Yeni «İmparator» Rusya (mı?) olacak!

Donald Trump’ın seçim kampanyası sırasında dile getirdiği Amerikan Donanmasının ciddi şekilde güçlendirilmesine ağırlık verileceğini söylemişti. Eğer ABD petrol ve doğalgaz üreticisi ve satıcısı rolüyle Dünya enerji piyasasında yer alacak ise; coğrafi konumu nedeniyle, bunun uygulamaya yansıması, petrolün ve doğalgazın daha çok deniz yoluyla taşınması şeklinde olacaktır. Ve Amerikan Donanması da, bu taşıma işinin güvenliğini sağlamakla sorumlu tutulacaktır. Öte yandan son önemli gelişmeler, Rusya’nın Asya üzerinden enerji imparatoru olma sürecine girmiş olduğunu göstermektedir. Bu süreçte, Rusya’nın yolu ABD ve Çin ile kesişecek. Rusya, eğer süreci iyi idare edebilir ve kontrolünde tutabilir ise, yeniden eski günlerine dönebilir, hegemonik bir güç olarak küresel politikadaki yerine dönebilir.

***

RUSYA SADECE ENERJİ İMPARATORU OLMA YOLUNDA DEĞİL…
27 Aralık 2016

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

I. Bir devlet kuruluşu olan Rus petrol devi Rosneft’in hisselerinin % 19.5’nun, Dünyanın en büyük hammadde ticareti yapan şirketler grubu olan İsviçre merkezli Glencore International AG ile Katar Yatırım Fonu (Qatar Investment Authority-QIA) tarafından 11.3 milyar dolara satın alınması, enerjide dikkatleri yeniden Rusya’ya çekmiştir. Çünkü Rosneft, bundan kısa bir süre önce de, Suudi Aramco’ya göre biraz daha yüksek bir teklif vermek suretiyle, 13 milyar dolar ödemeyi kabul ederek, Hindistan’ın Gujarat bölgesinde (Vadinar’da) yer alan Essar rafinerisinin % 98’ni satın almıştı. Ve söz konusu alım, Batının Rusya’ya yaptırım uyguladığı bir sırada gerçekleşmişti.

Piyasa değerinin yaklaşık 59 milyar dolar olduğu ifade edilen Rosneft’in hisselerinin % 19.5’nin satışına ilişkin işlemlerin Aralık (2016) ayı içinde tamamlanacağı ve satışın, 2016 yılında enerji sektöründe gerçekleşmiş en büyük satış olduğu; ortaklığın, Rosneft’in yönetiminin geliştirilmesine, şeffaflığına ve bu suretle piyasa değerinin artmasına hizmet edeceği belirtmiştir. Katar Yatırım Fonu (QIA) , Glencore’un en büyük yatırımcısıdır ve bu, Rosneft hisselerinin gerçekte Katar tarafından satın alındığı anlamına gelmektedir. Mayıs 2008’de ticari üretime başlayan Hindistan’ın Essar rafinerisi ise; LPG, nafta, hafif dizel yağ, jet yakıtı ve gazyağı üreten; 75 çeşitten fazla ham petrolü başarıyla işleyebilen en son teknoloji ile çalışan önemli bir tesistir. Rafineri, deniz kıyısına yakındır ve bu konumu ile deniz, kara ve demiryolu ulaşım bağlantılarını içerir ve 2012’deki kapasite artışı ile bugün yılda 20 milyon ton ham petrol işleme kapasitesine sahip hale gelmiştir.

Katar’ın Rosneft’e ortak oluşu, Rosneft’in Hindistan’daki Essar rafinerisini satın almasından hemen sonra gerçekleşmiştir ki; bu, iki satış arasında dolaylı (örtülü) bir bağ olabileceğini akla getirmektedir. Daha açık bir ifade ile, Essar rafinerisinin Rosneft tarafından alınmasının arkasında Katar’ın olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca zayıf bir ihtimal olmakla birlikte, Katar ile olan yakın ilişkisi nedeniyle, Rusya ile Katar arasındaki enerji ortaklığında “bir şekilde” Türkiye’nin payının (rolünün) olabileceği de akla gelebilmektedir.

