İstibdat’ın sonunu getiren olaylar!

istibdat

Hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse,
“Bu bir câni!” dedin sürdün, ya mahkum eylendin hapse.
Müvekkel eyleyip câsûsu her vicdana, her hisse,
Düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye’se…
Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblis’e…

Ortalık şöyle fena, böyle müzebzeb işler,
Ah o Yıldız’daki baykuş ölüvermezse eğer,
Âkıbet çok kötü…

Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi?
Ya böyle kalfa değil, basbayap muallimdi.
Nasıl da kadrini bilmedik, tuhaf iş:
Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş.”
Nasihatim sana: Herzeyle iştigâli bırak;
Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak.
Adam mısın Ebeddiyyen cihanda hürsün, gez;
Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.
Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere;
Küfür savurma boyun kestiğin semercilere

Mehmet Akif Ersoy.

***

II.Abdülhamit ve dönemi (Başlangıcından Cumhuriyet dönemine kadar)
JÖN TÜRKLER & İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ

munir_kebir2

© Münir Kebir

mustafa_fazil

“ Jön Türk” deyimi ilk defa 1867’de (II.Abdülhamitin 1876’da cülusundan 9 yıl önce) Mısır Prensi Fazıl Paşa [Mustafa Fazıl Paşa]tarafından, Osmanlı’da süregelen İstibdata (tek adam yönetimine) karşı ortaya çıkan örgütlenmeye verilen addır.

young_turcs

Örgütlenmenin bu ad ile tesmiye edilmesi, Avrupa basınında Osmanlı İmparatorluğu’nu “Hürriyete kavuşturan” tüm Osmanlı aydınlarını kapsayacak biçimde “Genç Türkler” [Jön Türkler]olarak tanıtılmasındandır.

Kuruluşundan 25 yıl sonra, 1892’de, II.Abdülhamit, bu örgütün önde gelenlerini tutuklattı. Bir müddet sonra da serbest bırakınca, bu örgüt üyeleri selameti Avrupa’ya kaçmakta buldular.

Böylece, bu örgütün fikir akımları gerek basın yoluyla gerekse dış güçlerin marifetiyle Türkiye’ye sızarak ; “ağzı olan konuşuyor” tanımlamasıyla izah edilebilen toplumsal bir fikir kargaşalığına ve dolaysıyla sosyal huzursuzluğa yol açtı..

Çünkü jön Türkler arasında homojen bir fikir birliği yoktu. Bunun sonucu olarak 3 farklı görüş örgüte hakim olmuştu. Bu görüşlerden birincisi;

prens_sabahattin

Sabahattin Bey in, [Prens Sebahattin]toplum yerine bireyselliği öne alarak, özel mülkiyet savunuculuğu ile, federasyonu (adem-i merkeziyet) öne çıkarmaktaydı. Buna göre Mahalli İdareler, kendi kendini yönetme hakkına sahip kılınarak Konfederasyon sistemi getirilmelidir…

ahmet-riza-bey-kimdir-h1476960336-7c5ee3

İkincisi, Ahmet Rıza Bey in [Ahmed Rıza]görüşüydü. Federasyon tam bir çılgınlıktır zira ülkenin bölünüp parçalanması söz konusudur. Bu yüzden ülkenin kurtuluşu ancak sosyal geleneklere sahip olarak, toplumun menfaati korunmalıdır. Uygarlık seviyesine ancak bununla çıkılır…

Böylece Ahmet Rıza bey, Sabahattin Beyin; Osmanlı topraklarında yaşayan milletlerin, etnik özelliklerinin muhafaza edildiği bir Osmanlı halkları Konfederasyonu fikrine (Osmanlıcılığa) karşılık; Türk unsurunun hakim olduğu Merkeziyetçi (üniter) bir Osmanlı Devletini öngörüyordu.

murad_bey

Üçüncü görüş olarak ta, Murad Bey; [Mizancı Murat] Ülkenin selameti, ancak Meclis-i Mebusan yerine Yüksek İslam Şûrası kurulması ve başına da Şeyhül İslamın bulunduğu bir kurulun getirilmesine bağlıydı.

