Yüzün Kara Seninki Benden Kara!

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durumda; NATO, ABD ve AB ile olan ilişkileri ortada, gerilmiş ve gerilemiş gözüküyor; turkey Batı ile sorunlar yaşayan Türkiye ve Rusya yakınlaşmakta; Kürtler ve sığınmacılar, Türkiye’nin Batı ile karşı karşıya geldiği iki önemli konu; İçeride, yaşanmış bir “15 Temmuz Olayı” var; 15 yıla yakın bir süredir ülkeyi yöneten ve son dönemde birçok konuda aldatıldığını söylemesine rağmen siyasal gücünü koruyan bir siyasal iktidar başta; kutuplaşma eğiliminin güçlenmiş olduğu bir toplum karşımızda. Konusu Türkiye olabilecek art niyetli senaryoları ve içinde bulunduğumuz duruma nasıl geldiğini anlamak mı istiyorsunuz? Buyrun okuyun!

***

“YÜZ KARASI” İSİMLİ KİTAP:
BOSNA DRAMI, ABD, NATO, DİĞERLERİ VE KISSADAN HİSSELER
22 Ocak 2017

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

jonathan_hold

I. Özgün adı [The Abomination]olan [ Yüz Karası] isimli kitabın (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, I. Baskı, Ekim 2013, 363 sayfa) yazarı, Jonathan Holt. Türkçe’ye Duygu Akın tarafından çevrilmiş. Kitabın konusu, Bosna Savaşı’nın (1992-1995) perde gerisidir. Sovyetlerin dağılması ve Doğu Blokunun çökmesi ile artık NATO’ya ihtiyaç kalmayacağının düşünüldüğü bir konjonktürde, Bosna Savaşının, hem bu düşünceyi boşa çıkardığı hem de NATO’ya olan ihtiyacı “güncellediği” teması işlenmektedir. Bir kurgu roman olan kitabın mümkün olabilen en geniş ölçüde gerçeklerden yola çıkılarak kaleme alındığı tezi, benzer olaylar ve politikalar nedeniyle paylaşılan bir tezdir. Kitap, Bosna Savaşı []nın sadece perde önünü hatırlatmamakta, aynı zamanda perde gerisini de ele almaktadır. Yaşanan insanlık dramından ve savaş suçlarından kimlerin sorumlu olduğuna işaret etmekte, bu konularda bize göre okuyucuyu aydınlatmakta, en azından bir fikir vermektedir.

İçeriği nedeniyle kitabın; uluslararası ilişkilerin çirkin yüzünün anlaşılması, uluslararası ilişkilerde bu tür oyunlardan uzak durulması ve bu yöndeki muhtemel istismarlar karşısında uyanık olunması bağlamında, uluslararası ilişkiler bölümü öğrencileri tarafından okunmasında yarar görülmektedir.

Aşağıda önce kitaptan alıntılara, sonra da kısa bir değerlendirmeye yer verilmiştir.

II. Kitap, “bir kurmaca olsa da arka planı büyük oranda gerçeklere dayalıdır; tahmin edeceğiniz gibi bu gerçeklerin çoğu hala ihtilaflı olsa da. Örneğin, bugün ABD istihbarat teşkilatı içindeki bazı unsurların, eski Yugoslavya’daki savaşta, BM silah ambargosuna rağmen Hırvatistan tarafına gizlice yardım ettiği yönünde makul miktarda kanıt mevcut. Söz konusu yardım, pek çokları tarafından NATO’nun ilk “insani” savaşı ilan edilen, Kosova’ya yönelik NATO hava saldırılarına ve bunu takiben NATO harekât çapının genişlemesine neden oldu. Venedik yakınındaki Ederle Kampı’nın (Amerikan askeri üssünün) [U.S. Army Garrison Italy] iki kat büyütülmesi örneğinde olduğu gibi, ABD askeri üslerinin kuzey İtalya’daki genişlemesi halen sürmektedir. …

‘Yüz Karası’nda geçen NATO’nun Gladio komplosu [Operation GLADIO] gibi olaylar genelde mümkün olduğunca gerçeklere sadık kalınarak yansıtıldı.” (Kitabın sonunda yer alan, s. 361, ‘Yazarın Notu’ndan)

