Nereden kaynaklanmaktadır ?

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Demokratik Cumhuriyet ve Hukuk Devleti vasfının, ne kadar önemli olduğunu göstermesi bakımından çok önemli bir tarih…arsiz%20facebook Kıyamet, Dünyanın sonu demek olduğu gibi, herşeyin sonu anlamını da taşıyor. Her insanın ölümü, o insanın kıyametidir. Fani olan herşey kıyametle malüldür. Mahkeme kadıya mülk olmaz muktezasınca, Demokratik Cumhuriyet yönetimleri de, hükümetlere mülk olmaz… Peki şimdi ne olacak? Ne mi olacak? Bu sorunun yanıtını bizim Diyarbakır’ın bir sözüne bırakalım : Arsız bir adama siz ne kadar nasihat etseniz, ne kadar utandırsanız da, o arsızlığından vazgeçmez.. Yüzüne şey yapsan yağmur yağıyor diyenler türünden olanlar gibi… Peki kimler mi bunlar ?

***

AR ÇİKE NAMUS ÇİKE, HA PIRNİ, HA PIRNİ…..

munir_kebir2

© Münir Kebir

17 Aralık 2013….
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Demokratik Cumhuriyet ve Hukuk Devleti vasfının, ne kadar önemli olduğunu göstermesi bakımından çok önemli bir tarih…

Şu an için, AKP iktidarının kıyameti dememiz gereken bir tarih.

Kıyamet, Dünyanın sonu demek olduğu gibi, herşeyin sonu anlamını da taşıyor. Her insanın ölümü, o insanın kıyametidir. Fani olan herşey kıyametle malüldür. Mahkeme kadıya mülk olmaz muktezasınca, Demokratik Cumhuriyet yönetimleri de, hükümetlere mülk olmaz.

Konya’da açılışa katılan “Benlik” sevdalısı Başbakan, hiç beklemediği, yolsuzluk adli vaka haberiyle tam bir depresyona girdi. Eli ayağı biribirine girdi, başlangıçta ticaret anlaşması amacıyla planladığı Pakistan Seyahati, hava değişimi seyahatine döndü.

Adli vakanın kimleri ve hangi suçları ve suçluları kapsadığı herkesçe malum olduğu için anlatmayı bir tarafa bırakarak, Hatay’dan alel acele Ankara’ya gelen Adalet Bakanı Sadullah Ergin önce HSYK’ya, soruşturmayı yapan savcı Muharrem AKKAŞ’ı görevden almayı gizlice teklif etti. Ama bunun halk nezdinde şüphe yaratacak algıya yol açacağı kaygısı öne sürülerek, bunun yerine, iki yeni savcının atanması ve dosyaların paylaşılması yoluna gidildi. Şüpheli konumunda olan İç işleri, Ekonomi ve Çevre Bakanları farklı beyanlarıyla anlamlı bir şekilde istifa ettiler.

Fakat asıl mesele; Başbakan alel acele Bakanlar kurulunu toplayarak, bu hükümetin 01.06.2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe soktuğu, Adli Kolluk Yönetmeliğini akıllara durgunluk verecek şekilde değiştirip, 21 Aralık 2013 tarihinde 28858 sayılı Resmi Gazetede yayınladı. Kuvvetler Ayrılığı İlkesini yerle yeksan eden bu değişiklikle;
En üst dereceli kolluk amiri adli olayları, suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumakla ve bu konuda gerekli tedbirleri almakla görevli ve yetkili olan mülki idare amirine derhal bildirir.” denilerek, resmen ve alenen kolluk amirleri yürütmenin emrine verildi.

Peki kimdir bu en üst dereceli kolluk amirleri? Onu da değişiklikte belirtiyorlar;
-İl Emniyet Müdürü
-İl/ilçe Jandarma Komutanı
-Sahil Güvenlikte birlik komutanı ve birde,
-Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürü.

