O da benim Yaşam Yolum!

life_road

Bir yol tutturmuşum
Sisler ardında aydınlık
Sisler ardında, yedi rengi parlar güneşin
Bir dünya düşlemişim
Toprağı bereketli, suları coşkulu
Havası tertemiz, insanı sıcak yürekli
Düşüncelerimdeki dünü Bu günle birlikte kucaklamışım Geleceği düşleyerek
Kâh mutsuz, kâh mutlu
Kâh karamsar, kâh umutlu
Pembe görmüşüm evrenimi
Karanlığı düşlemeden
Gök kuşağına sevdalanmışım
Genç bir yürekle Bir heykel yaratmışım
İnsan ve tanrı karışımı
Kutsanmış toprağı
Yoğurmuşum sevgimle
Altından bir kalp, gümüşten bir isim
Vermişim ona kendimce
Bir türkü tutturmuşum
Dumanlı dağlara doğru
Sevda kokulu, aşk yazgılı
Bir çabaya düşmüşüm
Karıncalara özenerekten
Mutlu etmek için insanları
Yediden yetmişe, kadından erkeğe
Ne para düşünmüşüm
Ne de erk koltuğu
Ne şana tutsak olmuşum
Ne de alkışlara köle
Bir yol tutturmuşum
Sisler dağılınca aydınlık
Sisler dağılınca yedi rengi parlar
Kor ateşli sevgi güneşinin.

Prof.Dr.Yıldız Tümerdem

***

Beneklenmiş güvercin yumurtası avuçlarımın arasında
Tüyleri de avuçlarımda
Uçamayan gövdesi kazanımda
Altında ateş
Ölen özgürlük
At nallarının sesi
Saçlarımı acıtarak iki örgü yapan yaban
Elimde makas dibinden kesip attığım örgülü saçlar
O saçları ören ellerin parmaklarını
Acıtamasın bir daha diye koparışım
Tutulmayan sözler
Balyozun sallanırken havadaki sesi
Şiddetin nefesi
Öfkenin dünü bugünü yarını
Bir atın üstünde yol alırken
Önümü kesenlere
Salladığım altın keskin kılıç
Kalkanıma çarpan, saldıranlar
Boyum kadar kalkan
Taşırken yorulan ben
Gücüme güç katan yaradan
Büzüşen böbreklerim
Şelalenin altında
Şelalenin suyundan doldururken
Bir bardağa o suyu
Yudumlanma adına beklerken
Şelalenin altında gölge kalanlar
Bir çocuk kısa paçalı canlı gözlerle bakan
Yaşlanmış ama hayattan
Yaşamaktan vazgeçmemiş
Ümidi hiç sönmemiş bir kadın
Yaşamak istemiyorum diyenlere
Utandırmak adına, yaşama sevdalı.
Sepetim var kolumda
Sırtımda yaralarım
İçimde kalan ucu kırılmış mızraklar
Asalaklar beslenir
Her yerde siyah sülükler
Birbirlerini kollar
Teslimiyet onlara cahillikte
İltihap bıraktıkları her hücrede
Uyan
Doğru izler bırak
Doğru izde yürü
Uyan Sadece uyan.

Gülten Ağrıtmış

*

Dostum hüzündür benim…
Adımlarken gece sabaha dek odamı,
Güldüren de hoş, öldüren de hoş,
Köşeye kıvrıldı, gördüm yalnız adamı,
Varlığı boşaltan da hoş, dolduran da hoş.
Masada bir parça kağıt, bir dolma kalem,
Hüznü dost buldum yanıbaşımda,
Ne yazacak şey var, ne yazılacak âlem,
Kalem içti, ben içtim; zehir, ekmek aşımda.
Rüzgâr dindi, hüzün bende dinmedi,
“Elif” dedim, parmağımda damla damla kan,
“Be” dedim, köz içimde sönmedi,
Kutlu mahmurluğa sabahtır akan.

