Bugünlere nasıl geldik; neredeyiz ve nereye doğru ilerliyoruz ?!

tepe

Bugün geldiğimiz nokta, sonuç safhasına ramak kalmış bir durumdur. 1 – 0 önde götüren Güçlüler, tek adam monarşi referandum tekniğiyle kabul ettirmenin hesabıyla yanıp tutuşmakta. Bir tarafta; mutfak enflasyonu karşısında içine düştüğü şaşkınlıklarını, yandaşlık psikolojisiyle giderebileceklerine inandırılmış «güçsüzler»; tepede ise, «Varlık Fonu» adı altında yandaş olsun olmasın, referandum için “EVET” fonu oluşturan «güçlüler» oturuyor… Türkiye «kayıt dışı ekonomi»yle yönetilen bir ülkedir. Türkiye’de kamu gelir ve giderlerinin ana kaynağı vergilerdir. Bu vergilerle elde edilen gelir ve kamu harcamaları «devlet sırrı»dır. Çünkü «gerçek kazanç kayıt dışı»dır. Ülke bir önceki yıla göre katma değer / üretim artışı sağlamamış ama oldukça yüksek bütçe açıklarının yanında, Babaanne ve / veya anne annelere maaş, Yanında yaşlı anne baba veya engelli çocuğu olanların her birine maaş, İşkur vasıtasıyla küçük-orta ve büyük boy işletmelere maaşı devletten işçi istihdam edilmesi, odun, kömür hatta buzdolabı elektriksiz köylüye çamaşır makinası, havada uçuşarak dağıtılan ulufeler, katma değere denk gelmeyen paralara kaynak yaratma girişiminin adıdır, «Varlık fonu…» Bütün bu «maddiyat yoluyla oy satınalma»ya bir de dini değerleri, din dışı hükümlerle «korkutma yöntemi»ni de ekleyip, karlı ortamda Tropikal Meyvelerle donatılmış ağızlarınızı sulandıran «Referandum Sepeti»yle karşınıza dikildiklerinde direnç mi göstereceksiniz? Sonrası mı?

 

***

GÜÇSÜZLERİN, GÜÇLÜLERE HÜSRANI….

munir_kebir2

© Münir Kebir

Gün yoktur ki, her haber programı izlediğimde içim yanmasın!… Ve, Cumhurbaşkanı, ki aynı zamanda fiili Başbakan Sayın RTE yandaşlığının, kişileri afyon sarhoşluğuna nasıl ittiğine şaşırıp kalmış olmayayım!…

70’li yaşa doğru merdiven önümde duruyor. Bu ömür içerisinde, bugünlerde ülkemizin ve milletimizin âkibeti hakkında duyduğum endişeyi başka hiçbir zaman duyduğumu hatırlamıyorum!…

Bugünlere nasıl geldiğimizi, hiçbir ayrıntıyı göz ardı et-me-me çabasıyla analiz ediyorum durmadan..

Daha 5 sene öncesinde, Televizyonlarda gözyaşları ve burun akıtarak mendil ıslatan ve bununla da kalbinde Allah’a, Kur’ana ve Hz.Muhammed’e karşı hûşu gösterisiyle ülkemizde “Hocaefendi” olarak kabul görerek adeta peygamber algısıyla saygı duyulan kişi; ”Hiristiyanlarla amentüde ittifakımız var” diyerek, İslamın amentüsünü sıraladıktan sonra, ”onlar da kitaplara inanıyor, biz de. Onlar da peygamberlere inanıyor biz de.. ” diyerek, lafızda müşterekliği yeterli sayarak gerisi teferruattır dediğinde; Ne başımızdaki Cumhurbaşkanı ve fiili Başbakan Sayın RTE ve parti müntesipleri, ve ne de ülkemin Müslüman insanları; bu sözlerin Kur’anı ve Hz.Muhammed’in risaletini teferruat saydığını ve bunun asla kabul edilemeyeceği yönünde bir tepkide bulunmuştu.