“Venedik’te karnaval zamanı… Rahip giysili bir kadının cesedi kıyıya vurur. Kollarında bazı dinsel sembollerin dövmeleri vardır. … Venedik yakınlarındaki Amerikan üssüne başvuran bir kadın gazeteci, Bosna Savaşı’nda ABD’nin rolünü araştırmaktadır. Üsse yeni tayin olan Teğmen Holton, kadının talep ettiği bilgileri derlerken, ilginç belgelere ulaşır, öyle ki, komplo teorilerine olan inançsızlığını sorgulamaya başlar.” (Kitabın kapak kenarındaki tanıtım yazısından)

“Beyaz bir minibüs çalışır halde, bir kenara park etmişti. Minibüsün ön kapılarının üstünde de küçük harflerle yazılmış ‘SETAF’ kısaltması vardı. ABD Ordusu buradaki varlığının nispeten göze batmamasına özen gösteriyordu. Kısaltmanın uzun hali, ‘Southern European Task Force/Güney Avrupa Görev Kuvveti’ bile kulağa, tam da olması gerektiği gibi, genel anlam ifade eden bir söz gibi geliyordu.” (s.20)

“Ederle Kampı’nın önümüzdeki birkaç yıl içinde iki kat büyümesi planlanıyor da kent sakinlerinin bazıları bu fikirden pek memnun değil.” (s. 23)

“… burası Alpler’in güneyindeki en büyük ve en önemli ABD kışlasıdır. Güç intikal kapasitemiz sayesinde dünyanın Afrika’dan İran’a uzanan bir bölgesinde istikrar, güvenlik ve barış sağlıyoruz.” (s. 41)

“Saygın bir Amerika medya temsilcisi olarak resmen şunları talep ediyorum:

1. Hırvat Milis Kuvvetleri komutanı General Dragan Korovik’in Ederle Kampı’na 1993-95 arasında yaptığı eğitim, tavsiye ve istihbarat amaçlı ziyaretlerle ilgili kayıt altında tutulan bilgiler.

2. Ederle Kampı’nda General Dragan Korovik ile ABD istihbarat subayları arasında 1993-5 dönemindeki toplantılara ilişkin tüm bilgiler ve notlar.” (s. 47)

“Fırtına Harekâtı… Bu adı babasının zamanından hayal meyal hatırlıyordu. Aklında kaldığı kadarıyla komünizmin çöküşünden sonra Yugoslavya diye bilinen ülke şiddetli iç savaşa sürüklenmişti ve savaş ancak NATO’nun Kosova’ya karşı hava saldırıları düzenlemesiyle ve kalabalık barış gücü orduları göndermesiyle son bulmuştu. Fırtına, Hırvatların Sırplara yönelik karşı-saldırısı, güç ve toprak uğruna birbiriyle çatışan rakip etnik gruplar arasındaki uzun ve acımasız mücadele içindeki olaylardan sadece bir tanesiydi.” (s. 48)

“Ama ABD Ordusu neden Fırtına’yla ilgili notları arşivlesin ki? Anladığım kadarıyla ABD o çatışmaya müdahil olmamış.” (s. 83)

“Hırvat Ordusunda generalmiş (Dragan Korovik) ve şu anda kesinlikle yurdunda değil. Fırtına Harekâtı’na ilişkin savaş suçları iddiasıyla açılan davayı bekliyor.” (s. 84)

“Ve belgeler neden Hırvatça?

-O dilden başka dil bilmeyen biri kayıtları istediği için.’

‘Aynen. Bu da bana Hırvat Ordusunun sadece üst düzey şahsiyetlerinden söz ediyor olabileceğimizi düşündürüyor.’ …

[Gladio] diye bir örgütlenme duydun mu hiç?’ …

NATO İtalya içinde kendi gizli askeri ağını örgütlüyor ve yönetiyormuş. …

Tek ortak yanlarıysa, ateşli birer komünizm karşıtı olmalarıymış.

