Çık çıkabilirsen işin içinden, sorusu!

politika

Oy verirseniz Memleket gider, ortak akıl bunu gösteriyor. Ha, oy vermezseniz…. ” Eeee?.. diyorlar. Eeee..EH!…. Memleket kadıya mülk olmaz diyorum. İlelebet AKP, Türkiye’de iktidar olacak değil herhalde. 4+4+4 bişe öğretmiyorsa, Üniversite meslek kuruluşu olmak yerine, sosyal statü kazanma aracı olmuşsa bu ülkede, o zaman taşın sert olduğunu düşe kalka öğrenirsiniz. Kime oy vereceğinizin kararını, öyle sorarak, daha sonra da işi polemiğe dökerek değil, aklen idrak ederek siz benden çok daha iyi öğrenirsiniz. Ben sizden daha akıllı değilim. Kime oy vereceğinizden bana ne!… Tribünlere oynayan bir millete, Allah da, ‘alın size sarhoş iktidar diyor.‘ Siz buna layıksınız. Karar sizlerin!

***

ayran

Bıraksam Ayran Dökülecek, Bırakmasam tulum yırtılacak.
Ayran içtim lorke lorke, karnım şişti hatune…

munir_kebir2

© Münir Kebir

Haber izliyorum TV’de…..
Başı türbanlı orta yaşlı bayanlar dert yanıyorlar.

Polis Akademisi kapanmış. Komiser Yardımcılığı hayaliyle iş bulmanın ve bu sayede yaşam sürmenin savaşındaki Türkiye’de, iyi bir iş kapısı Polis Akademisi…. Hele ki, bu torba yasadan sonra devletin kendisi “Polis Devleti” olacak. Derler ya; Allah insana şans versin baht versin… . Kolay mı, Maliye Muhasebe Fakültesi’nden mezun olmuş bayanın, mesleğiyle ilgili iş bulamadığı için ev temizliği işini kendine şans saydığı, Kimya Fakültesi mezunu Ahmet’in, Ali’nin, iki inek alma gücünü bulduktan sonra sütçülükle hayatını sürdürdüğü, Hukukun guguk olduğu bu ülkede, Vali ve Kaymakam emrinde her türlü şiddet uygulama yetkisiyle donanımlı polis üzerinde amir vasfını kazanıp nerden baksanız 3.000.- TL maaşla Komiser Yardımcısı olmak, ballı gaymak değil de nedir?….

*****

Uzandığım çekyattan doğrulup, “Yahu Allah yüzümüze bakmış ta, bu Fethullah Gülen’le RTE birbirlerine düşmüş…. yoksa yandım keten helvası olacaktık” dedim.
Eşim; “Zaten yandık…yanmadık yerimiz mi kaldı?… Adam (Fethullah Gülen) her yere yerleştirdiği kadarını zaten şimdiye dek yerleştirdi… Bunlar son durak yolcuları” dedi.

******

diyarbakır_istasyon

1960’lı yıllarda, Diyarbakır Tren istasyonu aklıma geldi birdenbire…..
Öğlen saat 12:00-13:00 arası Kurtalan Postası İstasyona gelirdi. Yazın en sıcak ayına “Temmuz-Tabak” ayı derler(di) Diyarbakırlılar… Şimdi ne derler bilemiyorum. O yılların Diyarbakır’ı artık yok. Her neyse… Yaz mevsiminin Temmuz -tabak ayında öğlen sıcağı insanı resmen aptallaştırırdı. Posta treninin geldiği saatlerde, istasyonda elinde tencere veya küple tren bekleyen insanlar yoğun olurdu. diyarbakir-in-son-faytonlari-1970-38420O yıllarda çok az sayıdaki Belediye otobüsü dışında ulaşım dolmuş ve faytonlarla yapılırdı. Sıcağın çekilmezliği bir yana, fayton atlarının çişleri sıcak alfast üstünde adeta kaynardı. Sidik kokusu epey uzakta olsanız bile, dayanılmaz sıkıntı verirdi. Çocukluk çağındaydım. Sidik kokusu gözlerimi yakar adeta ağlamış gibi olurdum.

Posta trenin geliş düdüğü, elinde tencere ve küp taşıyanları adeta tezkere alan asker gibi hem heyecanlandırır hem de sevindirirdi. Tren gara hızla girdikten sonra adeta ani fren yapan taksiler gibi durunca, bir hengame, bir yarış, düşenler kalkanlar tam bir curcuna yaşanırdı garda. Peki niye acaba?…. Sizce bu hengamenin, bu curcunanın sebebi ne olabilir di?

