Peki neden?

 

gunah

Aranızda günahsız olan kim varsa, bu Günahlıya ilk taşı o atsın..! – İncil; Bazı kimseler günahları yüzünden yükseltilirken, bazıları da üstün nitelikleri nedeni ile yerin dibine batırılır – William Shakespeare; Haram mal, insanın ruhuna üzüntü verir, kanını kurutur – Faust; Eğer günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip kendisinden af dileyecek bir başka topluluk yaratırdı – Hz.MuhammedGünahsız insan yoktur yerkürede. Büyük günah işleyebilme yeteneği her insana özgü değildir. Günahlar, karanlığı sever. Tıpkı yarasalar gibi… Hiç birimiz, günahlarımızı işlemekten korkmayız da, onların duyulmalarından ödümüz kopar. Hayvanlar, günah işlemesini bilmezler. Günahı ataları icat etmedi ki! Günahı işleyenler de insanlardır, işletenler de… “Günahsız İnsan” bulmak, zordan çok daha zor..! Günahlarımız, bizim gizli sığınaklarımızdır. Gizlilik girdi mi bir işin içine, o işin içinde tonlarla kir, pas, tonlarca günah var demektir…Bir taş ile beş kuş vurma ustalığı kazanmışlar, cömert davranırlar bazen, günahlarından arınmayı başardıklarını sanırlar; halka şirin görünürken daha acımasız soymaya devam ederler. Dört bin yıl önce de vardı bunlar, bugün de varlar. Bu yel böyle estikçe, bu makas böyle kestikçe, bundan sonra da var olacaklardır bu yok olası günahkârlar!

 

***

ÇİZMECİLER ÇİZMEDEN YUKARI ÇIKMAMALILAR

maa2

©Mustafa Aslan AKSUNGUR

Bu “OHAL” ve “KHK.” Uygulamaları, binlerce km. uzaklardaki Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un deyimiyle: “Kırmızı Çizgileri”nin çok çok üstüne çıktı.

CUMHURİYET GAZETESİNE girişilen Devlet zılgıtı: “Eğitimci, Araştırmacı, Yazar” olarak beni utandırdı. Hele hele, Binali Başbakanımızın, APB. Martin Schulz’un eleştirisine verdiği yanıttaki:

“-Hemen koro halinde: “Basın Özgürlüğü elden gidiyor!” Feryadına başladılar. Ama biz buna alışığız!”

Deyişli onaylayışını, (bir yarım-doğruyu söylemiş olmasına karşın) hiç mi hiç, içime sindiremedim. Ne olursa olsun, “Kol kırılsa da, yen içinde kalsaydı. Bu yanıt böyle verilmeseydi keşke.” Diyor benim budala aklım…

Bu kadarla da kalmadı Sayın Başbakanımız. Soyadının hışımlı “Yıldırım”larını yağdırdı bir doğrumuzu dile getirdi diye, Sayın Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’a:

“-Kardeşim, senin çizgine, mizgine bakacak göz yok bizde. Kırmızı çizgiyi Millet çizer bize, Milleeet! Senin çizginin üstüne bir çizgi de biz çizeriz; olur gideer..!”

Efelenmeleri ile suçlarını bastırmaya değil, sevimli göstermeye yelteniyor bizim Bir değil: Bin-Alimiz…

“BU İŞ YERİNDE CESARET VAR!” Diyen Halkı, hiç bir “Yıldırım”ın şimşeği korkutamaz…

Halkı”mız bir derya. Içinde 21.525 Atalar Sözü bulunan: “ATASÖZLERİ VE ATASÖZÜ NİTELİKLİ DEYİMLER” Kitabımızın [5392.] nci Atasözünde:

“-Eceli gelen eşek, cami kapısında anırırmış!” Diyen atasözümüz çıktı geldi aklıma. Çağrışımlar, bugünkü çıkmazını yaşayan Devlet Yöneticilerimizin de, ECELLERİNİN YAKIN olduğunu (fısıldadı! Diyeceğim ama, torpil geçmiş olurum öyle dersem.) HAYKIRDILAR beynimin kulağına…

Çizmeciler, hiç bir koşul altında çizmeden yukarıya çıkmamalılar..!

