Bir Garip Dünyada…

Garip bir dünyada yaşıyoruz
Sevgi, saygı, mutluluk
Dostluk, eşitlik, özgürlük
Herşeyin dolara endekslendiği
Herşeyin tüketildiği
İstatistiksel
Ve sanal…
Para oltanın ucunda bir yem
İnsanlar ona takılma yarışında
Kimi yirmi, kimi kırk yaşında
Sonuçta da güzellikler
Ya konserve kutusunda
Ya da birer ızgara
Sermayenin tavasında…
Eski gerçek değerler
Ya tozlu raflardaki
Kimsenin okumadığı
Kitaplar arasında
Ya da kimsenin dinlemediği
Yaşlı uzmanların kafasında
Ve kimse kimseyi umursamıyor
Herkes kendi havasında…

Yakup Yurt

© Desenler: Üzeyir Lokman Çaycı

***

Çocukluğumuzu bıraktığımız yörelerden sevgiyi şekillendirdiğimiz yerlere duygular taşıyarak…
Yürek yaralarını sardığımız diyarlarda coşarak…
Geldiğimiz gurbet köşelerinde türküler yazdık türküler söyledik…
Gelincik tarlalarını gurbete taşıdık türkülerimizle.
Hasretle büyüttük çocuklarımızı…
türkülerden köprüler kurarak…
Yüreklerimize nakşedilen aşklarımızla yaşadığımız yerlerden taşarak…
Sokakları, durakları, denizleri türküleştirdik.
İş yerlerinde mırıldandık sevgileri, gurbet yaptık türküleri… Türkü yaptık köprüleri…
Getirin şırıltısını akarsularımın…
Annemin narin sesleriyle süslenen geçmişimi getirin… Çocukluğumu getirin şiirlerinizle…
Güvercinlerimi kondurun pencerelerime, kız arkadaşlarım Aynur’un güzelliğini,
Sabiha’nın saflığını şarkılarla getirin;
komşularım Derya’ nın sevdasını ve Ayhan’ın kurnazlığını türkülerle getirin…
Mısralarla taşıyın onların temiz duygularını…
Türküler dokuyarak yollarında geçmişin…
Yıldızsız gökyüzlerinde bıraktığım güzel anları,
uykusuzluklarıma yamanan zamanları,
yudum yudum içtiğim türkülerimi bana getirin…
Hasret ağlarında ne olursunuz yalnız bırakmayın beni… Dönemeçlerde yarım kalmasın rüyalar…
Türkü deyip geçmeyin…
Treni uzaklara götürür…
Rüzgârı estirir…
Kuşları kondurur…
Gurbette insanı muma döndürür…
Uçurur, ıssız yollardan geçirir…
Aşık eder sevdalandırır…
Ayvaya çiçek açtırır.
Elleri kınalı, yüzü duvaklı gelin için destan yazdırır…
Yalın ayah, başı kabah gurbet olur dostsuz sabah…
Öc alır aşkına engel olandan…
Hop hop ister, toyluk ister oğlandan…
Soldurur gül iken…
Sevdirir deliye döndürür…
Yusuf olur zindanlarda…
Zülüf olur ak gerdanda…
Türkü be bu kardeşim…
Dilden dile dolaşan…
Ta gurbete ulaşan…
Yorgun değiliz biz türküler varken…
Güneş içimizden doğarken…

Üzeyir Lokman Çaycı

**

“ayna ayna söyle bana var mı benden güzeli dünyada” güzel soru ve neden aynaya sorulur durmadan her sabah her gece her akşam cadının tahakkümü yansıtıcıya
tersi de geçerli mi
burası belirsiz gibi
ilki doğruysa iyi
ikincisi doğruysa güç
ve yansıma ilkesi geçerliyse yani öldürmelisiniz kendinizi ama ayna mutlaka tanık olmalı intiharınıza biliyorsunuz tanıklığı aynanın öldürülmesi için gerekli ….
aynaların kırılması ortadan kaldırmaz onun tahakkümünü ancak parçalar parçalanan her tahakküm
ona göre şekillenmiş her görüntüyü çoğaltacağından gereksizdir
kaçınılmaz olan bütün içinde tahakküm ilişkisini kırmaktır
öldürülmesi gerekir
beden yansıyan olarak kurtulacağından
yansımasından özgürleşecektir
akla yatkın ve gerekli başka bir öldürüm teoriniz var mı en azından şunu önerebilirdiniz:
anneler ve aynalar aynı anda öldürülmelidir

Nihat Ateş

**

Uzun sürdü bu yağmurlar
Sararan yaprakların mutsuzluğu gibi
Dökülüp kırıla kırıla gidiyoruz,
Sevgimizi hangi saksıya eksek ölüyor çiçeğimiz.
Nereden boy verecek olsak
Nereden soluklanacak olsak
Soluğumuz kesiliyor
Umutsuz yapraklara sevgiyi nasıl yazmalı
Aynı göğün altında
Aynı yıldızlarla nasıl yaşamalı
Yağmalanmış bir yüreğin acısını
Hangi limanda boşaltmalı kaptan
Suyu çürütüyoruz zamansızlıktan
Akşam olupta duvarlara gölgemiz yansıdığında
Mumlar hemen sönüyor.
Cep telefonlarında yalnızlık melodileri
Konuşmuyoruz ama konuşur gibiyiz,
Sevmiyoruz ama sevişiyoruz
İçimizde hüzzam faslı ömrümüzün
Onun içindirki keşfedilecek kıtanın
Kaşifi olmayı istemiyoruz
Seyir defterine düşülense
Nafile seferlerin alkollü akşamları

Tayfun Işıldar

**

Gün vurmadan su verip
akşam güneşlerinde
yetiştirdik bir fundalık
yaşamımızla içiçe.
Serpilip gelişti, büyüdü şimdi
sıkışıp dışarı taşamadık.
Neresi senindi, neresi benim?
Gün oldu, günler oldu
paylaşamadık.
Unutma! incinir
kum saatinde zaman
kırılır çizgisi ömrümüzün
kara günlerine düşünce hüzün.
Sevgiyle beslenmez anılar inan
düşer yaprak gibi tüm ayrılıklar
sessiz
nedensiz.
Sitemlerdir yoran en güçlü kalbi
söner tüm ışıklar, söner ansızın.
Bilemezsin bu yolları daha sen
estikçe başında kavak yelleri
oradan sezilir mi ki bilmem
narindir gurbetin çizdiği desen

Ali Akça

Reklamlar