DIGITAL CAMERA

Bırakınız Diyarbakır dışındakileri, bugünün Diyarbakır’lıları dahi bu sorunun cevabını sanmam ki bilsinler. Bu hengamenin tek sebebi yağı alınmış ayrandı. Evet… Ayrandı.

cek_cek

Köylü, ürettiği sütten tereyağı elde ettikten sonra, üretim atığı ayranını, keçi derisinden yapılmış tulumlara doldurur, ağzını sıkıca bağlar ve şehire getirirdi.
İstasyondan şehire ayran getirmek hemen hemen imkansızdı. Çünkü ulaşım aracı yoktu. Tek bir imkanın dışında… Bazen Televizyonlarda çek çek arabalarını herhalde görmüşsünüzdür.. İşte o çek çek arabaları çıkarsa, iki-üç köylü aralarında 2,5 lirayı denkleştirir, tulumları yükler, önden çek çek hamalı, arkadan da kendileri bu ulaşım aracını iteleyerek, Melikahmet semtine getirirlerdi. Başka yere götürmek yasaktı.

Trenden, ayran dolu tulumların indirilmesi bayağı özen gerektiriyordu. Çünkü tulum, her an yırtılabilir ya da ağzı açılabilirdi. Bu durumda eve ayransız dönmek, hem alıcı için hem de zavallı köylü için büyük bir hayal kırıklığı demek olurdu.

Ama, ayranın tren garına dökülmedik günü yoktu. Köylü tuluma ne kadar çok ayran koyabilirsem, eve o kadar cukka geri döner düşüncesinde olduğu için, tulumlar son kertesine kadar dolu getirilirdi. Hal böyle olunca, ayran tulumlarını trenden gara indirmek bayağı bir özen istiyordu. Tabi bir farkla… Özenle indirilen tulum, yırtıldı yırtılacak hale geliyordu zaman zaman… İşte tam bu sırada durumu anlayan zavallı köylü, tulumun bağlı tuttuğu ağız kısmını kastederek; “Bıraksaaaam ayran dökülecek, Bırakmasaaaam tulum yırtılacak” diyerek, iki arada bir derede diyeceğim bir ikircikli durumda kalırdı. Tabi ayranın dökülmesine gönlü razı olmazdı, ümit dünyasına sığınırdı. Sığınmasına sığınırdı ama, olacağa çare yok, tulum gulp diye yırtılır ve tren garı ayranla adeta yıkanırdı. Bir müddet sonra da; İstasyonun gar bölümü ayran yüzünden, cadde tarafı ise at sidiğinden dolayı,tam bir sinek cehennemine dönerdi.. Bugünlerde kullanımı yasak olan DDT denilen böcek ilacı imdada yetişirdi.

****

Peki şimdi ne âlemde Temmuz Tabak ayındaki Diyarbakır? derseniz.
Şimdi, birazcık ayran satışından, birazcık 1 Kğ tereyağına 3 Kğ margarin ekleyerek süslü püslü dıştan bakıldığında iştah çeken vitrin buzdolaplarına giren tereyağından (!), biraz rençberlikten, biraz amelelikten, hergün çorbaya, bulgur pilavına talimden arttırılan parayla, 1978 model Renault Station arabalar, artık Kurtalan Postasının görevini üstlenmiş, devran bi şekilde dönüyor. Ama herkesin herkesten korktuğu bir yaşam biçimi içinde… Bereket versin ki, Namazda, Camide, Oruçlulukta bir araya gelme şansı bir rahatlama sağlıyor ve bu korkuyu ortadan kaldırmasa da, izole ediyor. Devran dönüyor.

*******

Türkiye Bugün 1960’lı yılların Temmuz Tabak ayındaki Diyarbakır İstasyona gelen Kurtalan Postası durumuna düşmüş….

Polis Akademisinden atılan çocukların anneleri, hükümeti eleştiriyor ve çocuklarının bu okula girerken kendilerine; “Anneciğim benim amacım vatanın ve milletin huzurunu sağlamaya katkı sağlamaktır” dediklerini ciddiyetle naklederek, toplumun yumuşak karnına yönelik Vatan, Millet, Sakarya edebiyatına sarılıyorlar. Anlayacağınız, hem ayran dökülmesin hem de tulum yırtılmasın çabasından medet umuyorlar. ağlayarak, sızlayarak, bayılarak, kiminin de ellerinde Yasini Şerifi okuyarak Medet Ya Hamaset!…. Diyorlar.Tabi farkında olmadan, Ülkenin içine düştüğü hengamenin bir cüzünü bizlere gösteriyorlar. Bir tek onlar MI?… Padişahımız, efendimiz Recep Tayyip Erdoğan ne diyor?;

Çözüm Süreci’yle ilgili bir izleme heyeti oluşturulmasını doğru bulmuyorum…”

Davutoğlu’nun yardımcısı ve Hükümet sözcüsü Bülent Arınç ne diyor?