2012 yılının Şubat ayına gelindiğinde MİT’in RTE ile FG arasında paylaşıla-ma-ması gerçeği karşısında, FG’nin, Siyonizm+Vatikan+ABD üç ayağı üzerine kurulmuş bir gladyo olduğu, gün gibi su yüzüne çıktı. Ardından 17-25 Aralık 2013 kriziyle; binbir emekle, Kurtuluş Savaşıyla kurulan Türkiye, RTE’nin “Ne istediniz de vermedik” itirafıyla, Ülkemizin; İdare, Mülkiye, Adliye ve Askeriyenin ve giderek siyasi ve ekonomik yapıların tamamının görünürde yasal AKP hükümetinin, ama gerçekte “The Cemaat” adlı vatan haini yapılanmanın eline geçtiğini öğrenebildik. 15 Temmuz 2016 ise, iktidarın bilinçli olarak ülkeyi maruz bıraktığı statükonun zararından başkası değildi (!)

Peki bugünlere nasıl gelmiştik. Bari gerçeği bilirsek, zararın neresinden dönersek dönelim bu ülkeyi yine Allahın izniyle kurtarmamız mümkündür.

GÜÇSÜZLER VE GÜÇLÜLER

Ceza hukukumuzda bir olay değerlendirilirken o olay, iki aşamalı olarak ele alınır:

1 – Başlangıç Safhası

2 – Sonuç Safhası.

Fetö olayının başlangıç safhası; Atatürk’ün ölümünden sonra Hamaset edebiyatı ve ideolojik yandaşlık üzerine oturtulan Eğitim sistemimiz, ister istemez ezberci, bilgi yerine hamaset edebiyatını ve bendensin-benden değilsin ayrımcılığını maharet sayan bir ideolojik vatandaşlık anlayışını hakim hale getiren bir sosyo-kültürel yapının oluşmasına zemin hazırladıktan başka, Osmanlı mirasçısı bir ülke olmamız sonucunda da, Müslüman kimliğimiz; nakli bilgilerle donanımlı olmaktan öteye geçmediği için, ülkemizde adeta gizli bir panteizm ile (her kişiye göre değişen bir İslam inancıyla) sosyo-kültürel yapı oluştu.

Bu gerçek bizi; Demokrasiyi görünürde savunan, ama gerçekte kullanan, Hukuku da; ”Anayasanın kararını tanımıyorum ve saygı da duymuyorum” dahası; ”Türkiye’de yönetim sistemi değişmiştir. Benim fiili durumuma göre Hukuki çerçeve hazırlansın” diyebilen ve bu sayede GÜÇLÜLERi oluşturan The Cemaat ve AKP yapılanmasına…, karşısında ise iş ve aş derdine maruz bırakılmış GÜÇSÜZLERi oluşturan halk tabakasının oluşmasına yol açtı.

Bugün geldiğimiz nokta, sonuç safhasına ramak kalmış bir durumdur. İki güçlüden biri FETÖ, diğer güçlü RTE’ye 1-0 yenik durumdadır. RTE, tek adam monarşisini GÜÇSÜZLERe referandum tekniğiyle kabul ettirmenin hesabıyla düşüp kalkmaktadır.

PEKİ NASIL?…

TUİK verileri elimizin altındadır. Milli gelir, Milli gider ( toplam harcamalar) yoluyla yükseliş trendi gösterdiğinden, borçlanma yoluyla yapılan tüketim harcamaları gider yerine gelir olarak ilan edilmektedir. GÜÇSÜZLER, mutfak enflasyonu karşısında içine düştüğü şaşkınlıklarını, yandaşlık psikolojisiyle giderebileceklerine inandırılmıştır. Orta tabakanın yaşamına son verilerek, toplumdaki sosyal dayanışma yerini, Kömür ve erzak dağıtımına bırakmıştır. Makro düzeyde ülke özelleştirme yoluyla, GÜÇLÜLERe satılmışve bununla da, İKTİDAR sahibi güçlüler ödeneklerini doldurarak yandaşlık fonu oluşturmuşlardır.

