet’in her üyesi dışişleri, adalet, içişleri, Avrupa Birliği bakanı oldu. ‘Ağzı olan konuşuyor’ dedirtircesine… Gümrük ve Ticaret Bakanı ne diyor ? ‘Yargı süreci devam ediyor. Bu süreçte yapılan eleştirilerden mümkün olduğunca uzak durmamız gerekiyor. Yargı süreci bittikten sonra kararlar, doğrudur veya yanlıştır şeklinde eleştirilebilir. Bu davayı izleyen herkesin kararla ilgili farklı beklentiler içine girdi. Kareleri birleştirdiğinizde başka türlü beklenti içine giriyorsunuz ama yargı bağımsızdır. Yargı toplanan delillere göre hüküm tesis eder. Hukukun çok temel kurallarından bir tanesi şudur; yargılamayı sonlandıracağınız aşamada toplanan delillerle elde ettiğiniz veriler itibarıyla fiilin tanımlanmasında örgütlü veya bireysel olup olmadığı noktasında kesin yargı oluşturacak veriler elinizde yoksa, yani şüpheli bir durum varsa, bu kuraldan ceza hukukuna göre şüpheli yararlanır. Bu noktada bir kayırma olduğu kanısında değilim.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise hakimi eleştirmiş; ‘Vicdanen bende tatmin olmadım sözü bir mahkeme başkanına yakışacak söz değildir. Çünkü hakimler hem delil durumuna hem de vicdani kanaatlerine göre karar verirler. Eğer deliller yeterli değilse bunun vereceği karar şudur. Deliller yeterliyse vereceği karar da budur. Biz insanların yaşam haklarına olan saldırıları her zaman şiddetle nefretle lanetliyoruz. Bu olaylarla ilgili olarak bir dava açıldı. Hükümetin görevi olaya karışan kimseler hakkında mutlaka yargıyla işbirliği yaparak kolluk kuvvetleriyle bunları tespit etmek ve hakimin önüne çıkarmaktır. Ondan sonrası tamamen yargıya aittir.Rakel Dink’in bir cümlesi hepimizin yüreklerini yaralamıştı; ‘ Ya Rabbi bir çocuktan bir katil yaratan bir düşünce nasıl bir düşüncedir’. Türkiye’de bir çocuktan bir katil yaratılabiliyorsa buna etki eden sebeplerin hepsini ayrı ayrı düşünmemiz lazım. O bir çocuğu bir katil haline getiren şartlar bazen Dink’i vurabiliyor. Bazen sevgilisini testereyle doğratabiliyor. Bazen en yakınına kurşun çekebiliyor. Bazen annesini babasını gözünün önünde katledebilecek duruma gelebiliyor. Suçlu yaratan bir toplum olmamalıyız. Bu isterse Ermeni kökenli olması sebebiyle bir insana yöneltilecek bir nefret olsun. Bazen de akıl almaz cinayetlerin işlenmesine yol açabiliyor. Türkiye’de veya dünyada bir çocuğu bir katil haline getirebilen şartlar varsa bunlarla mücadele etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla Dink cinayetinin önümüze getirdiği pek çok sosyal problemin de olduğunu biliyorum. İşin yargı faslında asli ve fer-i failler varsa, azmettiriciler varsa bunların her birine ayrı ayrı ceza tertip etmeliydi.

İspanyol kökenli ‘Palavra’mı bütün bu söylemler !’ Yoksa Yargıtay’ın mahkeme kararını kıracağından emin olarak mı dudaklar arasından çıkıyor ?

Hukuk Devleti’nden yana mısınız?

Söyledikleriniz gerçekten samimi mi?

Zaman gösterecek !

Ama ekseriyetin gözü şu sıralar “para”dan öteye bir şey görmüyor ki ! Sesleri duyulanlar “azınlık”ı veya Başbakanın geçmişte sıkça kullandığı “marjinal” kesimi oluşturuyorlar. ‘İt ürür kervan yürür’ bile demişlerdi kendileri…

Bugün için en doğrusunu bir başka Başbakan Yardımcısı Ali Babacan söylemiş; ‘Siyasi reformlar konusunda da henüz arzu ettiğimiz noktada değiliz.’