Savaştan sonra Ruslar Doğu Avrupa üstündeki hâkimiyetlerini artırırken, NATO onların İtalya’ya da göz diktiğini düşünmüş.” (s. 117)

[Aldo Moro,] komünistlerle iktidar paylaşımına dayalı anlaşmayı duyurmasına günler kala kaçırılıp işkence edilerek öldürülmüştü. …

Ama mesele şu ki Gladio NATO’nun sorumluluğuydu. CIA’nin konuyla ilgili hiçbir bilgisi yoktu. …

Tabii İran-Kontra skandalı [Iran–Contra affair]da bize bu adamlardan bazılarının neler yapabileceğini göstermişti.” (s. 118)

“’ Berlin Duvarının yıkılışı [Berlin Wall]nı hatırlıyorum’ dedi Holly. …

‘O sırada hepimiz öyle düşünüyorduk. Komünizm alt edildi. NATO’nun işi bitti. Çoğumuz her şeyin geride kaldığına canı gönülden inanıyorduk. Ama aksine…’ …

‘Soğuk Savaş sonrası NATO küçüleceğine büyüdü.’ Duraksadı. Hep merak etmişimdir, nasıl oldu bu, diye.’ …

‘… yoksa NATO bir örgüt olarak kendi varlığını garantileyebilmek için Yugoslavya’daki savaşı bilerek körükledi mi diyorsunuz?’

‘Elimde herhangi bir kanıt yok Holly ama Ederle Kampı’nın altındaki tünellerde Sırp(ça)-Hırvatça yazılmış belgeler olması için aklıma başka bir neden gelmiyor.’ (s. 119)

“Bir yıl kadar sonra ilk bombalar Bosna’da sivillere karşı kullanıldı.” …

“‘NATO demek neredeyse ABD demek’ dedi Holly…” (s. 120)

“Acaba Gilory’un dediği gibi bu savaşlardan bazıları ordunun kendisi tarafından körükleniyor olabilir miydi? Olmayacak şey değildi, biliyordu. Irak’ta kitle imha silahları olduğuna dair iddiaların, Pentagon’a işgal için zorlayıcı ama emsallerine uygun bir mazeret sağlamak amacıyla pişirilerek Britanya’ya verildiğini düşünen çok insan vardı, ordu içinde bile.” (s. 127)

“’Oysa Hırvatistan’la bir bağlantı vardı. Kadın, tesadüf o ki, Lahey’de savaş suçlarından yargılanan Dragon Korovik diye Hırvat bir general hakkında bilgi edinmeye çalışıyordu. Eğer ABD Ordusu adamın, gizli kalması gereken bir şeyi ifşa edeceğini düşünüyorsa bu, geçmişten kalan izlerin üstünü neden örtmeye çalıştıklarını açıklayabilir.’” (s. 135)

“’Şimdi de kalkmış ABD Ordusu’na mahkeme emri çıkartmak istiyorsunuz!’” (s. 137)

“Holly şimdi ona ABD Üssü’nün, kendisinin de izini sürdüğü hattın bir parçası olduğunu söyleyecekti.” (s. 199)

“’Fonetik sistemi sürekli kullanırız biz. Alfa, Bravo Charlie…’

Gilory başıyla onayladı. ‘Standart ABD-NATO seti o.’ …

ABD Ordusu’nun eski alfabesinde de W ve B’nin fonetik karşılığı William ve Baker’dı.’ …

‘ O zaman baş harflerine göre William Baker Operasyonu da…’ Düşündüğü şey karşısında dili tutuldu.

‘Aynen. Operation War in Bosnia, yani Bosna Savaşı Operasyonu.’” (s. 200)

“Örneğin, 1993 Temmuz’unun biriyle dördü arasında kötü niyetli bir grup NATO subayının NATO’yu yeni bir amansız çatışmanın içine çekme planları yapmak üzere Ederle Kampı’nda Hırvat bir generalle buluştuğu varsayımına nasıl kanıt bulacağı gibi…

Her şeyden önce isimleri öğrenmesi gerekiyordu. Ederle nöbet kulübesi kayıtlarının depo yangınında yok olması kötüydü. Kısa süre önce olsa yangınla Dragon Korovik davası arasında bir bağlantı olduğu fikrine dudak bükerdi ama şimdi Korovik tutuklandığı anda birisi, onun faaliyetlerini ABD ile ilişkilendiren her türlü delilin bulunup yok edilmesi emrini vermiş olabilir mi, diye düşünüyordu…” (s. 213)

“’1 Temmuz 1993’ dedi Holly. …

Ederle Inn Hotel (askeri) üsteki tek kısa süreli konaklama tesisiydi. Holly’nin tahmin ettiği gibi askeri bürokrasi sayesinde o gece otelde kalan herkesin adı ve adresi, bar faturalarına titizlikle yazılmıştı. …

Listede beş Hırvat ismi vardı. İçlerinden üçü askeri rütbe sahibiydi; bir general, bir albay ve bir binbaşı.

