Sonuca doğru: II.Abdulhamid kimdi?

Bu çalışmayı yaparken amacımız, şahıslar hakkında hükme varmaktan çok, müesseselerin nasıl ve niçin değişmiş olduğunu anlatmaya çalışmaktı.

Padişah hakkında lehte ve aleyhte keskin ve kesin hükümlere varılmıştır. Devrimizin aydınları arasında da sözlü bu yönde tartışmalar devam etmektedir.

Lehte olanlar; O’nun Islahatçı ve mahir bir diplomat olduğu; 33 yıllık saltanatında, İmparatorluğun birliğini korumayı başardığıdır.

Aleyhinde olanlara gelince; İmparatorluğun en büyük yıkıcısı ve Makyavelist bir diplomat olduğu; genlerinde istibdatçılık bulunduğudur. Oysa; ne bir reformistti ne de tek adam yönetici fıtratı ile doğmuştu.

Bu görüşe ve sonuca varmamızın nedenlerine gelince…

***

II.Abdülhamit ve dönemi (Başlangıcından Cumhuriyet dönemine kadar)
GELİŞMELER

munir_kebir2

© Münir Kebir

Birinci Meşrutiyet ile istibdat devirleri üzerine yukarıda çıkarılan neticede, Sultan II.Abdülhamit’in adı geçmemiştir. Oysaki, bu iki devir de, onun padişahlık zamanına rastlar. Bugüne kadar da kökleşmiş bir anlayışa göre de, sözü edilen devirler, II.Abdülhamit’in şahsiyeti ve siyaseti ile açıklanmak istenmiştir. Biz, Osmanlı Tarihi üzerine yazmış olduğumuz önceki kitaplarımızda olduğu gibi, bu kitabımızda da olayları bir padişahın monografisi açısından inceleme cihetine gitmeyerek, onların tarihi seyri ve devrin şartları ışığında tetkik ettik. Bu işi yaparken de amacımız, şahıslar hakkında hükme varmaktan çok müesseselerin nasıl ve niçin değişmiş olduğunu anlatmaya çalışmak olmuştur.

Bununla beraber, faydalandığımız vesikalarla ve kitaplarda umumiyetle II.Abdülhamit üzerinde durulmak suretiyle, sözü geçen devirlerin izah edilmek istendiğini ve bu yönden de bu Padişah hakkında lehte ve aleyhte keskin ve kesin hükümlere varılmış olduğunu gördük. Aynı çeşit hükümlerin devrimizin aydınları arasında sözlü bir tartışma şeklinde devam etmiş olduğuna da şahit olduk ve olmaktayız. Bu sebepledir ki, kitabımızın netice bölümünde bu çeşit hükümleri bir kritiğe tabi tutarak mümkün olduğu kadar objektif bir sonuca varmayı uygun bulduk.

II.Abdülhamit’in lehinde ve aleyhinde olmak üzere verilmiş olan hükümleri şu noktalarda toplamak mümkündür.

Lehte olan Hükümler ;

§ Onun en büyük ve Islahatçı (Reformist) bir hükümdar olduğu,

§ Devrinin en mahir diplomatlarından bulunduğu ve,

§ 33 yıllık idaresi ile İmparatorluğun birliğini korumaya muvaffak olduğu

Merkezindedir.

Aleyhinde olduğu hükümlere gelince:

§ İstibdatçı (Tek Adam yöneticilik) temayüllerle doğmuş olduğu,

§ Modası geçmiş Makyevelci (Fırsat kollayan) bir diplomat olduğu ve,

§ Osmanlı İmparatorluğunun en büyük yıkıcısı olduğu noktalarına inhisar etmektedir.

Sultan II.Abdülhamit’in büyük bir ıslahatçı olduğuna dair olan hükümleri kabul et-me-miz mümkün olmadığı gibi,istibdatçı bir karekter ile doğmuş olduğuna inanmak ta güçtür.

Şurası bir gerçektir ki; Sultan II.Abdülhamit, Kanun-i Esasinin (Anayasanın) ilan edicisi ve I.Meşrutiyetin ilk Hükümdarıdır. Ayrıca,uzun sürmüş istibdat devrinde memlekette, bir çok demiryolları yapılmış, okullar kurulmuş ve sair bayındırlık tesisleri meydana getirilmiştir. Fakat bütün bunlar onun büyük ıslahatçı olduğu sonucunu doğurmaz. Çünkü her şeyden önce, Anayasa meydana getirmek düşüncesi II.Abdülhamit’in değildir. Meşrutiyet ilan edilmesi teşebbüsü de onun tahta çıkmasından öncedir. V.Murat, travma sonucu akli muvazenesini yitirmeseydi, bu teşebbüs onun devrinde gerçekleşecekti. Kaldı ki; II.Abdülhamit tahta çıkarılırken Kanun-i Esasiyi/Anayasayı ilan edeceği hususunda kendisine bir de misyon yükletildiği tarihsel bir gerçektir. Burada mesele; II.Abdülhamit’in I.Meşrutiyeti ilan etmesi bir oldu-bitti meselesidir.

Bununla birlikte onun, I.Meşrutiyetin sona erdirilmesi şeklinden ve uzun bir istibdat devrinin padişahı olmasından, istibdatçı karekterde doğmuş olması neticesi çıkarmak tarihsel gerçeklere uymaz. Kaldı ki,o dönemin şartları içinde değerlendirildiğin de;

Osmanlı- Rus Savaşının (93 harbinin) yaratmış olduğu felaketler için,ilgili şahıslar ve müesseselerden hiç birisi sorumluluk kabul etmediği için,sorumluluğu birisine yükletmek icap etmiş ve şarkta âdet olduğu üzere, hayır ve şerrin kendisinden geldiğine inanılan Padişaha yükletilme cihetine gidilmiştir.

Meşrutiyet denemesine tekrar girişmeyerek istibdata yönelmesi onun kişisel bir kararı değildir. Zira, Meşrutiyet idaresi her şeyden önce, siyasi partilerin varlığına ihtiyaç gösterir. Halbuki, I.Meşrutiyet böyle organik partiler henüz kurulmadan ilan edilmiş ve devam etmiştir.

Başta Mithat Paşa olmak üzere, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi gibi ünlü meşrutiyetçiler, siyaset adamlığı vasıflarına sahip olmaktan çok edebi şahsiyetler idiler. Üstüne üstlük Edebiyat alanında dahi aralarında derin anlaşmazlıklar vardı. İstibdata karşı çıkacak siyasi partiler olmasa bile müesseseler vardı.

Bu müesseselerin başında,kültür yönünden çok düşük ve çoğu kölelikten yetişmiş insanların doldurduğu Saray’da varlık göstermekteydi. Bununla birlikte Babıali de (Hükümet Merkezi de) Meşrutiyetin aleyhinde, İstibdatın lehindeydi. (!)

Halka gelince, Halk kahır ekseriyeti itibariyle meşrutiyetin ne olduğundan habersizdi.
Ord.Prof.Dr.Enver Ziya Karal – [ Büyük Osmanlı Tarihi – IV.Cilt Shf: 571-573]
[ Devam edecek..]

*

Bölümler:

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – I.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – II.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – III.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – IV.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – V.]

Reklamlar