II. Asya, son dönemde uluslararası politikada öne çıkan, küresel güç mücadelesinin yaşandığı bir coğrafya olma özelliğini kazanmıştır. Bu, enerji açısından da geçerli olan bir durumdur. Asya, enerji üretimi, ulaşımı ve tüketimi açısından bugün daha çok öne çıkmış bir coğrafya haline gelmiştir. Yakın zamana kadar Asya, enerji bağlamında, daha çok Avrupa’nın enerji ihtiyacının karşılanması bağlamında gündeme gelmiş ve bütün Dünya daha çok bu boyutu ile Asya’yı konuşmuştu. Fakat artık durum değişmiştir.

Avrupa giderek yaşlanmaktadır. Nüfusu artışı oldukça azalmış, hatta durağan bir seyir göstermeye başlamıştır. Sovyetlerin dağılma süreci ile birlikte, Avrupa’nın çevre kirliliğine yol açan sanayi tesislerinin çoğu eski Doğu Bloku ülkelerine kaydırılmıştır. Aynı süreç ile ilişkilendirilen yeni küreselleşme dalgasında ülke sınırlarının hedef alınarak serbest dolaşımın öne çıkarılması, Avrupa’nın çoğu ihtiyacını, dışarıdan daha ucuza temin etmesine imkân ve fırsat vermiştir. Bunların, bu çalışmanın konusu itibarıyla anlamı; Avrupa’nın enerji ihtiyacının durağan bir seyir gösterdiği, dolayısıyla enerji piyasasında cazip bir pazar olmaktan çıktığıdır. Asya ise, bununla eş zamanlı olarak, enerji piyasasında giderek daha cazip bir pazar olmaya başlamıştır.

Asya’nın enerji piyasasında öne çıkmasının arkasında, temelde iki ülke vardır. Bunlardan bir tanesi, son yıllarda gösterdiği ekonomik büyüme ile dikkatleri çeken ve ABD karşısında yeni bir kutup olarak algılanmaya başlayan, 1.374 milyar nüfusa sahip Çin’dir. Çin, günde 6.2 milyon varil ham petrol ve yılda 60 milyar m³ doğalgaz ithal etmektedir. 2015, 2014 ve 2013 yıllarına ilişkin ekonomik büyüme oranları, ortalama % 7 seviyesindedir. Devem eden küresel ekonomik ve finansal kriz, bu oranı biraz daha aşağıya çekmiş olsa da, Çin’in ekonomik büyümesi devam etmektedir. Enerjide dışa bağımlılığı, kalabalık nüfusu ve ekonomik büyüme eğilimi birlikte mütalaa edildiğinde; görünür gelecek itibarıyla, Çin’in Dünyanın en büyük enerji tüketicisi ülke olacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Asya’nın enerji piyasasında pazar olarak öne çıkmasında belirgin pay sahibi ikinci ülke ise, Hindistan’dır. Hindistan, günde 3.8 milyar varil ham petrol ve yılda 22 milyar m³ doğalgaz ithal eden, 1.267 milyar nüfusa sahip bir ülkedir. 2015, 2014 ve 2013 yıllarına ilişkin ekonomik büyüme oranları, ortalama % 7’nin biraz üzerindedir ve bu büyüme eğilimi, son bir yıl içinde biraz gerilemiş gözükmekle birlikte, sürecek gözükmektedir. Eğer Hindistan’ın da enerjideki dışa bağımlılığı, kalabalık nüfusu ve ekonomik büyüme eğilimi birlikte mütalaa edilir ise; bu ülkenin de, Çin’den sonra, Dünyanın en büyük ikinci enerji tüketicisi ülke olmaya aday olduğunu ileri sürmek yanlış olmayacaktır. Hatta jeoekonomik ve jeopolitik açılardan Çin’den farklı coğrafyası nedeniyle, Hindistan’ın, görünür gelecek itibarıyla Dünyanın en büyük enerji tüketicisi olma ihtimalinin oldukça kuvvetli olduğu da düşünülmektedir.

Sadece Çin ve Hindistan, bugün ve görünür gelecek itibarıyla, Asya’nın enerji piyasasında ne denli önemli bir pazar olduğuna işaret etmeye yeterlidir.