Bu da kafi gelmeyince bu kez “Varlık Fonu” adı altında yandaş olsun olmasın, referandum için “EVET” fonu oluşturma girişimi gerçekleşmiştir. Basit bir misalle Şu varlık fonunu izah ederek, yazımın sonuç safhasına gelmek istiyorum.

Türkiye kayıt dışı ekonomiyle yönetilen bir ülkedir. Bu yüzden hiçbir işletme faaliyetinin tamamını muhasebeleştirmez. Bundan dolayıdır ki, Dolaylı vergiler vergi gelirlerimizin %40’ını oluşturur. İşletme sermayesini Bankalardan alacak krediyle takviye etmek isteyen bir işletmenin bilançosu fiktif olduğu için, bir önceki yılın kârının çok üstünde bir aktif büyüklükle hazırladığı bilançosunu bankaya verir. Ülke ekonomisini düşünen ve gerçekten işletme sermayesini takviye amaçlı olduğuna banka kanaat getirebilmek için, bir önceki yıla göre artış göstermiş aktifinin, kâr artışı dışında hangi kaynaktan beslendiğini tesbit etmesi gerekir. İşletme sahibinin babasından kalan mirasını MI şirketine aktardı, yoksa Milli Piyangodan çıkan parayla mı mevcutlarını arttırdı? Bu Türkiye şartlarında bilinmez. Çünkü gerçek kazanç kayıt dışıdır. İşte Varlık Fonu dediğimiz şey, Ülke bir önceki yıla göre katma değer / üretim artışı sağlamamış ama oldukça yüksek bütçe açıklarının yanında, Babaanne ve / veya anne annelere maaş, Yanında yaşlı anne baba veya engelli çocuğu olanların her birine maaş, İşkur vasıtasıyla küçük-orta ve büyük boy işletmelere maaşı devletten işçi istihdam edilmesi, odun, kömür hatta buzdolabı elektriksiz köylüye çamaşır makinası, 7 Haziran Seçimlerinde Burdur Milletvekili emekli savcının ifadesiyle “5O Milyar Burdur valiliği emrine tahsis edildi ama seçimden önce dağıtılmadı” yakınması karşısında havada uçuşarak dağıtılan ulufeler işte bu katma değere muvazi olmayan (denk gelmeyen) paralara kaynak yaratma girişiminin adıdır Varlık fonu… Çünkü Türkiye’de kamu gelir Giderlerinin ana kaynağı vergilerdir. Bu vergilerle elde edilen gelir ve kamu harcamaları devlet sırrıdır (!?)

SONUÇ SAFHASI

Ulufelerle yetinmeyen GÜÇLÜLER, buna ilaveten özellikle ülkeyi düşünen ama çaresizlik içinde olan GÜÇSÜZLERe Dini değerleri din dışı hükümlerle korkutma yoluna da başvurma yöntemine sarılmışlardır. Bu hafta içinde Milli Eğitim Müdürlüğü statüsünde bulunan bir yandaş bürokrat Kur’an-ı Kerimin Bakara suresinin 34.ayeti; “Ve o zaman Meleklere; ”Âdem’e secde edin” dedik. Hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı. Kibrine yediremedi, inkarcılardan oldu”

Bu ayeti; Allah meleklere ademe secde edin dedi. Melekler de evet dediler. Ama şeytan buna hayır dedi, öyleyse hayır oyu verenler şeytandır diyerek Allah kelamını şahsi reyine göre tahrif ederek sözde Müslüman kimliğini, – cesaretle / fütursuzca kendine özgü kılarak halkı bu yolla referanduma yönlendirme gayreti sarfetmiştir.