İzleme Komitesi 5-6 kişi olacak denildi. Bunlar daha önce Akil Adamlar olarak görev yapmışlardı. TBMM’de geçen sene terörün sona erdirilmesi ismiyle kanun çıktı. Hükümetimiz bu kanunu uygulamak zorundadır. Çözüm süreci konusunda bugüne kadar atılan adımların bir noktası da İzleme Heyeti’nin oluşturulmasıdır. Hükümetimiz bunu uygun görmektedir. Kimin hangi görevleri yapacağı konusunda bir yol haritamız mevcuttur.”
DİYOR… Diyor ama, her iki kelimesinin sonuna; “Biz Cumhurbaşkanını seviyoruz, asla ona muhalif bir tutum içinde olmadık, Biz Sayın Cumhurbaşkanını gözümüz gibi seviyoruz, bla…bla..bla.

Sayın Arınç niye kendini yoruyorsun? Şuna kelimenin tam anlamıyla; Bıraksam ayran dökülecek, bırakmasan tulum yırtılacak de.. de ki, biz de sana hak verip kaderimize sarılalım. Zaten ne söylesek; bir gün söyleriz, iki gün bağırırız çağırırız üçüncü gün susarız. Di mi yani….

******

AKP’li bazı arkadaşlarım var. Konuşuyoruz dertleşiyoruz. Sonuca geldiğimiz de, bana dönüp; “Peki AKP’ye oy vermeyelim.. Eee,kime oy verelim?…”
Kendilerine,bir tek yanıt veriyorum. “Oy verirseniz Memleket gider, ortak akıl bunu gösteriyor. Ha, oy vermezseniz…. ” Eeee?.. diyorlar. Eeee..EH!…. Memleket kadıya mülk olmaz diyorum. İlelebet AKP, Türkiye’de iktidar olacak değil herhalde.4+4+4 bişe öğretmiyorsa, Üniversite meslek kuruluşu olmak yerine, sosyal statü kazanma aracı olmuşsa bu ülkede, o zaman taşın sert olduğunu düşe kalka öğrenirsiniz. Kime oy vereceğinizin kararını, öyle sorarak, daha sonra da işi polemiğe dökerek değil, aklen idrak ederek siz benden çok daha iyi öğrenirsiniz. Ben sizden daha akıllı değilim. Kime oy vereceğinizden bana ne!…

Saygılarımla,

§ Bu makale, 23 Mart 2015 tarihinde Brüksel’den yayın yapan Yerelce’de yayımlanmıştır!

***

Nasıl bir Türkiye’de yaşıyoruz?
Tribünleşen millet, sarhoş iktidar ülkesinde mi!!

munir_kebir2

© Münir Kebir

Nasıl bir ülkede yaşıyorsun diye, bana sorarlarsa, ne yanıt verebilirim deyip, kendi kendime sorup duruyorum. Hayatımda, cevabını düşünebildiğim ama kelimelere dökemediğim bir sorudur bu….

No’lur,bu soruyu siz de kendi kendinize bi sorun lütfen ve yanıtınızı paylaşın. Bunu yaparken, hergün şahit olduğumuz farklı gündemin verdiği baskıyı üzerinizden nasıl atabildiğinizi ve nasıl konsantre olabildiğinizi de, lütfen okuyucuyla paylaşın.Ben bunu çok merak ediyorum.

Size,az önce aldığım bir haberi duyurmak istiyorum .

Başbakan RTE, aniden fenalaşmış ve hastahaneye kaldırmışlar. Doktorlar önemli bir vaka olmadığını söyleseler de, haberin satır aralarında Başbakanın sayıkladığından bahsediliyor. Habere göre, Başbakan yatağa uzanıp azıcık rahatlayınca ; “Yahu,ben ne yaptım. Denizli’deki milletin yatak odasına kadar sirayet edecek sözler söyledim” demiş!…

Beni bir meraktır aldı gitti… Başbakan, bilinci yerindeyken, hatasını, istem dışı konuşma haline getiriyorsa, ya uykusunda neler neler sayıklıyor acaba?