Avrupa ve Asya dışındaki diğer kıtalar; uluslararası politikada fazla öne çıkmamaları, küresel/süper bir güce sahip olmamaları, enerji yönünden genelde kıta içi imkânlar (ve ilişkiler) üzerinden ihtiyaçlarını karşılamaları ve asıl önemlisi bugün itibarıyla Asya’daki güç mücadelesine etkileyecek bir pozisyona sahip olmamaları nedenleriyle, bu çalışmanın dışında tutulmuşlardır. Ancak bu, diğer kıtalardaki ülkelerin enerji yönünden Asya ile hiç bağlarının olmadığı anlamına alınmamalıdır.

III. Rusya, ekonomisi enerjiye dayalı (bağımlı) olan bir ülkedir. 2015 yılı rakamları ile, yaklaşık 340 milyar dolar seviyesinde olan ihracatında petrol, doğalgaz ve bunların ürünleri ağırlıklı bir yere sahiptir. Yaklaşık 225 milyar seviyesinde olan 2015 yılı toplam bütçesinde de, ana gelir kalemi, enerjidir. Ekonomisinin bu denli petrol ve doğalgaza dayalı olması, doğal olarak Rusya’nın savunma ve güvenliği ile dış politikasını da etkilemektedir. Ancak petrolün ve doğalgazın Rusya için yerine getirdiği askeri ve politik işlev, Rus ekonomisi ile ilişkilendirme üzerinden görülebilecek dolaylı bir işlev olmanın ilerisindedir. Bunu aşan, petrol ve doğalgazın bir “araç” olarak doğrudan kullanımını öngören, daha geniş ve etkili bir işlevdir. Rusya açısından petrole ve doğalgaza bakarken, bu geniş bakış açısı ile yola çıkmak gerekir.

Rusya, hâlihazırda, Dünyanın en büyük ham petrol üreticisi ülkesidir. Günde, 10.25 milyar varil ham petrol üretmekte ve bunun 5 milyon variline yakınını (günde) ihraç etmektedir. Doğalgaz’daki durumu da bundan farklı değildir. Yılda 604 milyar m³ doğalgaz üretmekte ve bunun 185 milyar m³’nü ihraç etmektedir. Rusya’nın bugüne ilişkin söz konusu tablosunun, güçlenerek görünür gelecekte de devam edeceği değerlendirilmektedir. Çünkü küresel ısınma, Rusya’nın, hem soğuk iklim koşullarına sahip Uzakdoğu topraklarını, hem de Arktik Okyanusunun kendisine ait deniz yatağını değerlendirmesine imkân verecektir ki; buralar, zengin petrol ve doğalgaz yataklarını içeren coğrafyalardır. Rusya’nın Kazakistan, Türkmenistan, İran ve Katar ile olan enerji bağlantılarının da, bu değerlendirmeyi ayrıca beslediğini ifade etmek gerekir.

IV. Bilinen enerji üreticisi ülkeler olarak Suudi Arabistan’a ve İran’a bakıldığında, bu ülkelerin Rusya’nın gerisinde kaldıkları; sadece Rusya’nın değil, son dönemde enerji üretiminde ciddi bir çıkışı yakalayan ABD’nin bile gerisinde kaldıkları görülmektedir.

Suudi Arabistan, günlük 10 milyon varil ham petrol üretimi ve yılda 109 milyar m³ doğalgaz üretimi ile, enerji piyasasının önde gelen aktörlerindendir ve ürettiği ham petrolden günde 7.4 milyon varilini satmaktadır. Onaylanmış ham petrol rezervinin 269 milyar varil olması, Suudi Arabistan’ı enerji alanında gerçekten önemli kılmaktadır. İran ise, 2015 yılı verileri ile, günde 3.3 milyon varil ham petrol ve yılda 175 milyar m³ doğalgaz üreten bir ülkedir. İran’ın onaylanmış ham petrol rezervleri ise, 158 milyar varil seviyesindedir. Bu rakamlar, 2015 yılına kadar uygulana gelen yaptırımlar nedeniyle, İran için düşüktür. Yaptırımlar kalktığı için, İran’a ilişkin bu üretim ve ihracat rakamları hızlı bir yükseliş gösterecektir. İran’ın, yaptırımlı yılların kayıplarını telafi edebilmesi için, OPEC’in geçtiğimiz ay içinde petrol üretiminde kısıntıya gitme kararının dışında bırakılması bu düşünceyi beslemektedir. Suudi Arabistan’ın Sünni İslam kimliğini, İran’ın da Şii İslam kimliğini öne çıkarmaları, aynı zamanda, Riyad’ın ve Tahran’ın enerji üreticisi ve satıcısı kimlikleri ile de birlikte mütalaa edilmesi gereken bir husustur. Daha açık bir ifade ile, Riyad’ın ve Tahran’ın, hâkim dinsel kimliklerini enerji piyasasındaki konumlarını güçlendirmede bir araç olarak kullandıklarını ileri sürmek mümkündür.

