Siirtli «hemşehri»miz olduğundan dolayı…

İktidar sahipleri ikrah ettiren konuşmaya, yazmaya tahammül göstermiyorsa, gazeteciyi, akademisyenleri, memleketin hayrına olur niyetiyle erdogan_ciftiyazanları, sözle yetinmeyip ardından da bir de fiili olarak tutuklama cihetine giderse, bu İKRAH olur. Yüce dinimiz Meşvereti (Meseleleri naklederek Karşılıklı konuşmayı/tek başına karar ver-me-meyi) emretmiştir. Bugünkü sosyal medya işte bu görevi yerine getirmektedir. Kalem suresi ise, meşverette; hakkı savunmayı ve haktan ayrıl-ma-mayı, ayrılındığı takdirde, son günlerde herkesin diline doladığı “Kurunun yanında yaş ta yanar” sözünün haklılığına Siirt’ten bir örnekle misal verir. İşte bu yüzden Emine Erdoğan Hanımefendiye sesleniyorum. Kendisinin değerli aile büyükleri mutlaka gerçek vakalara örnek teşkil eden dini bilgilerle onu yetiştirmişlerdir.

© photocredit

***

HEZEYAN, İKRAH VE KAOS!….

munir_kebir2

© Münir Kebir

İkrah; hem Medeni Hukukumuzda ve hem de Kutsal Kitabımız Kur’anda geçen ve çok önemli sonuçlar doğuran eylemin adıdır.

Türkçeye “korkutma” diye uyarlanmıştır ama eksik bir tercümedir. Kimsenin sizi görmediği bir yerde saklanıp, yanınızdan geçen bir kişinin yüzüne doğru yılan gösterirseniz, hemen hemen herkes korkar ve irkilir. Bu eylem korkutmadır.

İkrah ise, kişiyi istemediği bir eylemi yapmaya ya da yapmak istediği bir eylemden vazgeçirmeye yönelik yapılan korkutmadır.

Bu yüzden, ikraha uğratılan kişinin yaptığı eylem, gerçek irade beyanının sonucu değildir. İkrahla fiil işletilmiş kişiye; cezayla değil, gönlünü okşayarak yaklaşıldığında, yaptığı eylemin ikrah olduğu rahatlıkla anlaşılır. Kişi bazında bu böyle…. Ama toplum ikraha uğrarsa, ülke kaosa girer. Maazallah!…

******

15 Temmuz 2016 tarihi, FETÖ örgütünün sinsilikle yıkıcı yüzünü gösteren bir tarihtir. Bunun yanında, bu örgütün iktidarla yaptıkları koalisyonun bozulmasıyla ortaya çıkan “at iziyle it izinin biribirine karıştığı” tanımlamasıyla ülkede kendini gösteren; Siyasi,Sosyal ve Ekonomik kaosun baş gösterdiği bir tarihtir de 15 Temmuz….

Siyasi kaos en başta, sosyal hayatı OHAL denilen Olağanüstü Hal koşulları içine almış, ardından önce Beşiktaş’ta 44 vatandaşımızı canlı bomba eylemiyle hayattan almış, daha sonra Kayseri ilimizde 15 asker-sivil vatandaşımızı da, aynı şekilde hayattan alarak geride 100’e yakın yaralı bırakmıştır.

Birer haftayla baş gösteren bu iğrenç terör eylemi, yine müteakip hafta içinde, herkesi hatta tüm dünyayı şaşırtan, Rus Büyükelçisi Andrey Karlov suikastı ile ülkemizi ağır üzüntüye sevk etmiştir.

Tam yeni yıla girdiğimiz yılbaşı gecesinde, tüm halkımızla üzerimize çöken terör korkusunu atacakken bu kez de, İstanbul’da bir gece kulübünde, bir teröristin yaylım ateşi açarak 39 kişiyi katletmesi ve 4’ü ağır 65 kişiyi yaralaması, artık içimizi karartmıştır..

******

Kuşkusuz bizler Millet olarak, kadere inanan ve bu sayede ölümden asla korkmayan bir milletiz. Bizi üzen rahatçadertleşe-me-mek, başımızdaki yönetimin sevapları yanında hatalarını da dile getire-me-mektir.

Geçtiğimiz hafta içinde, TV’lerde iki, hatta üç gün üst üste, Sosyal medyada ülke yönetimi hakkında yazılan yazılar nedeniyle, şu kadar kişinin tutuklandığı, şu kadar kişinin göz altına alındığı haberinin ardından, daha 10.000 kişi hakkında hazırlık soruşturması yapıldığı üst üste anons edildi. Bu çok açık bir şekilde; “eğer yandaşlık gösterirseniz ne ala…yok yandaşlık göstermezseniz kodesi boylarsınız” demektir. Hukuki anlamda bu tasarruf; kelimenin cuk diye oturduğu şekilde İKRAH’tır!..