Sabahaddin Bey OSMANLICILIĞIAhmed Rıza Bey PANTÜRKİZMİ, Murad Bey ise PANİSLAMİZMİ savunuyorlardı. Jön Türkler bu üç görüş arasında mücadele vererek, üçü de Padişahlığın devamından yana ancak, II.Abdülhamit’in İstibdatını (Tek adam Yönetimini) yıkarak, Kanuni Esasiyi (Anayasayı) ülke yönetimine hakim kılma çabasındaydılar.

Bu durum; içeride sosyal kargaşayı başlatırken, ülke dışında da, dış devletler bundan istifade edip, Ermenilerin haksızlığa uğradığından şikayetle, ayrılıkçı bir ermeni elebaşı ordusu kurarak, Ermenilerin katledileceği, hayatlarının tehlikede olduğu yönünde provakasyonlar yapmaya başladılar. Böylece II.Abdülhamit dönemi, hem yönetim, hem yönetilen halk ve hem de dış devletlerle olan diplomatik açıdan tam olarak dikenli fıçıya dönmüş bir durum içine düşmüştü.

*********

II.MEŞRUTİYET VE SULTAN II.ABDÜLHAMİTİN ACI SONU

ittihat_terakki

İttihad ve Terakki Cemiyeti, [Birlik ve İlerleme Cemiyeti] Jön Türkler kuşağının bir devamı olarak dört dönem itibariyle Osmanlı Devleti içinde varlık göstermiş, önce Balkan savaşları; devamında ise I.Dünya Harbinin sonucunda Osmanlı Devleti ile birlikte yok olmuştur.

Konumuz İstibdat (Tek adam) yönetimini, II.Abdülhamit dönemi üzerinden düşünceye açmak olduğu için, burada sadece I.Dönemi anlatmakla yetineceğim.

II.Abdülhamit 31 Ağustos 1876 tarihinde tahta çıktığında, dönemin sadrazamı (Başbakanı) Mithat Paşa’nın tavsiyesi ve Namık Kemal gibi Hürriyet yanlısı aydınların sözlerine değer verdi ve 23 Aralık 1876’da I.Meşrutiyeti ilân etti. Böylece, Kanun-i Esasi Türkçe adıyla “Temel Kanun” ya da “Anayasa” anlamında Osmanlı Devletinin ilk ve son anayasasını yürürlüğe girdi.

Fakat başlangıç bölümünde belirttiğim üzere 93 harbi olarak tarihimize geçen Osmanlı-Rus Savaşı patladı. Osmanlı Devleti bu savaş sonunda sadece ağır yenilgiye uğramakla kalmadı, aynı zamanda Kıbrıs’ı İngilizlere vermek zorunda kaldı ve ancak bu sayede savaşı sonlandırabildi. Halk arasında baş gösteren hamaset edebiyatı, tribünleşme ve saray yalakalarının gayretleri sonucunda II.Abdülhamit, ülke yönetiminin sadece istibdatla (tek adamla) düzeleceği düşüncesine kendini kaptırdı. Bunun sonucu olarak; I.Meşrutiyet ve Anayasayı (Kanun-i Esasiyi) askıya aldı. Önceden de belirttiğim üzere “Bir tane sadrazam vardır o da Yıldız’da benim” diyerek, ülke yönetiminin ancak ve ancak İstibdatla (tek adam yönetimiyle) selamet bulacağı zehabına kapıldı. Bu süreç II.Meşrutiyetin ilanına kadar sayfalarca anlatılan toplumsal karışıklıklarla geçen 1908 yılına kadar devam etti.