ABD, hala çoğu kimse tarafından Orta Doğu’nun enerji kaynaklarına bağımlı (muhtaç) bir ülke gibi görülse de, gerçekler öyle değildir. ABD, artık Orta Doğu ülkelerini kendisine rakip olarak görecek derecede enerji piyasasında üretici ve satıcı rolü ile öne çıkmış bir ülkedir. Günde 9.4 milyon varil ham petrol ve yılda 766 milyar m³ doğalgaz üretmektedir. Yüksek iç tüketimi nedeniyle, günde sadece 1.2 milyon varil ham petrol ve yılda 50 milyar m³ doğalgaz ihraç ediyor olması, ABD’nin bir enerji devi olma yoluna girdiği gerçeğini değiştirmemektedir. Kaya gazı ve petrolü üretiminde elde ettiği başarı ile, küresel ısınmanın etkisinde Alaska eyaletinin ve bu eyalet üzerinden Arktik Okyanusunda sahip olduğu deniz yatağının içerdiği petrol ve doğalgaz kaynaklarına erişmesi, ABD’yi enerji piyasasında ciddi şekilde öne itecektir. Eğer ABD-Rusya ilişkilerinin henüz bozulmamış olduğu 2010’lu yılların başında Rosneft ile Mobil-Exxon arasında imzalanan enerji işbirliği anlaşmasının kamuoyuna yansıyan içeriği hatırlanırsa; petrol arama/araştırma, yüzeye çıkarma ve işleme konusundaki ileri teknolojisinin ABD’ye enerji alanında, ayrıca çok ciddi avantajlar sağlayacağı şüphesizdir. Bunların hepsi birlikte, ABD’nin gelecekte enerji piyasasının bir numarası olabileceği çağrışımına yol açmaktadır.

Katar, günde, 1.5 milyon ham petrol üreten ve bunun 1.3 milyon varilini ihraç eden; yılda 160 milyar m³ doğalgaz üreten bir ülkedir. Bu rakamlar, küçük bir ülke olduğu için Katar ile ilgili olumlu bir algıya yol açsa da; Katar’ın bilinen petrol ve doğalgaz rezervleri, enerji üreticisi ve satıcısı kimliğinin çok uzun ömürlü olmayacağına işaret etmektedir. Katar da bunun farkındadır ve bu nedenle, “akıllıca” hareket ederek, enerjiden kazandıklarını petrol işleme tesislerinde ve farklı sektörlerde değerlendirmektedir.

V. Asya, bugün ve görünür gelecek itibarıyla, enerji piyasasının “gözde” pazarıdır. Ve bugün hem Asya’da yaşananlar, hem de Rusya’nın Batı ile yaşadıkları, aynı zamanda ve büyük ölçüde enerji ile ilişkilendirilebilecek gelişmelerdir. Çünkü sorun, bir yönüyle (Rusya ve ABD için) mevcut ve potansiyel enerji zenginliğini değerlendirmededir, diğer yönüyle de (Çin için) enerji ihtiyacını karşılamadadır. Bu da, yukarıda ifade edildiği üzere, konunun, salt ekonomik bir olgu olarak görülemeyecek, aynı zamanda politik ve askeri (savunma ve güvenlik) boyutları da olan, doğrudan küresel hegemonya ilgili bir konu olduğu anlamına gelmektedir.