General, Dragan Korovik’ti. Rütbesi olmayan iki Hırvat’ın isimlerinin önünde ise ‘Fra’ ibaresi vardı.
İnternette kısa bir arama Holly’nin şüphesini doğruladı. ‘Fra’ Hırvatçada ‘Peder’ anlamına geliyordu.

Holly hayret içinde bilgisayara baktı. Sadece askeri bir şey değilmiş bu. Kilise de bir şekilde işin içindeymiş.

Listede bunların ardından rütbesi olmayan birkaç Amerikan adı geliyordu. … İsimlerin sahte olduğu belliydi. Holly verdikleri Washington adreslerinin de sahte olduğunu buldu. …

Holly listedeki öbür isimleri de sistemli bir şekilde kontrol etmeye başladı. … Genel Müdür Yardımcısı, MCI, Virginia. Yine hızlı bir arama MCI’nın Military Capabilities International adlı bir şirket olduğunu ortaya koydu. Şirketin web sitesine göre ‘dünyanın dört bir yanındaki topluluklar, şirketler ve uluslar için liderlik kaynakları, personel ve idari ekspertiz’ sağlıyorlardı. …

Holly site içi arama kutusuna ‘Hırvatistan’ yazdı ve karşısına yeni bir sayfa çıktı. ‘MCI yeni demokrasilere zaman-duyarlı stratejik güvenlik hizmetleri sunmaktadır. Sahada çalışan ekiplerimiz Kuveyt, Nijerya, Irak ve Bosna/Hırvatistan’da hayati roller oynamıştır.’ Bunun ne anlama geldiğine dair herhangi bir açıklama yoktu ama Holly MCI’ın kısmen kurumsal özel bir ordu olduğundan neredeyse emindi. Eğitimli askerleri alıp özel sektörde çalıştıran dünyadaki birkaç firmadan biriydi. …

Adresi olmayan Antonio Giuffre. Intellipedia’da [I] [II]onunla ilgili bir şey yoktu ama Wikipedia’ya göre aynı isimde birisi hâlihazırda İtalya’da organize suçtan on yıl hapis yatıyordu.

Kilise, NATO, silah üreticileri… şimdi de mafya.

Adresi Stanford Üniversitesi, Psikiyatri ve Davranış Bilimleri Bölümü olarak belirtilen Dr. Paul Doherty.

Grupta bir psikiyatrist bile varmış.” (s. 215-216)

“Söylediğine göre o dönem, olağandışı bir dönemdi. Irak’ta da savaşı canlı yaşadığı halde Yugoslavya iç savaşının barbarlığı karşısında hayrete düşmüştü.” (s. 221)

“’Bizim için…’ dedi Piola ve bir nefes aldı ‘olayın sandığımızdan da büyük olduğu anlamına gelir. Her neyin ya da kimin izi üstündeysek, o kişilerin istedikleri zaman sorularımıza çözüm sunan, inandırıcı bir Amerikalı eski asker bulup karşımıza koyabilecek türden insanlar oldukları anlamına gelir.’” (s. 226-227)

“Psikoloji alanında bireylerin başkalarına zarar verecek şekilde uyarılabileceği koşulları inceleyen çeşitli çalışmalar yapıldı. Otoriteye Riayet: Deneysel Bir Görüş (1974) Profesör Stanley Milgram gönüllüleri sadece ‘devam etmen katiyetle hayati önem taşıyor’ gibi sözel uyarıcılarla, tanımadıkları kişilere elektroşok vermeye ikna edişini anlatır. Bu sürece ‘ahlaki yetkilendirme’ adı verilmiştir.

