Avrupa Konseyi ile Tamamı mı; Devamı mı?
Hani nerede verdiğiniz o sözler?

Türkiye, Avrupa Konseyi ilke ve kurallarında belirlenen demokrasi ve insan hakları alanlarında geriye gitme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor:

İstibdat Rejimine doğru ilerliyor;

Her türlü denetim ve dengeleri ortadan kaldıracak, Kuvvetler Ayrılığı düzenini yıkacak biçimde her türlü keyfî ve gözetimsiz uygulamalara açık bir Otoriter Başkanlık Sistemi’ne yönelik adımlar atıyor; Yeni başkanı olağanüstü yetkilerle donatıyor; Partili Başkan sıfatıyla meclis üzerinde aşırı derecede yetkili kılıyor; Hiçbir demokratik başkanlık sisteminde rastlanmayan şekilde can istediği an meclisi feshetme yetkisi veriyor;

Bugün bile doğru dürüst işlemeyen ve yetersiz kalan gözetim, denetleme, Anayasal yargı gibi frenleyici mekanizmaları zayıflatılıyor; Yine bağımsızlığını giderek kaybeden yargıyı iyice zayıflatıyor,her türlü siyasi etki ve müdahaleye açık hâle getiriyor.

Değişiklikler Referandum’da kabul edilirse, Ne olacak Türkiye’nin «Demokrasiler Kulübü» Avrupa Konseyi’ndeki hâli?

***

Komisyon’a; Türkiye’nin kurucu üyeleri arasında bulunduğu Strasbourg merkezli «Demokrasiler Kulübü» Avrupa Konseyi’nin «Anayasa Kolu» demek abartı olmaz. Zira, hem mevcut üye devletlerin Anayasal açıdan aksayan uygulamalarını (Polonya gibi) denetliyor; hem de muhtemel yeni katılımcılara yol gösteriyor, üyelik öncesi…

Anayasa konusunda uluslar arası bağımsız uzmanların oluşturduğu Venedik Komisyonu bugün (10 Mart 2017 – Cuma) Türkiye üzerine üç görüş bildirdi. [Council of Europe: No to «One-Person Regime» in Turkey !]

1 – Referandum sürecinin ve Anayasa değişikliklerinin Avrupa normlarıyla uygunluğu;

2 – OHAL ve KHK açısından Basın ve İfade Özgürlükleri’nin durumu;

3 – Sulh Ceza Yargıçları’nın görev, yetki ve mahkemelerin işleyişi…

Bu üç alanda bildirilen resmi görüşlerin tam metinleri Pazartesi günü açıklanacak. Ancak Komisyon «tadımlık» diye nitelendirebileceğimiz içeriğe ilişkin ipuçları da vermedi değil. Özellikle de Referandum sürecini ilgilendiriyor bunlar…

Venedik Komisyonuna göre;

1 – Türkiye, Avrupa Konseyi ilke ve kurallarında belirlenen demokrasi ve insan hakları alanlarında geriye gitme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor:

2 – İstibdat Rejimine doğru ilerliyor;

3 – Her türlü denetim ve dengeleri ortadan kaldıracak, Kuvvetler Ayrılığı düzenini yıkacak biçimde her türlü keyfî ve gözetimsiz uygulamalara açık bir Otoriter Başkanlık Sistemi’ne yönelik adımlar atıyor;

4 – Yeni başkanı olağanüstü yetkilerle donatıyor;

5 – Partili Başkan sıfatıyla meclis üzerinde aşırı derecede yetkili kılıyor;

6 – Hiçbir demokratik başkanlık sisteminde rastlanmayan şekilde can istediği an meclisi feshetme yetkisi veriyor;

7 – Bugün bile doğru dürüst işlemeyen ve yetersiz kalan gözetim, denetleme, Anayasal yargı gibi frenleyici mekanizmaları zayıflatıyor;

8 – Yine bağımsızlığını giderek kaybeden yargıyı iyice zayıflatıyor,her türlü siyasi etki ve müdahaleye açık hâle getiriyor.

Venedik Komisyonu’na göre; mevcut Ohal ortamında demokratik bir referandım koşulları mevcut değil.

Elbette Avrupa Konseyi’nin her üye devletinin kendi siyasi sistemini seçme hakkı yadsınamaz. Ancak, bunların sınırları, kıstasları ve koşuları hem uluslararası anlaşmalar hem de Konsey Sözleşmeleri ile çizilmiş, belirlenmiş, kırmızı çizgileri kayda bağlanmıştır.

Bağlayıcılık ve zamanlama

Venedik Komisyonu’nun devreye girmesinde, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin AKPM Türkiye’deki Siyasi Durumu İzleme Komitesi’nin talebi etkili oldu.

Bildireceği görüşler önce bu komiteye ardından da aciliyeti varsa, yüksek siyasi karar organı olan Daimi Komite’ye, yokda AKPM’nin ilk genel kurul toplantısında karara bağlanacak. Daimi Komite’nin 30 Mayıs öncesinde oturumu yok. Bugün Madrit’te toplanıyor ve Venedik Komisyonu’nun görüşlerini Pazartesi’ne ertelemesi de Türkiye’nin bu toplantıda görüşülme olasılığını artırıyor.

AKPM’nin toplantısı ise 24 – 28 Nisan tarihlerinde. Diğer deyişi ile yapıldığı takdirde Referandum’un sonrasında.

Elbette Referandum’da ‘Evet’ sonucu çıksa bile, önümüzde 2,5 yıllık bir dönem var. Avrupa Konseyi’nin Türkiye Kararı bu süre zarfında toplantılara yayılabilir. Üstelik Ankara, Venedik Komisyonu’nun bildireceği görüşlere de uymayacağını bildirmiş bulunuyor. Bu durumda konseyin önünde iki seçenek var;

1 – Kurucu üyesi Türkiye’nin Konsey’deki katılımlarını askıya alır;

2 – Zayıf ihtimal olsa da üyelikten ihraç eder. Ki12 Eylül 1980 Darbesi’nde bile atmaya cesaret edememiş – Yunanistan’ı Albaylar Döneminde çıkardığı gibi – birinci yola başvurmuştu.

*****

Türkiye’yi hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Yargıç; hem de Daimi Temsilci sıfatıyla Avrupa Konseyi’nde temsil eden Em.Büyükelçi Rıza Türmen son makalesinde son derece ayrıntılı biçimde hem yöntemleri hem de sürecin işleyişini anlatıyor [Venedik gondolundan anayasa değişikliklerine bakış]ve şu saptamada bulunuyor:

Venedik Komisyonu, önerilen anayasa değişikliklerinin, içeriğinin, Türkiye’nin demokratik anayasal geleneğinden geriye doğru atılmış tehlikeli bir adım olduğu görüşünde. Venedik Komisyonu, önerilen sistemin otoriter ve kişisel bir rejime dönüşme tehlikesini taşıdığının altını çiziyor. Buna ek olarak, zamanlama son derece talihsiz. Mevcut olağanüstü hal, demokratik bir anayasa referandum için demokratik bir ortam oluşturmuyor. Başka bir şey söylemeye gerek var mı?

Nusret Özgül

Brüksel – 10 Mart 2017

Reklamlar