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu, bilinçaltı baskıyla “iki ayyaş” nitelendirmesiyle dile getirirken, 2 gün önce Diyarbakır’da Talabani için kullandığı “Kürdistan” kelimesini ancak Atatürk’le meşrulaştıracağını demek ki kestirememişti. Başbakan şimdi rüyasında yastığıyla kavga edip dişlerini gıcırdatıyor herhalde….. Allah Emine Hanıma yardım etsin. Kadıncağızın tabi ki hava değişimine ihtiyacı var. Biz de iyi seyahatler dileyelim.

Yeri gelmişken söylemek ihtiyacını duyuyorum. “Kürdistan“, “Lazistan” gibi coğrafi deyimler, 10 milyon km karelik topraklara sahip Osmanlı’nın belirlediği bölgelerdir. Bu doğru…Atatürk ise 765 bin küsürlük Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını hem kürtlerle hem lazlarla, misaki milli andıyla çizmiştir. Ne yazık ki, bu sınır da kürtler aleyhine erozyona uğramıştır.

Türkiyedeki kürtlerin sorunu coğrafi değil, siyasi ve kültürel sorunlardır. Yok sayılmalarına bir karşı çıkıştır. Kürtler için coğrafi sorun, asıl bugünkü sınırların ihlâl edilmesi tehlikesidir. Çünkü,Türkiye’nin ne doğusunda, ne de güneydoğusunda, farklı bir kadastro, farklı bir tapu uygulaması söz konusudur. Bu bağlamda herkes, mal-mülk sahibidir. Zaman zaman arazi kavgalarını ve akraba çatışmalarını TV haberlerinde izliyor olmamız bunun kanıtı değilmidir?

******

Keşke sorun, başbakanın şahsıyla sınırlı kalsa. Valisinden tutun, Meclis Başkanlığı yapmış kişilere kadar gittikçe kokusu çekilmez çözülmeler, hükümeti ve onunla birlikte ülkeyi büyük bir kafa karışıklığına götürmüş durumda….

Hoca efendi ne diyorsa doğrudur” diyen Levent pardon Bülent bey, bir hafta önce; “Başbakan beni kum torbasına çevirdi,buna hakkı yok.Benim de bir özgül ağırlığım var (beni yok sayamaz anlamında).Ben sadece bakan değilim,aynı zamanda bir babayım,aile reisiyim vs…vs” diyerek sinirden kriz nöbetine girerken,ertesi gün başbakanla konuştuktan sonra süt dökmüş kedi misali aramız iyidir diyor, aynı günlerde Adana valisi, mübarek sanki vali değil de, şebeke reisi edasıyla, kalabalığın içine girerek vatandaşa “Kavvat” diyor. Nereden tutsan elinde kalacak…Tek bir izahı var. Bunlar sarhoş…..sarhoş olduklarını ben söylemiyorum. Kutsal dinimiz İslam dini söylüyor.Prof.Dr Vehbe Zuhayli‘nin kaleme aldığı türkçeye çevrilmiş, “İslam Fıkhı Ansiklopedisi‘nin ” içki bahsinde; tüm mezheplerce, sarhoşluğun başat emaresinin ” abulubut ( abuk sabuk) konuşma” olduğu, yani düşünülmeden söylenen sözler olduğu yazılıdır. İsteyen herkes bakabilir. Başbakan, Denizli’yi örnek alarak söylediği sözden pişmanlık duyuyorsa, Vali,”Kavvat” deyip ardından önce inkara, sonra kabule yanaşıyorsa, Bülent Arınç gazeteciye; “Kardeşim Hoca efendi ne diyorsa doğrudur” deyip bugün gittiği Amerikaya seyahat öncesinde; Fethullah Gülen’i ziyaret etmeyeceğini, bunun toplumda muhtemelen yanlış değerlendirmelere yol açacağını söylüyorsa, demek ki bu hükümet; Başbakanından tutun,Başbakan Yardımcısına, Bakanına, Valisine ve medyaya yansımayan bürokratından memuruna kadar…… düşünmeden taşınmadan sonucunu hesaplamadan abuk sabuk konuşup biribirlerini yiyip duruyorlar.

Yalan MI?…..

Tribünlere oynayan bir millete, Allah da, alın size sarhoş iktidar diyor. Siz buna layıksınız.

Ya dürüst, aklı başında, düşünen, leh ve aleyhinde olanı bilip ona göre saygıysa saygı, tekzipse tekzip, eleştiriyse eleştri …..yapar istikametinizi düzeltirsiniz, ya da layıkınızı bulursunuz. Bir abulubut gider ardından ona şükrettiren gelir.

Karar sizin.

§ Bu makale, 21 Kasım 2013 tarihinde Brüksel’den yayın yapan Yerelce’de yayımlanmıştır!

Reklamlar