Stanford Hapishane Deneyi’nde (1971) Profesör Philip Zimbardo on iki ‘mahkûma’ karşı ‘gardiyanlık’ rolü üstlendirilen on iki öğrencinin davranışlarını inceledi. Mahkûmlar isim yerine sayı verilerek kasten ‘kişiliksizleştirildi’. Bu deney ‘gardiyanların’ giderek sadistleşen davranışları yüzünden sonlandırılmasıyla ismini duyurdu.

Bu çalışma aşırıya kaçan şiddet eylemlerinin gerçekleştiği birkaç yirminci yüzyıl çatışmasını ele almaktadır. Çatışmada ‘ahlaki yetkilendirmeye’ ve ‘kişiliksizleştirmeye’ ek olarak, şiddet için başka birkaç olası öncül belirlenmiştir. Bunların arasında ‘etnik ötekilik’, ‘tarihsel kaçınılmazlık’, ‘mağduru suçlama’ ve ‘kolektif paranoya’ yer almaktadır.

Yazar bu tür faktörlerin birleşiminin toplulukların ancak birbirlerinin yok edilişiyle tatmin olabildiği bir çeşit kitlesel psikozu nasıl tetikleyebildiğini tanımlarken Freud’un ‘libidinal taşkınlık’ kavramından yararlanmıştır. …

‘Aman Tanrım’ dedi Gilory, nefesi kesilerek. ‘Adım adım soykırım kılavuzu yazmış sanki.’” (s. 228-229)

“’Bunun tamamen meşru bir psikolojik harekât olması mümkün mü acaba? Ne de olsa yabancı ülkelerde istikrarı bozmak ABD için yeni bir şey sayılmaz. Nikaragua’da bozduk, Panama’da, Irak’ta…’

‘Doğru, ama o ülkelerle ya meşru olarak savaşıyorduk ya da Başkanın onayı vardı. Üstelik Balkanlarda savaş çıkarmaya çalışan kişi bunu, başka ülkelerin müdahil olmasını bilfiil yasaklayan Birleşmiş Milletler kararına rağmen yapıyor demektir. Hayır, bana sanki bütün bunları birleştirince ortaya bir geçici çıkar grupları koalisyonu çıkıyor gibi geliyor; ordu özel güvenlik şirketleri, silah üreticileri, gayrimeşru çalışan NATO subayları, hatta mafya… hepsi birlikte barutun ateşlenmesini sağlamaya çalışmışlar.’

‘Benim hala anlayamadığım şey, o papazların burada ne aradığı’ dedi Holly.

‘Onların rolü muhtemelen Doherty’nin sözünü ettiği ahlaki yetkilendirmeyi sağlamaktı. Vaazlarla etnik nefreti körüklemek gibi.’

‘Ama Doherty’nin tezini okudularsa, ülkelerinin şiddetlerin en korkuncuna sürüklenmesine yardım ettiklerini biliyor olmalıydılar.’

‘Belki bunun ödenmeye değer bir bedel olduğunu düşünmüşlerdir. Belki de sadece kendilerini Tanrı’nın işini yaptıklarına inandırmışlardır.
Eğer öyleyse de, dinin savaşa karışmasının ilk örneği olmaz doğrusu. Voltaire çok güzel söyler Holly: Bir insana hunharlık yaptırmak istiyorsanız, onu önce saçmalıklara inandırın.’” (s. 230)

“’Anlaşılan olayın içinde yabancılar da varmış’ diye ekledi Holly. ‘Demek Barbara hem Sırp(ların) hem de Hırvatların benzeri hunharlıklar yaptığına dair delil topluyormuş.’” (s. 265)

“’Barbara Holton savaşta Amerika’nın suç ortaklığı olduğunu düşünüyordu’ dedi Holly. ‘William Baker Operasyonu da bunu doğruluyor.

Belki Findlater delillerin Lahey’e (Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne) [International Criminal Tribunal for the former Yugoslavia]asla ulaşmamasıyla görevlendirilmişti.’ …

‘Barbara Holton sadece Melina Kovacevic’i aramıyordu’ dedi Kat, ağır ağır. ‘Bir savaş suçunun delillerini arıyordu.’” (s. 267)

“…’Şu an için az. Anladığım kadarıyla tecavüz kamplarıymış.’