İyi de işine geldiğinde 7 gün X 24 saat çalışan Meclis niye bu süreci çabuklaştır mıyor?

Aşağıdaki satırlar, 19 Ocak 2007 tarihinde sıcağı sıcağına yazılmıştır :

Birileri hiç merak etmeyin yine çıkacaklar, ve de « kanı yerde kalmayacak »tır türünden lâflar edeceklerdir !

Sonra da « kukla » bir katil bulup, artık suçu kime yüklemek isteyecekler ise ya « meczup »muş, ya da « Türkçü, ulusalcı » diyecek ve de dosyayı kapatacaklardır.

Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı olaylarında, günümüzün « kadim » dostu İran’ı suçladıkları gibi…

Veyahut, Papa ve İpekçi saldırılarında « kafatasçı » milliyetçileri…

Yok, canım mutlaka « ılımlı » Ermeniler vurdurtmuşlardır ! Ortalığı karıştırıyor ( ! ) diyerekten…

Tam da bugün son yazısını Birgün Gazetesi’nde yazmasının hemen sonrasında…

`Tarihin Cilvesi’ başlığını taşıyordu !

Vurulması da « kaderin cilvesi » olmalı !

Veyahut, bağnaz ve kan çorbasından karınlarını doyuran `Asala’ eğilimli Ermeniler. Türkiye’yi, Türkleri dünyanın gözü önünde yine « 1 » numara yapmak için… Buralarda bizlerle uğraştıkları yetmiyormuş gibi…

Kanı da merak etmeyin hiç yerde kalmaz ki ! Ekmeklerini bandıra bandıra yiyenlerin karavana kazanına çoktan eklendi…

Sevinçle kaşıklıyorlardır ( ! ) mutlaka…

Toprağı bol olsun, yakından hiç tanımadığım, farklı ve kimi zaman paylaşmadığım ama saygı gösterdiğim düşüncelerin adamı olsa da, varsa öteki taraflarda bir yerler, « çekmedi bu dünyada çektiğini, bari burada bulsun huzurlu yerini » dedirtecek nihaî ve ebedî mekânında rahat etsin !

Daha ne diyelim ki !

Geçmişte denilecek olanlar fazlasıyla denildi. Tarihten ders almayanlar istedikleri kadar `Tarih tekerrür ediyor’ desin dursunlar artık…

Konu yokluğunda ( ! ) canları sıkılan ve bilmem kaç koruma çemberi altında gezip, tozan ünlü yazarlar da bol bol tuşlasınlar, klavyelerini…

19 Ocak 2007

***

Hrant Dink’in çok sevdiği bir türkü ile noktalayayım bari !

Erzurum çarşı pazar leylim aman aman
Leylim aman aman leylim aman aman sarı gelin

İçinde bir kız gezer ay nenen ölsün sarı gelin aman
Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim


Erzurum’da bir kuş var leylim aman aman
Leylim aman aman leylim aman aman sarı gelin


Kanadında gümüş var ay nenen ölsün sarı gelin aman
Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim


Elinde divit kalem leylim aman aman
Leylim aman aman leylim aman aman sarı gelin


Katlime ferman yazar ay nenen ölsün sarı gelin aman
Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim


Palandöken güzel dağ leylim aman aman
Leylim aman aman leylim aman aman sarı gelin


Altı mor sümbüllü bağ ay nenen ölsün sarı gelin aman
Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim


Vermem seni ellere leylim aman aman
Leylim aman aman leylim aman aman sarı gelin


Niceki bu halimse ay nenen ölsün sarı gelin aman
Sarı gelin aman sarı gelin aman suna yarim

«Sarı Gelin»

©Nusret Özgül

Brüksel, 19 Ocak 2012

Bu yazı Türkiye’de yasaklı Yerelce’de 19 Ocak 2012 tarihinde ‘Elinde divit kalem, katlime ferman yazar !’ başlığı altında yayımlanmıştır

Reklamlar