Bu yetmemiş olacak ki, bu yazıyı yazdığım günün TV haberlerinde bu sefer İstanbul Ümraniye’de Modoko camiinde imam, sanki cami içinde değil de, şehir meydanında milletvekilliğine aday olmuş bir kimlikle, ”Şu Hayır diyenler var ya, onlar Yavuz Sultan Selim Köprüsüne, hava alanına karşı olan vatan hainlerdir” diyebilme cesaretini göstermiştir. Bereket versin ki camiye ibadet için gelenlerden birkaç gerçekten Müslüman kişi, buna usulüne azami derecede uygun davranarak tepki göstermişdir. Allah onların eksikliğini vermesin.

Yazı uzadı biliyorum. Ama RTE’nin ikbali için koca İslam dini de alet ediliyorsa o zaman bu densizliği yapan sözde Müslüman güçsüzlerin yarın güçlülere karşı nasıl bir tavır içerisine gireceklerini bir Kur’an ayetini manaya sadık kalarak, rivayet tefsiri düzeyinde günümüze uyarlayarak son vereceğim.

Sebe suresi – 33.ayet: “Güçsüz sayılanlar da, Büyüklük taslayanlara dediler ki: Gece ve Gündüz (işiniz) hilekârlıktı. Hani siz, bizim Allah’a küfretmemizi ve ona eşler koşmamızı emrediyordunuz. Azabı gördüklerinde ettiklerine içleri yandı. Ve küfretmiş olanların boyunlarına demir halkalar vurduk.

Yapmakta olduklarından başkasıyla MI, cezalandırılacaklardı?

Bu ayet; adeta bugün yaşanan yandaşlarla (güçsüzlerle), RTE, başbakan ve kabinesi ile dolar milyarderlerini (Güçlüleri) ve ikisi arasında yarın ortaya çıkacak biribirlerine karşı oluşturacakları husumetleri adeta haber veriyor.

(Ayetin tefsirine göre) Şöyle ki; Güçsüz olanlar, güçlülerin isteklerine uyanlardır. (yandaşlar ve rantçılardır). Güçlüler ise, Büyüklük taslayan, Bismilaaaaah, Allahuekber nidalarıyla, ve korumalarıyla Cuma namazlarında boy gösteren ve böylelikle İslamı kendi tekellerinde tutarak, kendinden olmayanları, sosyal medyada yazı yazanlar hakkında 20 bin dosya yargı incelemesindedir diyerek, susturmaya çalışan iktidar olmalarından istifade eden GÜÇLÜLERdir.

Güçsüzler ; Siz olmasaydınız, biz kesinlikle dünya işinde İslam dinini sizin evet işinize alet etmez, RTE’nin ikbali için bu ülkeyi feda etmezdik . Büyüklük taslayan GÜÇLÜLER de onlara, biz sizin kafanıza silah mı dayadık kardeşim, siz kendi ihtiyarınızla konuştunuz, e tabi karşılığında yardım gördünüz kabul ettiniz etmeseydiniz!… Biz sadece sizi EVET vermeye davet ettik siz de bize uydunuz.

Bu beyanda,güçsüzlerin güçlülere hüsranlarını dile getirerek yakınmaları yanında,kendileri gibi düşünmeyenlere karşı besledikleri husumet ve sataşmadan dolayı ülkeyi bile feda edecekleri, bunun yanında Modako camisinde İmamın bu sataşmasına karşı usule uygun tepki gösterenlerin de ne kadar haklı bir davranış içinde oldukları adeta bugüne hitap eder gibi, Kur’an-ı Kerimin şu ayeti oldukça düşündürücüdür.

8/ENFAL-46 : Hem Allaha ve Resulüne itaatten ayrılmayın ve birbirinizle niza’laşmayın (sataşmayın) sonra içinize korku düşer ve devletiniz elden gider. Ve sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. ( Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır )
Saygılarımla,

Reklamlar