‘Evet. Tecavüzler birkaç amaca hizmet ediyordu. Toplumun moralini bozmak ve korkutmaya yarıyordu elbette. Askerleri gaddarlaştırarak, komutanlarının onlara gelecekte daha da vahşi eylemler gerçekleştirme emri vermesini kolaylaştırıyordu. Fakat bir amaç daha vardı; kadınlar sık sık hamile kalıyordu. Böylece bölge muzaffer tarafın etnik kökeninden çocuklarla doldurulmuş oluyordu.’” (s. 269)

“… ‘Soraya Kovacevic isimli Boşnak bir kadının yeminli ifadesi vardı elinde. Kadın Kuş Yuvası kampında (tecavüz kamplarından biri) tutsak edilmişti. Kendi iddiasına göre tecavüzcülerden biri, Hırvat kuvvetlerinin danışmanı olan, bir Amerikan askeri şirket çalışanıydı. Bunca zaman sonra bile adamı teşhis edebilmişti. Mükemmel bir pilot dava bu bizim için; bu davayı ayağa kaldırabilirsek, iyi bilinen hunharlıklardan birinin, planlanmasından yetkilendirilmesine kadar her aşamasını, ABD ile ilişkilendirmiş olacağız.’” (s. 270)

“… ‘Bosna’daki savaşa NATO’nun da dâhil olmasını sağlayacak kadar korkunçlaştırmaya çalışan koca bir grupmuş bunlar.’” (s. 274) [NATO intervention in Bosnia]

“’Hırvat Ordusu’ndaki dostlarımızdan bir tatbikat düzenlemelerini isteyelim.’ dedi takım elbiseli adam en sonunda. ‘Yürürlükteki eğitim sözleşmemize istinaden, muharebeye hazırlık derecelerini ölçmek için bir acil durum tatbikatı… Neyse ki Hırvatistan medyası orduya epey minnettar. İki yabancının (ABD’nin aleyhine olan delilleri toplayanların) başına gelen küçük ama trajik bir kaza medyada sadece bu tür eğitimlere daha fazla ihtiyaç duyulduğunun bir kanıtı olarak yansıtılacaktır.’” (s. 277-278)

“Birkaç yıl boyunca sanki herkes psikopatlaşıyor; sonra kendilerine gelip bir bakıyorlar ki komşularına tecavüz edip öldürmüşler.” (s. 286)

“… ‘Sırp askerler her gün geliyordu. (Tecavüz kamplarına) Ayrıca polisler, itfaiyeciler, kasaba yetkilileri de geliyordu. Sizi iyi birer Çetnik kızına dönüştüreceğiz diyorlardı. Bizim için güçlü kuvvetli Sırp bebekler doğuracaksınız.’” (s. 288)

“’Bizi vurmak için. Belki çokuluslu bir kaçınma ve karşı koyma tatbikatı planladılar.’” (s. 300)

“Hepsi Yugoslavya’nın parçalanması sırasında gerçekleşen zulümlerle ilişkili, hem kadınlara hem de erkeklere ait, onlarca mağdurun ve görgü tanığının ifadeleriydi bunlar.” (s. 302)

“İlginç olan Bosna’nın savaştan önce bölünmüş denebilecek bir ülke olmaması. Evliliklerin yüzde on ikisi ırklar arası evliliklerdi. Batıda, kuzeyde ve doğuda çoğu bölgede Hırvat, Boşnak ve Sırp topluluklar yan yana, barış içinde yaşıyordu.