*********

Yukarıda özetin özeti olarak anlatageldiğim olaylar, artık II.Abdülhamiti de canından bezdirmiş, içeride halk hareketleri dışarıda ise başta İngiltere ve Rusya’nın kışkırtmaları sonucunda , İttihat ve Terakki Cemiyeti partiye dönüşerek Meclis-i Mebusan’da çoğunluk partisi olarak Kanun-i Esasiyi ( Anayasayı) askıdan indirerek işler hâle getirdi. Bu değişiklik sonucu artık Meclisin hükümlerine riayet eden bir padişah ve “Meşrut-i Monarşi” ( Padişahın da Meclisin kanunlarına baş eğdiği yönetim şekli) Osmanlı hayatına girmiş oldu.

*********

Osmanlıda halk, cahil bırakılmıştı. İstibdat döneminde kendisine ancak dinden söz açıldığında müsaade edilmişti. Sürdürdükleri hayatta din her şey demekti. Din en başta Devlet demekti, Ahlak demekti, İlim, San’at, Ekonomi demekti. Hâl böyle olunca , başına sarık geçiren, manasını bilsin bilmesin Arapça okuyup halka din adına kendi şahsi hırslarını aşılamaya kalkan herkes Din Bilgini rolünde idi.

dervis_vahdeti

Kanun-i Esasiye göre, Parti kurarak Meclise girme hakkı herkese verildiği ve sosyal gerçeklik te bu yönde kendini gösterdiği için, Kıbrıslı Derviş Vahdeti [Nakşibendi dervişi]adında, tahsilsiz ama İngilizce’yi Kıbrıstaki imkanlarla iyi derecede öğrenmiş bu kişi bir İngiliz Ajanı olarak İstanbul’da “İTTİHADI MUHAMMEDİYE CEMİYETİ” [Muhammedçi Birlik Partisi]kurdu ve programını düzenledi.

Program girişinde; “Cemiyetin Reisi Hz.Muhammed Mustafadır” kaydı düşüldükten sonra, diğer maddelerde de şeriat hükümlerinin kıyamete kadar devam edeceği yönünde tamamen dinî bir içerikle uzayıp gidiyordu.

Belliydi ki, İngiliz kışkırtmacılığı ile Osmanlı toplumunda Dine karşı ileri sürülecek hiçbir söz kabul görmeyeceği için, halkın desteğinin sadece din simsarlığıyla sağlanması cihedine gidildi. Şeyh Said-i Kürdi ( Nursi) de bu partinin kurucuları arasında retorikleriyle halkı adeta büyülemişti.

Partiye dönüşen bu Cemiyetin ilk faaliyeti çarşılarda, pazarlarda ve sokaklarda, insanlara; “Şeriatı istemez misin” sorusunun yöneltilmesi oldu. Halkın böyle bir soruyu yanıtsız bırakmayacağı bilindiğinden, kabul edenlerin önüne defter uzatılarak adlarını yazmaları istendi. Akabinde ise bu isimler takip altına alınarak, meydanlarda yapacakları mitinglere çağrıldılar.

*********

Ne yazık ki, II.Meşrutiyet te sağlam temellere dayanmıyordu. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nda Dinden imandan başka, düşünce açıklama özgürlüğüne sahip bir orta tabaka sınıfı halk yoktu. Çoğunluğu teşkil eden köylü ise okur yazar değildi. Endüstri gelişmediğinden işçi sınıfı da yoktu. Ticari hayat ise yabancıların/azınlıkların elinde ve bu kesimde yer alanlar İngiltere, Fransa ve Rusya’nın himayesinde korunuyorlardı.

volkan

Devlet bu ahval içerisindeyken İttihad ve Terakki Partisi kadrolaşmaktan öteye devlet işlerine yeteri kadar ehemmiyet vermeyince, Kıbrıslı Derviş Vahdeti ve Said-i Kürdi (Nursi) Sabahattin Beyin Konfederasyon fikrini çıkardıkları Volkan Gazetesi’nde halka rahatlıkla kabul ettirme kolaylığını yakalamış oldular.

