Devr-i İstibdad

anuh00109-2

Yıkıldın, gittin amma ey mülevves devr-i istibdad,
Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yad!
Diyor ecdadımız makberlerinden: “Ey sefil ahfad,
Niçin binlerce ma’sum öldürürken her gelen cellad,
Huruş etmezdi, mezbuhane olsun, kimseden feryad?

Otuz milyon ahali, üç şakinin böyle mahkumu
Olup çeksin hükumet namına bir bar-ı meş’ümu!
Utanmaz mıydınız bir, saysalar zalimle Mazlumu?
Siz, ey insanlık isti’dadının dünyada mahrumu,
Semalardan da yüksek tuttunuz bir zıll-i mevhumu!

O birkaç hayme halkından cihangirane bir devlet
Çıkarmış, bir zaman dünyayı lerzan eylemiş millet;
Zaman gelsin de görsün böyle dünyalar kadar zillet,
Otuz üç yıl devam etsin, başından gitmesin nekbet
Bu bir ibrettir amma olmıyaydık böyle biz ibret!

Sema-peyma iken rayatımız tuttun zelil ettin;
Mefahir bekleyen abadan evladı hacil ettin;
Ne ali kavm idik; hayfa ki sen geldin sefil ettin;
Bütün ümmid-i istikbali artık müstahil ettin;

Rezil olduk Sen ey kabüs-i hüni, sen rezil ettin!
Hamiyyet gamz eden bir pak alın her kimde gördünse,
“Bu bir cani!” dedin sürdün, ya mahkum eyledin hapse.
Müvekkel eyleyip casusu her vicdana, her hisse.
Düşürdün milletin en kahraman evladını ye’se
Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun ruh-i İblis’e!
Değil kabusun artık, devr-i devlet intibahındır.

Gel ey nazende hürriyyet ki canlar ferş-i rahındır.
Emindir mevki’in: En pak vicdanlar penahındır.
Serapa mülk-i Osmani müeyyed taht-gahındır.
Serir-ara-yı ikbal ol ki: Bir millet sipahındır.

250px-mehmet_akif

[Mehmet Akif Ersoy
İstibdat Şiiri]

© photocredit

***

II.Abdülhamit ve dönemi (Başlangıcından Cumhuriyet dönemine kadar)
Bâb-ı Âli

munir_kebir2

© Münir Kebir

Bâb-ı Âli, [Sublime Porte] Osmanlı Devletinde Sadrazamlık veya Hükümet Makamının adıdır. Sâdaret (Başbakanlık) [Sadâret kethüdâsı], İç işleri, Dış İşleri Nezareti (Bakanlığı) ile Şura-yı Devlet dairelerinden oluşan Resmi Makamlar topluluğudur.. Mabeyin ise, [Mâbeyn-i Hümâyun]Padişah ile diğer yetkililer arasında iletişim sağlayan makam demektir. Günümüzdeki adı sekreterlik gibidir. Valiler çoğunlukla Mabeyin Dairesindeki katiplerden seçilirdi.

Meşrutiyetten önceki dönemlerde Sadrazam (Başbakan) Padişahın Mutlak Vekilidir. Fakat 1876 yani II.Abdülhamitin cülüsundan önce, 1867 yılında Namık Kemal’in başını çektiği Genç Osmanlılar hareketi [Genç Osmanlılar] ile başlayan Meşrutiyet hareketleri karşısında, bu ünvanın artık korunamayacağı düşüncesi öne çıktı. Bu tarihte Sadrazam olan Mithat Paşa [Ahmed Şefik Midhat Paşa] “Mutlak Vekil” ünvanını “Başvekil” olarak değiştirdi.

midhat_pacha

Yeni Osmanlılar Hareketi olarak ta adlandırılan I.Meşrutiyet [First Constitutional Era]düşüncesi oldukça çalkantılı, homojen olmayan, yönetici elit adayların bazen biri biriyle uyuşan ama çoğu kez biri birine tamamen zıd olan fikirler topluluğu olduğu için Mithat Paşa bu değişime yer vermişti. Ne var ki; Mithat Paşanın bu teklifi kabul edilmeyerek ilan edilen Kânûn-ı Esâsî [Constitution de l’Empire ottoman] (Parlamenter sistemi öngören Anayasa) metninde “Başvekil” tabirine yer verilmediği gibi “Mutlak Vekil” tabiri de bir tarafa bırakılarak yalnız “Sadrazam” ünvanı [Grand vizir] kabul edildi.