Başbakan savcılara öyle öfke beslemiş olacak ki, ikinci bir değişiklik daha yaptı. Bu değişikliği anlayabilmemiz için 25832 sayılı R.Gazetede yayınlanan Yönetmeliğin 6.maddesini okumamız gerekecek. Çünkü, bu maddede – soruşturmanın gizlilik ilkesi gereği- savcılara verilen bütün yetkiler, Cumhuriyet Başsavcısı’nın oluruna bırakılıyor. Cumhuriyet Başsavcısı, “hele biraz daha incele” diyecek, Savcı da, “Peki Müdür Bey” diyerek, “şimdi getir bakalım” emrini bekleyecek.

**********

Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş, artık dayanamadı…. restini çekti. “Ben eğer Türk Milleti adına buradaysam, bu milletin hakkını hukukunu arama sorumluluğumu, ya AB uyum yasaları çerçevesinde mer’i kanunlarla yerine getiririm ya da alın atınızı si…….m tımarınızı” dedi.

Başsavcı Turan Çolakkadı da, 28858 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan değişikliğe sığınarak, savcısını olgun müdür edasıyla, idari tarzda suçladı. Bu çok önemli ha…. Hukuk çerçevesinde değil, idari çerçevede suçladı. Çünkü, Hukuk yönünden savunulacak yanı yok.
Bu sefer Başbakan, Ben hukuk adamıyım kanun adamı değilim diyerek kanunlara savaş açtı. Sanki o kanunların altında onun ve hükümetinin imzası yok(!) Sanki o kanunlar, Demokratik Hukuk Devletinde, üstelik AB’ye uyum çerçevesinde yürürlüğe girmemiş de, astığı astık, kestiği kestik milattan önceki tarihlerde ortaya çıkmışlar(!).

Ne ise ;

Allah razı olsun Türkiye Barolar Birliğinden de, adamlar ellerini çabuk tutup, bu değişikliğin hemen akabinde Danıştayda yürütmenin durdurulması davası açmışlardı. Bu sayede, Savcıyla, başsavcının birbirlerine kılıç çektiği günün ertesinde, yani bugün bereket versin Danıştay onuncu dairesi, aklını başına topladı 2013/8108 Esas nolu kararıyla, Davalı idarenin savunmasına da gerek görmeden, çok şükür bu değişikliği “yürütmenin durdurulması” kararıyla çöpe attı.

**********

Peki şimdi ne olacak?

Ne mi olacak?

Bu sorunun yanıtını müsaade ederseniz Bizim Diyarbakır’ın bir sözüne bırakalım.
Kürtçe değil ama Türkçe de değil… Ya bir tekerlemedir ya da Ermeniceden Türkçeye uyarlanmıştır (deniliyor):

“AR ÇİKE NAMUS ÇİKE, HA PIRNİ, HA PIRNİ…..”

Ne demek diye sormayın. Çünkü hiç bir Diyarbakırlı bilmez. Ama ne anlama geliyor derseniz herkes size, “Yani demektir ki, arsız bir adama siz ne kadar nasihat etseniz, ne kadar utandırsanız da, o arsızlığından vazgeçmez. Diyecektir. Şu hani, yüzüne şey yapsan yağmur yağıyor diye bir söz var ya, işte anlamı o…

Peki kimdir bu arsız,cahil utanmaz?….

.

Onu da size bırakıyorum. Çünkü zaten kıyameti yakındır artık……

Saygılarımla,

Bu makale 28 Aralık 2013 tarihinde Yerelce’de yayımlanmıştır!

***

Müslümanın Üstünlüğü ve 17 Aralık Vakası
Nereden kaynaklanmaktadır ?

munir_kebir2

© Münir Kebir

Dünya hayatında Cenab-ı Hak, Rahman sıfatıyla tüm insanlara karşı merhametli davranmıştır. Bu yüzdendir ki, her yeni doğan insan Müslümandır diyor, Kur’an .