31_mart_vakasi

Bu durum giderek Osmanlı tarihinde görülmemiş 31 Mart ayaklanmasına yol açınca II.Abdülhamit, bu vak’anın ancak nasihatla geçiştirebileceği yöntemini meclise kabul ettirdi. (31 Mart eski Rumi takvime ait olan bir tarihtir Miladi olarak 13 Nisana tekabül etmektedir. )

hasan_fehmi_bey

Fakat kan kaybı had safhaya ulaşmıştı. 31 Mart (13 Nisan) vakasından 4 gün önce, gazeteci Hasan Fehmi [Fehmi Bey]Galata köprüsünde öldürüldü. [Cinayet]Hasan Fehmi hem İttihatçılara hem de II.Abdülhamit’e muhalif yazılar yazan bir gazeteciydi.

tanin

Hasan Fehmi, faili meçhul cinayete kurban gidince, Kıbrıslı Derviş Vahdeti, katilin ittihatçılar olduğu yaygarası ile, halkı İttihad ve Terakkiye saldırttı. İttihatçıların yayın organı olan “Tanin Gazetesi”yağma edilerek binası [Arşiv]yerle bir edildi.

II.Abdülhamit ise nasihat konusunda ısrarcıydı. Bu durumda hükümet; “Biz ihtilalle geldik ama ülkenin sorununun çözülmesine yer bulunmadığı anlaşıldığından, ülkenin selameti açısından istifamın takdimi gerekmiştir “ beyanı ile çekildi.

Sultan II Abdülhamit istifanın ardından genel af çıkartarak isyanı bastırma cihetine gitti.

ahmet_tevfik_pasha

14 Nisanda Tevfik Paşa [Ahmet Tevfik Okday]
kabinesiyle yeni hükümet kuruldu. Fakat isyancılar, kabinenin kurulmasından sonra da fenalıklar işlemekten çekinmediler.

25 Nisan’da ise yabancı elçilikten gelen bir yetkili, Padişaha hizmete hazır olduğunu bildirmekle üstü örtülü sığınma talebinde bulunmayı teklif etti. Sultan II Abdulhamit bunu red etti.

Artık Osmanlı Devleti bitmişti. Bu yüzden Selanikteki devrimciler “Hareket Ordusu”adı altında toplanarak İttihat ve Terakki Partisi’nin de katılımıyla İstanbul’a girdiler. Bunun haberini alan 40 Bine yakın isyancı İstanbul’u terk etti.

harekat-ordusu-mensubu-askerler

Hareket Ordusu İstanbul’a ayak basar basmaz, Şevket Turgut Paşa tarafından Yıldız’ı teslim alma görevi verilerek, 27 Nisan gecesi Yıldız sarayı muhasara altın alındı. Saray çalışanlarına sadece katıksız ekmek verildi. Sultan II.Abdülhamit’e ise katık olarak sadece yoğurt verildi.

abdulhamid_reshad

Padişah Anayasayı koruyacağına dair yemin etmesine rağmen, ayaklanma süresince herhangi bir girişimde bulunmadı gerekçesiyle, Padişahın savunması istendi. Padişah bu suçlamayı red edince, Şeyhülislam’dan Padişahın azli için fetva istediler. Fetva Padişahın azlini sağlayacak yönde verildi. Şu garipliğe bakın ki, bu fetva 7 sefer Başbakanlıktan azledilen Sait Paşa’nın etrafına toplanmış Millet Meclisinde okundu. Ardından taht değişikliğini bildiren toplar atılınca Sultan II Abdülhamit artık çaresizliğini kabul etti ve Selanik’te mecburi ikamete gönderilerek, İstibdat ( tek adam yönetimi ) kapandı. (Devam edecek)

*

Bölümler:

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – I.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – II.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – III.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – IV.]

Reklamlar