Hayvanlar Günah İşlemesini Bilmezler!

”Aranızda günahsız olan kim varsa, bu Günahlıya ilk taşı o atsın..!”
İncil: Matta.

Günahlarımız kutsaldırlar. Kutsallıklarını, Tanrı yasağı oluşlarından alırlar…

İnsanlara, taa Cennetin kapısından çevrilip gönderilmiş bir armağandır onlar.

Günahlar, birer Cennet nimetidirler. Adem atamızla Havva anamızın bizlere ortaklaşa bıraktıkları birer kutsal armağanıdır ol Günahlarımız bizlere.

Günahların zevkleri de, boyutlarıyla orantılıca artar, boyutlarıyla orantılıca azalırlar:

En büyük günahı işle ki, en büyük zevk kaosuna ulaşabilesin…!

Günahsız insan yoktur yerkürede. İrili, ufaklı hemen her insan, peygamber bile olsa, şöyle ya da böyle kesinkes günah işlemiştir. Görüyoruz işte:

“-Aranızda günahsız olan kim varsa, bu günahlıya ilk taşı o atsın..!” Derken İsa Mesih, kendi emrine kendisi de uymak zorunluğu duymuş, ama taşa sarılıp atamamıştır…

Şurası da bir ayrı gerçekliktir ki, büyük günahları işleyebilme yeteneği her insana özgü değildir; her insan bunu başaramaz…!

William Shakspeare, Günahı bir başka yönünden ele almış:

“-Bazı kimseler günahları yüzünden yükseltilirken, bazıları da üstün nitelikleri (sevapları) nedeni ile yerin dibine batırılır…”

Diyerek sık sık yaşanılan bir gerçekliği dillendirmiş. Şu insan türünü, öz kendi yetileriyle değerlendirip sunuvermiş insanlığa…

Hepimiz, ne isek o’yuz; günahlarımızı saklamaya kalkışmamız da nenin nesi oluyor acaba..!?

Günahları günah yapan usta biz isek, elimizdeki murcumuzun, çekicimizin işlediği ham maddesi de, yaşama konulan ”YASAKLAR” değiller midirler. Bu, öylesine böyledir ki, Yasakların şiddeti arttıkça, günahların zevkleri de, boyutları da yasaklarla orantılıca artar. Görkemli birer “Güzel-Sanat” düzeylerine ulaşanları bile olur… Ve, insan denilen üstün yaratığın ona ulaşma isteği de o ölçülerde şiddetlenir. Çoğu zaman yasaklar, yasaların çelik zırhını yırtacak kertede sivriltilip, yırtıcılaştırılır…

Günahlar, karanlığı sever. Ebesi karanlıklardır günahların. Karanlıkta doğar, karanlıkta ürer, türerler, karanlıkta çoğalırlar…

Tüysüz yarasaların en kıymetli dostu, aysız, ışıksız, karanlık gecelerdir… Zira yarasalar gözleriyle değil, o gövdelerinden büyük kulaklarıyla ve de insan aklının erişemiyeceği ince-ayar algılamalarıyla görürler, duyarlar çevrelerini, algılarlar…

İnsanların bir başka yaratılış özelliği daha var:

Hemen hemen hiç birimiz, günahlarımızı işlemekten korkmayız da, onların duyulmalarından ödümüz kopar… Kedinin pisliğini gömdüğü gibi gömer, örteriz GÜNAHLARIMIZIN üstünü…

Hayvanların da, insanlara göre üstün bir yanları vardır: Hayvanlar, günah işlemesini bilmezler. Günahı ataları icat etmedi ki, ne bilsin fukaralar günah işlemesini…?