Rusya, Asya bağlamında, kıta içi bir güçtür. Sovyetler döneminden kalma petrol ve doğalgaz boru hatları, Asya’da Rusya için ciddi bir avantajdır. Suudi Arabistan’ın Pakistan ve Çin ile olan bazı ortak enerji projeleri, Rusya karşısında fazla anlamlı değildir, olacak gibi de gözükmemektedir. İran’ın da, Çin ve Hindistan ile enerji bağlantısı olmasına rağmen, enerjideki yayılma (pazar) alanı bellidir, dardır. Ve bu alanın görünür gelecek itibarıyla büyüme ihtimali, bugünkü koşullarda, oldukça zayıf gözükmektedir. Türkmenistan, doğalgaz üreticisi bir ülke olarak Asya’da kendisini belli etmekle birlikte; hem doğalgaz üretim (yılda 76 milyar m³) ve ihracat (45.8 milyar m³) rakamları isimleri geçen diğer ülkelere göre çok fazla anlamlı değildir, hem de ülke olarak politik duruşu istikrar konusunda güven vermemektedir. Bu ülkenin, enerji bağlamında, İran’a benzer ama, İran’ın gerisinde bir pozisyona sahip olduğu ileri sürülebilir. ABD ise, her şeyden önce kıta dışı bir güçtür. Bunun anlamı, taşıma ve güvenlik maliyetinin ABD orijinli enerjinin fiyatına yansıyarak rekabet şansını azaltacağıdır. ABD için, kaya gazının ve petrolünün üretim maliyetinin yüksek oluşu bir başka güçlüktür.

Belirtilen tablo, Asya enerji pazarında Rusya’yı öne çıkarmaktadır. Ancak bunu, Asya’nın Rusya’ya kalacağı ve/veya Rusya’nın Asya üzerinden küresel “hegemon” olacağı anlamına almamak gerekir. Asya; sadece enerji bağlamında değil, ekonomik, politik ve güvenlik açılarından da (bir bütün olarak) küresel politika açısından önemli bir coğrafyadır. Asya’nın ekonomik, politik ve güvenlik açılarından sunduğu avantajlar, küresel dengelerin doğrudan seyrini etkileme potansiyelini içermektedir ki; bu, dünün jeopolitik görüşlerini hatırlatmakta ve bugün yeniden öne çıkarmaktadır. Asya, belirtilen özellikleri nedeniyle ve bugün itibarıyla, ABD’yi, Rusya’yı ve Çin’i çok yakından ilgilendirmektedir.

Çin’in diğer iki ülkeden ayrılan yanı, enerji sorununu henüz çözememiş olmasıdır. Rusya, başlangıçtan itibaren enerji sorunu yaşamayan, enerji üreticisi ve satıcısı bir ülkedir. ABD, yaklaşık son 40 yıl içinde, enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmakla kalmamış, önde gelen enerji üreticisi ve satıcısı bir ülke olmuştur. Çin ise, enerjide dışa bağımlılığı her gün biraz daha artan, bugün itibarıyla Dünyanın en büyük enerji tüketicisi bir ülke olmuştur. Onun içindir ki; Çin için, süper güç olmanın önündeki en büyük engellerden biri de, artan bir seyir gösteren enerjideki dışa bağımlılığıdır, enerji sorununu henüz çözememiş olmasıdır.