Parlama noktası 1990’ların başında gerçekleşmiş gibi görünüyor. Gazete ve radyo haberleri bir anda etnik anlamlar yüklü konuşma ve suçlamalarla dolup taşmaya başladı. Şiddetin nedeni bunlar mıydı? Yoksa başka bir şey mi? Nefreti körükleyenler, hangi düğmelere basacaklarını nereden biliyorlardı? Verdikleri mesajlar nasıl bu kadar istikrarlıydı?” (s. 303)

“… ‘İstikrarlı görünen toplumları aniden dehşetli bir şekilde şiddete sürükleyen psikolojik faktörlerin analiziydi yaptığım. Nazi Almanyası, Ruanda, Kamboçya, Kuzey İrlanda, Doğu Timor… Bunca trajedi yaşanmışken, kimse onlara tarafsızlıkla bakarak neler oluğunu ve niçin olduğunu anlamaya çalışmamıştı.’ …

‘… toplumda da psikozun tespit edilip önlenebilmesi gerekiyordu.’ …

‘Ancak üçüncü güne geldiğimizde anladım, çalışmalarımı savaşı önlemek için kullanmadıklarını. Aksine savaş planlamak için bir model olarak kullanıyorlardı.’” (s. 310-311)

“… ‘İçlerinde akla gelebilecek en kötü, en dehşetli eylemleri körüklemiş papazlar -Tanrı’nın adamları- bile vardı.’ …

‘İçerdiği tüm fikirler, sivil huzursuzluğun soykırıma dönüştürülmesini sağlayan araçlar, gündelik dolaşıma girecek.’” (s. 312)

“’Başkan ile Bosna’daki durumu tartıştık. Bosna’nın varlığı apaçık tehlikeydi. Özel bir şirketin emekli ABD Ordu personelini kullanarak Hırvat Ordusu’nu geliştirmesine ve eğitmesine, ayrıca silah ambargosunun fazla sıkı uygulanmamasına karar verdik.’ …

‘O özel şirket MCI’dı.’…

‘MCI hükümetten Bosna çatışmasını kendilerine ait özel bir savaşmış gibi idare etme izni almıştı, dizginleyen hiç kimseleri de yoktu. Silah şirketleri ellerine ne isterlerse verdiği ve NATO’nun savaş çığırtkanları tarafından kışkırtıldıkları için, kontrol edilemez duruma geldiler.’ …

‘CIA’ye MCI’ı asiste etme yetkisi verilmişti. MCI da bunu kendilerine asiste edilme emri olarak değerlendirdi. Ne yapabilirdik ki? Tabii olayı kamuya mal ederek, ABD’nin BM ambargosunu delmekle kalmayıp bu süreç içinde kirli bir savaş başlatmak için özel ordular kullandığını tüm dünyaya duyurmak dışında…’” (s. 329)

“…’Başka bir insana istediğini yapma gücüne sahip olmaktan daha tatlı bir his yok dünyada.’” (s. 349)

“…’Matematikte doğru olduğunu bildiğimiz ama kanıtlayamadığımız durumlara kestirim deriz.’” (s. 354)

“…’Düşman asla alt edilmez ama şansın varsa bir süre kontrol altında tutabilirsin.’” (s. 356)

III. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durum nedeniyle, kitaptan çıkarılacak “kıssadan hisseler” olduğu düşünülmektedir.

Ankara’nın NATO, ABD ve AB ile olan ilişkileri ortadadır, gerilmiş ve gerilemiş gözükmektedir. Her ikisi de Batı ile sorunlar yaşayan Türkiye ve Rusya, yaşadıkları olumsuzluklara rağmen, yakınlaşmaktadırlar. Kürtler ve sığınmacılar, Türkiye’nin Batı ile karşı karşıya geldiği iki önemli konu olarak dikkati çekmektedir. İçeride, yaşanmış bir “15 Temmuz Olayı”, 15 yıla yakın bir süredir ülkeyi yöneten ve son dönemde birçok konuda aldatıldığını söylemesine rağmen siyasal gücünü koruyan bir siyasal iktidar, kutuplaşma eğiliminin güçlenmiş olduğu bir toplum vardır.

Türkiye, dış politikada da, iç politikada da kritik bir dönemi yaşamaktadır. Nüfus içindeki etnik ve dinsel farklılıklar, bir zıtlık ya da karşıtlık olarak kendisini göstermeye başlamıştır. Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğüne yönelik tehdit ve bundan duyulan endişe artmıştır.

Bu koşullarda, konusu Türkiye olabilecek art niyetli senaryoları boşa çıkarmak ve Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma nasıl geldiğini anlamak açılarından kitabın oldukça anlamlı olduğu düşünülmektedir.

*

ascmer

Reklamlar