Sadrazamlığın da Padişah tarafından, güvenilen kimselere ihale edileceği ve diğer vekillerin de yine Padişah tarafından tayin edileceği hükme bağlandı. Bununla; Sadrazam “Mutlak Vekil” olarak evvelce sahip bulunduğu yetkileri de kaybetmiş oldu.

duveli_muazzama

Bir müddet sonra, Osmanlıdaki bu değişim Avrupa Devletleri ile Rusya’yı ayaklandırdı.
Zira ortada olan bir gerçek vardı. O da; Batının büyük Devletleri [Düvel-Muazzama]
kendi aralarında anlaşamadıkları sürece Osmanlı İmparatorluğu yaşamını sürdürebilmekteydi. Diğer yandan, Osmanlının Sırbistan ve Karadağ galibiyetleri Çarlık Rusyası’nı işe karıştırmış ve Babıaliyi ateşkese zorlamıştı. Ayrıca Osmanlının Meşrutiyet ilan etmesi, Rusyada Çarlık yönetimi için bir tehditti.

Bu iki durum karşısında, Düveli Muazzama Rusya’nın Balkan işlerini Panslavist bir tutumla çözme endişesine kapılarak, Meşrutiyet karşıtlığını savundu. Sonuçta; Tarihe 93 Harbi [Russo-Turkish War (1877–1878)]
olarak geçen Osmanlı-Rus Savaşı patlak verdi. Ruslar Doğuda Kars’ı, Batum’u, Ardahan’ı; Batıda ise Edirne’yi aldı. Osmanlı Devleti İngilizlerden Paris Antlaşması çerçevesinde yardım istediyse de İngilizler buna yanaşmadılar. Osmanlı Devleti İngilizlerden yardım alabilmek için Kıbrısı İngilizlere verme karşılığında ve ayrıca, Avrupa Devletlerinin Rusya’nın güçlenmesini kendileri için zararlı gördüğünden, Berlin Antlaşmasıyla [Treaty of Berlin (1878)] Rusyanın aldığı yerler geri verildi. Bu antlaşma aynı zamanda Ermenileri Osmanlıya karşı husumet ve casusluk yapmaya sevk ederek ulusal bir soruna yol açtı. Sonuç olarak I.Meşrutiyet daha cenin iken, Osmanlı-Rus savaşı gerekçe gösterilerek 1878’de Padişah II.Abdülhamit tarafından lavedildi.

Mebuslar Meclisinin [Meclis-i Mebusan]kapatılmasından sonra, olayların seyrine göre Padişah bazen Sadrazam bazen de Başvekil ünvanıyla hükümet başkanı tayin etmiş fakat her iki halde de Babıaliyi Kanuni Esasi ile belirtilen yetkilerden olduğu gibi, geleneksel yetkilerden de mahrum kılmıştır. Sadrazamlık silik bir şahsiyet halini almıştır. Sadrazamın yetkisi artık bir icra memuru vazifesine indirilmiştir. Memur atamaları Sadrazam tarafından yerine getirilmesi gerekirken, bu tür yetkileri dahi Padişah kendinde tutmuştur. İşte İstibdat denilen Tek kişinin tüm yetkileri eline alması denilen sistem bu şekilde kendini göstermiş ve göstermeye de devam edici olmuştur.

*

Bölümler:

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – I.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – II.]

§ [Melek mi; Kızıl Şeytan mı; Ulu Hakan mı? – III.]

Reklamlar