Bu noktada, Rusya’nın ve ABD’nin, enerjide Çin pazarını ele geçirmek için rekabet içinde olacaklarını, Çin’in enerji sorununu çözmesini zora sokmak ve enerji üzerinden kontrol altında tutmak isteyeceklerini beklemek gerekecektir. Ancak buradan, Rusya’nın ve ABD’nin Çin konusunda ortak hareket edecekleri anlamını çıkarmamak gerekir. Bu, mevcut koşullara rağmen, bir ihtimal olarak dışlanmamakla birlikte, oldukça zayıf bir ihtimal olarak gözükmektedir. Benzer şekilde bugün gözlemlenen Rusya-Çin yakınlığının taraflar için güvenilir ve kalıcı bir yakınlık olduğu da düşünülmemektedir. Bugünkü Rusya-Çin yakınlığı, konjonktüreldir, tepkiseldir. Rusya ile Çin’in güncel küresel sorunlarda benzer bakış açılarına sahip olmaları, Asya’nın geleceği bağlamında anlamlı olan bir durum olarak da görülmemektedir. Tarafların dış politika anlayış ve uygulamaları arasında ciddi farklılık vardır. Rusya, gücünü öne çıkaran, çatışmacı bir yaklaşım sergilerken; Çin, daha uzlaşmacı, genelde yumuşak güç üzerinden işleyen ve boşluk varsa varlık göstermeyi öngören bir yaklaşımı tercih etmiş gözükmektedir. ABD de, Rusya’ya benzer bir dış politika anlayış ve uygulamasına sahiptir. Ancak “yaratıcı” ya da “yapıcı” kriz olgusu hatırlandığında, ABD’nin dış politika anlayış ve uygulamasının Rusya’nın ilerisinde olduğunu belirtmek gerekir. Bütün bunlardan, enerji konusu da dâhil Asya’da yaşanacakların seyrinin, Çin’e; daha somut bir ifade ile Çin diplomasisinin, farklılıkları, farklı beklentileri yönetebilme becerisine bağlı olacağı sonucu çıkmaktadır.

VI. Rusya, son dönemde, enerji konusunda, eski Sovyetler coğrafyasının dışında kalan Asya ülkeleri ile ciddi ilişkiler tesis etmiştir. Aralık 2014’de Putin’in Hindistan ziyareti ve Aralık 2015’de Modi’nin Rusya ziyareti sırasında imzalanan anlaşmalar arasında, Rus petrol ve doğalgazının Hindistan’a ulaştırılmasını öngören düzenlemeler de yer almıştır. Rusya’nın Sibirya Doğalgaz Boru Hattı Projesine Çin’in katılması söz konusudur. Tarafların, yapımı devam eden Rusya’nın Yakutia–Khabarovsk–Vladivostok boru hattı için görüşmeleri sürdürdüğü bilinmektedir. Bu hat üzerinden Çin’e yılda 38 milyar m³ doğalgaz taşınması öngörülmektedir. Bunların dışında, boru hatları ile Türkmenistan, Kırgızistan ve Kazakistan üzerinden de Rus petrolü/doğalgazı Hindistan’a ve Çin’e taşınmaktadır.

Rusya, Myanmar’ın Bengal Körfezi kıyısındaki Kyaukpyu Limanını Çin’in Yünnan eyaletine taşıyan boru hattına da doğalgaz vermektedir. Bugünlerde Rus doğal gazının Çin üzerinden Hindistan’ın Çin’e komşu kuzeydoğu bölgesine ulaştırılmasını öngören bir proje önerisi de gündeme gelmiştir.

Rusya, sadece kendi petrolünü ve doğalgazını satmamaktadır. İran’ın, Türkmenistan’ın ve Katar’ın petrolünü/doğalgazını da pazarlamaktadır. Ve Essar rafinerisi ile birlikte, başka ülkelerin petrolünü de işlemeye başlamış olacaktır.

Küresel ısınmanın etkisinde Arktik Okyanusunun deniz yatağının altındaki enerji kaynaklarına ulaşılması ve bu okyanusun kıyılarından işleyecek yeni kuzey deniz ticaret yolunun devriye girmesi; enerji de dahil, ekonomik, politik ve askeri açılardan Rusya’ya ciddi güç verecek, Rusya’nın Asya’daki pozisyonunu kuvvetlendirecektir.

VII. Rusya’nın Asya’daki enerji hamlelerine bakarken, bunların politik/askeri boyutlarını da görmek gerekir. Bu bağlamda, Hindistan’ın Gujarat bölgesinde yer alan Essar rafinerisi oldukça anlamlı bulunmaktadır. Rafinerinin bulunduğu bölge, Arap Denizi kıyısında, Hindistan’ın Pakistan’a komşu (bitişik) bölgesidir. Gujarat bölgesi; bu konumu ile, Hürmüz Boğazı üzerinden Basra Körfezi’ne girişi-çıkışı kontrol etme imkanı vermektedir. İran, artık, hem Hindistan’ın Gujarat bölgesindeki Rus varlığını, hem de Katar’ın Rusya’nın “ortağı” olduğu gerçeğini dikkate almak durumundadır. Ayrıca Gujarat bölgesindeki Essar rafinerisi, Çin’e fazla uzak değildir. Rafineri ile Çin arasında boru hattı tesis edilebilir. Bu, Moskova’ya, Çin-Hindistan ve Hindistan-Pakistan anlaşmazlığı üzerinde barışçıl bir rol oynama potansiyelini sunmaktadır.