Bu anonsun hemen ertesinde, Halk TV’de yapılan bir söyleşide;

» “Suriyenin kuzeyinde Carablus’u ve El Bab’ı IŞİD’ten kara harekatıyla madem temizleme girişiminde bulunacaktınız, buna neden geç kalındı ve El Nusra’yla koalisyon yapılması yanlıştı. Zira, ilerde El Nusra IŞİD’in bir türevi olarak ülkemize karşı bir tehdit oluşturacaktır”

Şeklinde görüş belirterek,hükümetin bu tasarrufunu eleştirdiği için Ortadoğu belasını yaşayarak anlatan, aslen Carablus’lu olan TC vatandaşı Hüsnü Mahalli ölümcül hastalığına rağmen tutuklandı.

Ardından, Gazeteci Ahmet ŞIK;

» “15 Temmuz darbesinin engellenmesi, bir cuntanın iktidarda olduğu gerçeğini değiştirmiyor”

sözünden dolayı FETÖ örgütü üyesi suçlamasıyla tutuklanınca, Demokrasi göz ardı edilerek İkrah yönetimi, artık uygulamayla da,Türkiye halkı üzerine sindirildi. Ahmet Şık’ın savcılığa verdiği şu ifade aklı başında tüm vatanseverler üzerinde ister istemez ülke yöneticilerine karşı öfke duymayı beraberinde getirmiş ve bu öfke uygulamaya konulan ikrah sebebiyle, insanların bilinç altına hapsedilmiştir.

İfade şudur;

» “Beş yıl önceki Ergenekon örgütü bağlamında suçlandığımda; mesleki faaliyetlerim söz konusu olmuştu. Şimdi ise; mesleki faaliyetlerim başka bir isimle soruşturma konusu edilmeye çalışılıyor. Bu aşamada benim söyleyecek başka bir sözüm yoktur.”

Ben ne Ahmet Şık’ın ve ne de Hüsnü Mahalli’nin avukatıyım. İlahiyatçı da değilim. Ama Müslüman bir ailenin çocuğuyum ve bu hükümetimiz, İslam vizyonuyla kendini tanıtmış ve halen de tanıtmakta olan bir iktidardır. Öyle ise, Hükümeti oluşturan tüm güç sahiplerine dolaylı olarak benim bir sözüm vardır. Dolaylı dedim çünkü kusura bakmasınlar, Mehmet METİNER gibi daha düne kadar sıradan bir gazeteci, AKP’nin sözcüsü olarak Nahl suresinin 90.ayetini mehaz göstererek, hükümetin yandaşlık hukuku ile ulufe dağıtmasını bu ayetle temyiz ediyorsa, Düzce’de milletvekili Fevai Arslan, RTE ‘yi; ”Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplamış bir lider” olarak küfre düşürücü sözlerle [Yalakaların Şirk Sözleri ve Erdoğan’ın Sessizliği] parti propagandası yapıyorsa, Ankara’da yine bir kendini bilmez, RTE için; “Peygamber gibi adamdır” diyorsa, Rize’de, parti yalakaları;

» “BuTelevizyonu, kim böyle sandalye üstünde aşağıya koymuş!.. Bizim liderimizin sözleri ve resmi aşağıya düşmez. Onu yukarıya başımızın üstüne koyacaksınız, Hiç Liderimizin sözleri ve resmi aşağıya koyulur mu” Demenin ardından herhalde; hepimiz çarpılırız sözünü de ekleyecekti!…

Ve Nihayet, Sayın C.Başkanımız bir mitingte; gibi, [ “Bizim rahmetimiz bizim gadabımızı aşacaktır inşallah” ] tam bir hezeyan sözleriyle, – Hz.Muhammed’in (SAV) dahi söyleyemeyeceği bir sözdür bu… Hz.Muhammed (SAV) Rauftur Rahimdir (Rahim isim dir. Çalışan kişiye ücretini teri kurumadan veren işveren bu konuda rahim davranmıştır denilebilir. Ama Rahmet, Rahman sıfatına ait bir fiil olarak sadece Allaha aittir) – İslami vizyondan kuvvet alıyorsa, O zaman benim sözüm, Saygıdeğer Emine ERDOĞAN hanımefendiyedir. Niye derseniz. Çünki kendileriyle hemşehriyiz. Ben Diyarbakır’lıyım ve 66 yaşındayım. Çocukluk yıllarımda bizim Diyarbakır’da Siirt’li olarak tanınan ailelerle sosyal ilişkilerimizde; kur’anda anlamakta zorlandığımız konuları onlar açıklarlardı, biz de onlara bu yönleriyle saygıda kusur et-me-meye özen gösterirdik. Bir misalle o gün anlattıkları bir öyküyü, inşallah kendisine ulaşma ümidiyle, konumuza ışık tutma amacıyla siz okurlarla paylaşarak meramımı anlatmaya çalışacağım.

Siirt ilini civar iller nezdinde haklı şöhrete kavuşturan Tillo nahiyesinde ömrünü Allah yoluna vakfeden Fakirullah (RA) hazretleridir. Çoğu kimse bu zatı, MARİFETNAME eseriyle tanınan Erzurumlu İbrahim Hakkı vasıtasıyla bilir. Bu zat, Fakirullah Hazretlerinin müridi ve Damadıdır.