Metin Boşnak

*

Kaybolmuş zamanlara bakıyorum şimdi
bir toz bulutuna sarmalanmış kentin sokaklarında
vahşi kısraklar yarışıyor anlamsızca
Dudaklarımız kavruluyor
Güneşin doğmaya bile cüret edemediği sabahlara varıyor sessizlikler
Yanaklarına dokunuyorum susuz zamanlarımda
tanrısal lütuflara dönüşüyor açlığımız
Her adım attığımızda bir önceki güne çıkıyor düşlerimiz Ya düşlerimiz olmasaydı…
Saygısızca bağırıyor artık sarhoşlar
üslupsuz son gemi kalkarken limanda
Kız Kulesi cennete dönüyor rastladığımız düşler sokağında
amansız ve acımasız yollar katediyoruz
Beşiktaş’ın tozlu sokaklarında
Örneğin buluşmak istiyorum, elimde ölü çiçekler doğuyor
kuşlar Barbaros’da sekmeli bir tüfeğin
adaletini ararken yalnızlaşıyor
gizli mabetler kuruyorum
sadece senli düşlerimle
bir el uzatıyorsun,
rüyası bile karabasanları aratan
Bu kent senle vücuduma değiyor
ve düşleri
mor yeleli atlarla
rüzgâra sunuyorum katıksız bir ekmeği paylaşan varoşları, seninle hatırlıyorum
ve bir su bardağı şarabımı
mumlara sunarken
sensizliği
damıtıyorum yüreğime ya sen olmasaydın…

Yasemin Solmaz

*

Yaşamın has mı has bahçelerinde
Sevdanın gözüyle baktığım gülsün
Kerem’in, Aslı’nın aşkı izinde
Özenle yakama taktığım gülsün.
Durgun suda halkalanır sözlerin
Küllenmenin uzağında közlerin
Mutluluğa kaynak kara gözlerin
Saygıyla ayağa kalktığım gülsün.
El ele sevgiyi yaşatmak için
Kadehlere sesin yansıyor çin çin
Yürekte özlemi üretmek için
Sonyaz karanlığa yaktığım gülsün
Ortamında acı bir bir tükenir
Bin bir parça duygularım eklenir
Yalnız yaşam varlığınla renklenir
Coşup şimşek şimşek çaktığım gülsün.
Seninle zamanı içer gibiyiz
Gözden uzakları seçer gibiyiz
Şöyle kendimizden geçer gibiyiz
Tam soluk sevgiye aktığım gülsün.

Muhsin Durucan

*

beni bu sokaktan geçirmeyin dedi anneleri kokusundan tanırmış kuşlar
anılarda gezindim bugün eski bir kilime benziyordu yüzlerdeki gülümseme bir başka kokuyor
odalar pembe perdeler uçuyor içeriye
çiğneyip duruyorum geçmişi
ankara ne çok kalabalık bugün dedim:
ankara neydi dedi :
pay-ı taht
‘ben de gidem paytahta
paşaya derdim deyim’
mamak mahallesinde üç gül
üçü de yediveren
avluda ölümün parmak izleri
soğuk bir gömlek delik bir fotin
usul boyunlarında ince bir sızı dedim:
manisa kimdi dedi :
memede donan süt ve suçuydu suçsuzluğun gök ekini biçer gibi dedim:
antep neydi dedi :
elleri kadar çocuk
baklavadan ağır çeken suçları
gözlerinde sessizliğin soğuk yüzü
tıpkı bir dağ masalı dedim:
dağ kimdi dedi :
bir demet sümbül
uçları donmuş kar çiçekleri
demir kuşlara bakıyorlar
toprak damlarda
yüreği avucunda analar
kanamış bir çığlık gibi
uçurum haykıran ağızları dedim:
ana neydi dedi :
etten yapılmış bir sözcük
yazgıydı sevdası ağıtlara
bakıp bakıp ağlamaktı
bir heykelin gözlerine dedim:
sevda kimdi dedi :
yüzüktü parmaklarda solan
ve saçları kına kokan kumrulardı
leçeği kana bulanmış, dilini arayan buralı kuşlar
son sözcüğün gölgesi kalmış dudaklarında dedim:
insan neydi dedi :
fermandı bir kağıdın göğsünde
beni bu sokaktan geçirmeyin dedim
oğul oğul bir yanımı kurt kuş yesin soğuk bir gömlek gibi soyun yaralarımı

Arzu K.Ayçiçek

*

Yürüyeceksin insan kalabilmenin bütün onuruyla
Birden yol tükenecek ayaklarının altında
Bir deniz serilecek önüne ansızın geniş, bereketli bir sofra
Şaşıracaksın
Martılar havalanacak çığlık çığlığa gözbebeklerinden Keskin bir iyot kokusu bir ölümsüzlük iksiri an be an yayılırken damarlarındaki kana
‘İyi ki yaşıyorum bu dünyada’
‘İyi ki varım’

Ümmet Suna

Reklamlar