Essar rafinerisini satın alması, hiç şüphesiz, Rusya’nın enerji zenginliğini daha iyi değerlendirmesine hizmet edecek ve enerji piyasasını kontrol etmede kendisine avantaj sağlayacaktır. Ancak Hindistan’daki rafinerinin satın alınması, Rusya için, bunun çok ilerisinde bir değer taşımaktadır. Ekonomisi, savunma ve güvenliği ile dış politikası enerjiye dayalı Rusya, bu suretle enerjide riski paylaştırmış ve aşağıya çekmiştir. ABD’nin Hindistan ile yakınlaşma çabalarını dengeleme imkânını elde etmiştir. Eğer ABD-Çin rekabeti ve Çin ile Hindistan arasındaki sorunlar (gerginlik) dikkate alınır ise; Rusya’nın ABD-Hindistan yakınlaşmasını dengelemesi Rusya-Çin yakınlaşmasını besleyecektir. Bu, bugün için orta ve uzun vadeli bir risk olarak gözüken Rusya’nın Çin ile karşı karşıya gelme riskini aşağıda tutması açısından da Rusya için anlamlı bulunmaktadır.

Katar’ın Rusya ile ortaklığı; İran dışında kalan Körfez bölgesindeki petrol üreticisi ülkelerin ABD ile olan ilişkilerini de etkileyecektir. İran karşısında bugüne kadar ABD’nin himayesine sığınmış bu ülkeler, artık Rusya’nın himayesine sığınmayı düşünebilirler. Rusya’nın bunu sağlayacak, caydırıcılık özelliği yüksek askeri gücü vardır ve Suriye’deki tabloyu nasıl değiştirdiği gözler önündedir. Ayrıca, enerji üreticisi ve satıcısı kimliği ile ABD’nin Körfez ülkelerinin “müşterileri”ne yöneleceği ve bu ülkeler için Asya enerji pazarına Rusya üzerinden ulaşmanın daha çekici geleceği dikkate alındığında; Katar’ın Rusya ile yaptığı ortaklığın, salt ekonomik bir ortaklık olmadığı daha iyi anlaşılmaktadır.

Suriye’deki tabloyu değiştirmesinden sonra, enerji alanında Katar ile kurduğu ortaklık ilişkisinin, Moskova’nın Orta Doğu’ya “dönüş”ü yolundaki yorumları ve algıyı ciddi beslediği değerlendirilmektedir.

Son bir husus: yukarıda belirtilenler, 20 Ocak 2017 tarihinde ABD’de Başkanlık koltuğuna oturacak Donald Trump’ın seçim kampanyası sırasında dile getirdiği Amerikan Donanmasının ciddi şekilde güçlendirilmesine yönelik ifadelerini çağrıştırıyor. Eğer ABD petrol ve doğalgaz üreticisi ve satıcısı rolü Dünya enerji piyasasında yer alacak ise; coğrafi konumu nedeniyle, bunun uygulamaya yansıması, petrolün ve doğalgazın daha çok deniz yoluyla ( tankerlerle) taşınması şeklinde olacaktır. Ve Amerikan Donanması da, bu taşıma işinin güvenliğini sağlamakla sorumlu tutulacaktır. Bu çalışmada belirtilenler ışığında, Amerikan Donanmasını güçlendirme söylemini, ABD’nin Trump döneminde enerji üreticisi ve satıcısı rolüne ağırlık verip bunu öne çıkaracağının işareti olarak almak uygun olacaktır diye düşünülmektedir.

Görünen, Rusya’nın Asya üzerinden enerji imparatoru olma sürecine girmiş olduğudur. Bu süreçte, Rusya’nın yolu ABD ve Çin ile kesişmektedir. Rusya, eğer süreci iyi idare edebilir ve kontrolünde tutabilir ise, yeniden eski günlerine dönebilir, hegemonik bir güç olarak küresel politikada yerini alabilir.

*

ascmer

Reklamlar