Sohbetlerinin birinde, genç bir müridine sürahiyi işaret ederek bahçedeki pınardan su doldurup getirmesini ister. Mürid, pınara yaklaştığında, aniden bir atlı, gencin üzerine atını sürerek ve ağır hakarette bulunarak gencin pınardan uzaklaşmasını isteyince, genç geri döner ve durumu pirine anlatır. Pir, kendisine kork-ma-masını, o atlının su ihtiyacını giderene kadar beklemesini söyler. Genç tekrar pınara yaklaşır. Ancak bu sefer atlı,yine hakaretamiz sözlerle gence hiddetlenir ve genç korkarak tekrar geri gider. Fakirullah Hazretleri gence, biraz da celallenerek ; ”Yavrum, sen kendisine yumuşak sesle buyur amca ben seni beklerim, Allah razı olsun hiddetlenmenize gerek yok” deseydin ya, demedin Mİ? diye sorunca, genç mahcup bir vaziyette tekrar geri döner. O sırada atlı atının üzengisine ayağını koymaktadır. Tekrar çocuğa bağırarak hakaret eder etmez aniden at şahlanır ve sahibini yere çakar ve adam ölür. Hayretler içinde kalan genç bu kez koşa koşa meclise giderek bu acı haberi verince, Fakirullah hazretleri; ”Eyvah!…başaramadık” der. Müridleri sorar, Neyi başaramadık efendim?

Soruyu şöyle cevaplar. ”Evladım, bir insan size haksızlık yapar, ama size de az da olsa bir konuşma hakkı verirse bu bir imtihana vesile olur. Cenab-ı Hak haklı olana merhametle muamele eder, ona bilmediği şeyi sizin öğretmiş olmanız nedeniyle de ayrıca sevap yazar. Çünkü, Cenab-ı Hak ayeti kerimede; “Bazılarınızı bazılarınız için imtihan kıldık (Furkan 20) “ diye buyuruyor. Eğer bu genç, hiç olmazsa iki kelimeyle de olsa, kendisini müdafaa imkânı bulabilseydi, o adamın akibeti bu olmazdı. Anlaşılan odur ki, biz bu adamı zalim olma durumundan kurtaramadık. Der…

******

İkrah, basit gibi görünebilir. Ama sonuçları itibariyle ikrah ettiren konuşmaya, yazmaya tahammül göstermiyorsa, 10000 kişi hakkında da dosya incelemede denilerek, ardından gazeteciyi, akademisyenleri, memleketin hayrına olur niyetiyle yazanları, sözle yetinmeyip ardından bir de fiili olarak tutuklama cihetine giderse, bu İKRAH olur. Böyle br hal ortaya çıktığında, Allah göstermesin diyorum… Cenab-ı Hakkın devreye girmesi an meselesi olur. Yüce dinimiz Meşvereti (Meseleleri naklederek Karşılıklı konuşmayı/tek başına karar ver-me-meyi) emretmiştir. Bugünkü sosyal medya işte bu görevi yerine getirmektedir. Kalem suresi ise, meşverette; hakkı savunmayı ve haktan ayrıl-ma-mayı, ayrılındığı takdirde, bağ bozumunda fakirlere pay ayıran babanın ölümünden sonra oğulları arasında geçen hadiseyle son günlerde herkesin diline doladığı “Kurunun yanında yaş ta yanar” sözünün haklılığına enfes bir örnekle misal verir. Bu misal, Siirt’in yetiştirdiği Fakirullah hazretlerinin ne kadar derin bir İslam alimi olduğunu bize gösterir. İşte bu yüzden Emine Hanımın bilgisine ulaşmasını arzu ediyorum. Kendisinin değerli aile büyükleri mutlaka bu yöndeki gerçek vakalara örnek teşkil eden dini bilgilerle onu yetiştirmişlerdir.

******

Ülkemizde iktidar olmak elbette ki bir sorumluluktur. Bu sorumluluk yerine getirildiği zaman, iktidar olana bu görev dünya ziyneti olur. Dünya ziyneti de en değerli maldan daha üstündür. Bu gerçek beraberinde, iktidar sahiplerinin etrafında yalakaların oluştuğunu her zaman tarih bize bildirmiştir. Daha dündü… Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek gücünün yeteceğine kanaat getirseydi, oğlunun ATO başkanı olmaması nedeniyle Neron olup Ankarayı ateşe verirdi.

Öyleyse iktidar sahibi;

İktidar elde iken düşmanları dost olur/İktidardan düşünce dost bile düşmanı olur.

Darb-ı meselini bir an için dahi aklından çıkar-ma-malıdır. Bırakınız insanlar Hukuk ve ahlak çerçevesinde dilediği görüşlerini belirtsinler. Hakaret varsa, bu özürle giderilmiyorsa, o zaman özrün değeri nedir? Özür değersiz midir ki, tutuklamaya tabi tutuluyor.
İnsaf…
Saygılarımla,

Reklamlar