Uçurumları sevenin ise kanatları olmalıdır – Nietzsche!

Kur’an ve Sünnetin kapsamını «Savaş Siyaseti» ile sınırlandıranların, kendi beyinlerinde algıladıkları yönetimi, ancak akılsızları arkalarına almaları sayesinde gerçekleştirebilirler. burokrasiÇünkü onlar, ümmet bilincine, tribünleşmeyi, taasubu ikame etme gayretindedirler. Bu gayretin sonuç verebilmesi için, akıllı Müslümanların tasfiye edilmesi nihaî hedefleridir. Bunun için de, aklını kullanamayan tüm Müslümanları kendi tribünlerine çekmeye çalışırlar. «Tahkik-i iman»a terfi edememiş müslümanlar, sadece lafza bakarlar ve ona göre istikamet tutarlar. Demokrasi onlar için bir tehlikedir. Zira, yanlışın bilincine varıp doğrunun istikametine yönelmek imkanı vardır demokraside… Tehlike olarak görmeyenler de var. Kendi oligarşilerini tesis ettikten sonra, akılsızlara oligarşiyi, demokrasi diye kabul ettirmenin zor olmayacağı düşüncesini taşırlar. Haksız da değiller…

***

munir_kebir2

© Münir Kebir

Bir Müslüman,Allah’ın varlığına ve birliğine, onun zatının Kur’an-ı Kerim’de belirtilen 99 Esma-ül hüsna ve bize bildirmeyip kendinde mahfuz tuttuğu diğer sıfatlarına, ahiret gününe ve ahirette yargılayının Allah’tan başkasına ait olmadığına, kadere, hayrın ve şerrin yaratıcısının Allah olduğuna, Hz.Muhammed öncesinde tevhid inancı üzerine risaletini tamamlamış tüm peygamberler ve en son peygamberin tüm alemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed (SAV) olduğuna,Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an-ı Kerimin Allah tarafından peygamberlerine vahiy yoluyla gelen hak kitaplar olduğuna iman ettikten sonra, Allah neyi emretmiş ve neyi yasaklamışsa bunların inkârına sapmadan; “Bir şey akla uygunsa ,biliniz ki o islamiyettendir, onu alınız.Bir şey Akla uygun değilse,biliniz ki o islamiyetten değildir ” Hadis-i Şerifini özel ve kamusal hayatına tatbik eden kişi, gerçek müslüman kimliğini elde etmiş kişidir. Bu kişinin seviyesi, mutmain olmuş (inancı konusunda şek ve şüphesi kalmamış) kişiliktir.

Bu kişiye/kişilere (Müslümanlara) karşı saldırganlık, ülkeyi yönetenlerin durduk yere, başta İslam’a ve daha sonra da Müslümanlara karşı kin duymaları sonucunda ortaya çıkmaz. Ülkeyi yönetenlerin kin ve nefreti, bu kişilerin kendilerini mutmain olmuş seviyeye çıkarmakta gerekli dirayeti, basireti ve gerekli maddi özeni göstere-me-mesi ile ortaya çıkan başıboş bir düzenin sonucudur… Bu yüzden İslam; Taklidi imanı küfür kabul etmiş, Tahkiki imana yükselmeyi emir saymıştır. Bununla, Müslümanın imandan sonra derhal akla müracaatını zorunlu tutmuştur.Bir müslüman genel kabul görmüş tüm ilimleri tahsil etse de, bu tahsilden sonra, aklı kendine rehber edinmedikçe, bu yönetim suçlaması, kin ve nefret kusmaktan öteye geçmez. Kısır döngü halinde devam eder gider…..

Bu gerçek, her kişide bilinc düzeyine çıkmadıkça, Ülkeyi yönetenlerin değişmesi ancak nicelik değişme olarak tezahür eder. İşte bu yüzdendir ki, sadece salt önceki yönetim şöyleydi ya da böyleydi diyenler; ‘Keşke Nietzsche kadar salak olabilseydik. O seviyeye varsak, daha ne isterim ki .. ‘sözünün muhatabıdırlar. Çünkü, yönetimin niteliği ne olursa olsun, Müslümanın kimliği imanla vücut bulur, ama bu kimlik akılla korunur. Ve ancak bu sayede sosyal yaşama katılır ve katkı sağlar. Akıl ‘dan mahrum olanlar iman sahibi olmalarına karşın, ya Elazığ’da, ya Bakırköy’de, ya da Manisa’da ikamete layık görülmüşlerdir. Onlar Müslümandırlar. Ama, dünya hayatından el çektirilmiş Müslümandırlar. Akibetleri – yargılanmaları – Allah’ın emrindedir.

Bizler,Türkiye halkı olarak ne çekiyorsak, Elazığ’da, Bakırköy’de, Manisa’da ikamete müstehak olmalarına karşın, aramızda ikamet eden akılsızların, akıllı olarak onlara itibar etmelerinden çekiyoruz. Bu düşüncemin doğruluğunu, Türkiye’nin “tribünleşmesi” nde rahatlıkla görmek mümkündür. Ama bunun için de akıl sahibi olmak lazım. Çünki,kin ve nefret kusanlara daha geçen gün yazdım. !Sadece, Tribünlere rağbet etmemiş kişilerin eleştirilerini arıyorum!! Doğru bulanlardan gelen yanıtlar, on kişi ya var ya da yok…. Peki yanlış bulanlar, şurasında bu iddia veya bu tesbit yanlıştır diyenler, kaç kişi oldu? Hiç….

Kaç tane Müslüman Allah’ın ve Resulünün sözüne uymada tatmin olmuş seviyededir?

Kur’an ve Sünnetin kapsamını Savaş Siyaseti ile sınırlandıranların, kendi beyinlerinde algıladıkları yönetimi, ancak akılsızları arkalarına almaları sayesinde gerçekleştirebilirler.

Çünkü onlar, ümmet bilincine, tribünleşmeyi, taasubu ikame etme gayretindedirler. Bu gayretin sonuç verebilmesi için, akıllı Müslümanların tasfiye edilmesi onların hedefidir. Bunun için de, inancsız ama akıl sahibi insanlarla sözde islam müdafiliği kisvesiyle dini tartışmalar yaratarak, aklını kullanamayan tüm Müslümanları kendi tribünlerine çekmeye çalışırlar.

Çünkü, aklını kullanamayan başka bir deyişle «Tahkik-i iman»a terfi edememiş müslümanlar, sadece lafza bakarlar ve ona göre istikamet tutarlar.Akılsız müslümanların bu davranışı, tribünleşme için yeterlidir.

Demokrasi onlar için bir «tehlike»dir. Zira, yanlışın bilincine varıp doğrunun istikametine yönelmek imkanı vardır demokraside… Bu yüzden, onlar için Demokrasi tehlikedir. Bunu, tehlike görmeyenler de var aralarında….. Onlar da, kendi oligarşilerini tesis ettikten sonra, akılsızlara oligarşiyi, demokrasi diye kabul ettirmenin zor olmayacağı düşüncesini taşırlar.

Haksız da değiller…..

Yüce Rabbim bize, imanla birlikte tüm insanlığa akıl nasip eylesin. Çünkü, ”Aklı olmayanın Dini yoktur “

Bu makale 20 Ağustos 2012 tarihinde Brüksel’den yayın yapan ama şu an için Türkiye tarafından erişime engellenen Yerelce’de yayımlanmıştır!

Reklamlar