Bu gerçekten hareketle; Müslümanın üstünlüğü iman noktasındadır. İman ise, Allahın birliğine, meleklerin varlığına, kitaplara, peygamberlere, Ahiret hayatına , Kadere, öldükten sonra tekrar dirileceğimizin ve hesap vereceğimizin gerçekliğine; dilimizle ikrar ve kalbimizle de bu ikrarımızı, kelimeyi şehadet getirerek kabul etmek demektir.

Allah birdir dedikten sonra, Cenab-ı hakkı, Kur’an-ı Kerimde geçen doksan dokuz sıfatlarla kabul edip, onun sıfatlarının bununla sınırlı olmayıp, daha bizim bilmediğimiz onun zatına mahsus sıfatlarının olduğunu kabul etmeliyiz. Böylece onu, “muhalefetün lil havadis olarak” adlandırılan, yani, Onun hiç bir beşere / yaratıklara benzemediği gibi, hiç bir beşerin / yaratıkların da, ona benzemeyeceğini kabul etmiş oluruz.

İşte Müslümanı diğerlerinden üstün kılan vasıf budur. İmanıdır, Amentüsüdür… Ne var ki bu vasıf, ahiret hayatında kendini gösterecektir. Ama dünya hayatında ise, Müslümanın vasfı ‘Salih Amel’ dediğimiz; insanlara, hayvanlara, doğaya ve hülasa tüm mevcudiyete karşı güzel fiiller ile herkese teklif edilen vasıftır.

Müslüman vizyonlu münafık, fasık insanın: En günahkâr Müslüman, en sıradan kâfirden kıyas kabul etmeyecek kadar üstündür,’ sözüne aldanmamalıyız.

Müslümanlar bu sözle; salih ameli by-pass yapıp,Yahudilerde olduğu gibi, dünya hayatında şövenist bir İslam anlayışını benimsiyorlarmış gibi bir havaya sokulmaktadırlar. Bu tür bir psikolojiye kaptırmamayız, kandırmamayız kendimizi…

Fethullah Gülen: “….(…)..zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki, ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadeyle amentüde ittifakımız vardır…(…)…Allah birdir, Peygamberler haktır, Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir…(….)…” diyor.

Pensilvanya’ya derhal tevbe ve istiğfarda bulunarak “tecdid-i iman” etmesi gerekir diye yardım elini uzatan müslümanlara karşı; FG’nin adliyesi, önce medyada yakinen tanıdığımız Cübbeli Ahmet Hoca adlı alim kişiyi, yüz kızartıcı ütopik iddialarla hapse attırmış ve daha sonra da, bugünkü 17 Aralık vakasını ülkemizde gerçekleştirmiştir.

Tabi, 17 Aralıkta ortaya çıkan yolsuzlukların üzerine gidilmesi zorunludur. Ama şunu da gözden kaçırmamak gereklidir. Dikkatleri salt hükümet üzerine çekerek, bu yolsuzluklar üzerinde yoğunlaşıp, bu mel’un hocanın; “..idareyi, adliyeyi, mülkiyeyi ve kısmen askeriyeyi…” kendi adamlarının eğemenliği altına almasından sonra, bununla da yetinmeyip, MİT teşkilatını da ele geçirme fırsatını bulamayıp, sömürü kaynağı olan dershanelerin kapatılmasına denk getirmesi, onun gerçek kimliğini gizlememelidir. Zira, Hükümetin – demokratik yoldan sandığa gittiğimizde – hesabını sormak imkanına sahibiz. Ama bu mel’un The Cemaati, yapılanmasının sinsiliği nedeniyle tasfiye etmek o kadar kolay değildir.

Allah (cc) tüm yurttaşlarımıza, dirayet ve feraset nasip ederek, bu mel’un insan ve ona adeta uluhiyet kazandıran post-modern haşhaşi cemaat üyelerini aramızdan çıkartmasını ve akibetlerini en kötü musibetlere düçar etmesini diliyorum.

Saygılarımla,

Bu makale 31 Ocak 2014 tarihinde Yerelce’de yayımlanmıştır!

Reklamlar