Bu olgudan hareket ederek diyebiliriz ki, günahı işleyenler de insanlardır, işletenler de…

Gerçeğe bu (perspektiften) görüngeden bakınca, “Günahsız insan = Hayvan..!” denklemi çıkıyor karşımıza. Çıra yakıp güpegündüz dört dönsek arasak, günahsız insanı bulabilir miyiz acaba…?

Zor dostum zor! “Günahsız İnsan” bulmak, zordan çok daha zor..!

Nitekim, bundan 2400 yıl kadar önce, Diyojen’imiz denemiş bu çıkmaz yolu:

Öğlenin dal karanlığında eline bir çıra maşalaması (meş’ale) yakmış, Sinop’u da, Atina’yı da sokak sokak aramış, taramış, o “Dahî” bile bulamamış aradığı “Günahsız Dahiyi +Temiz İnsanı…”

Boşuna aramayalım: Diyojen’in bulamadığını, bizler hiç mi, hiç bulamayız..!

Günahlarımız, bizim gizli sığınaklarımızdır. Gizlilik girdi mi bir işin içine, o işin içinde tonlarla kir, pas, tonlarca günah var demektir… O günahlarımız biz ölümlülerin, ölüm ülkesine götüreceğimiz azık torbalarımızdır. Son yolculuğumuza çıkarken teneşirde yunup yıkanmamız, günahlarımızdan arınmak, pisliklerimizi yer yüzünde bırakmak için değil midir..?

Ahret, pislik kabul etmez..!

Islak hapishane kokan bu dünyadaki günahlı insanların burunları, ahretin temizliğini kolay kolay alamazlar, algılayamazlar, anlayamazlar…

Bu dünyadaki günah zenginleri, günahlarının diyetini ödeyerek günahlarından kurtulacaklarını umarlar. Bu umu ile kimileri, “Cennetin altın anahtarını bile satın alma alçalışına dek yükselmişlerdir…”

Bu kadar ağır günahları olmayanların, bunlardan az ehvenirek günahlı olanların da, kimileri camiye kilim sermiş, kimileri aç doyurmuş, kimileri hayır kurumu denilen soygun yuvalarına gönüllü erbaş yazılmış, yurtlar açmış, burslar dağıtmış, gününü gün, gönlünü şen etmiştir…

Bir taş ile beş kuş vurmayı pek bilir zenginlerimiz… Bu cömert bağışlarıyla hem günahlarından arınmayı başarmışlar, hem halka şirin görünme ve Halkı daha acımasız soyma kolaylığına ulaşmışlardır. Üstelik, vergilerinden de düşerek yetmiş yedi milyon insanın hakkını çiğ et niyetile koparıp, koparıp, külbastı yapmış, yemişlerdir…

“Bir koyup, bin almayı iyi bilen” insanlarımızdır onlar bizim ve de tüm dünya Halklarının bir-ayar insanlarıdırlar…

Dört bin yıl önce de vardı bunlar, dört yüz yıl önce de vardı; bugün de varlar… Bu yel böyle estikçe, bu makas böyle kestikçe, bundan sonra da var olacaklardır bu yok olası günahlılaaar…!

“-Haram mal, insanın ruhuna üzüntü verir, kanını kurutur…! Bunları Meryem Ana’ya adayalım…!”

(Faust: s.91) demiş Faust.

Ama ben, Faust kadar katı yürekli olamam; Meryem Ana’ya da yazık..! Diyorum.

Geliniz, Konumuzu, Hz. Muhammed’in bir Kutsal Hadisi ile noktalayalım:

“-Eğer günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip kendisinden af dileyecek bir başka topluluk yaratırdı..!” Buyuruyor yüce Peygamberimiz.

***

 

aksungur_kitaplar

=””>

Kitap Temini: Mustafa Aslan AKSUNGUR
Memurevler Mh. Tonguç Cad.205 Sok.2/44
Tel: 0535 445 55 11
E Posta
ANTALYA

Reklamlar