Rusya – İran – Irak – Suriye ekseninde Ankara’yı bekleyen tehlikeler!

Resmen telaffuz edilemese de, Türkiye’de bir süredir “federasyon” konusunun konuşulduğu ve bu konunun, Musul’un Misak-ı Milli sınırları içinde kalması ile de ilişkilendirilerek münhasıran Irak’ın kuzeyinin Türkiye’ye katılması şeklinde ele alındığı bilinmektedir. kurdistan Rusya’nın Suriye Kürtleri için öngördüğü ifade edilen federal çözüm ve özerklik formülü ile Türkiye’de Irak Kürtleri ile ilişkilendirilerek konuşulan federasyon konusu, bize göre örtüşmektedir. Türkiye için sorun, kendisinin Kürt kökenli vatandaşlarıdır. Türkiye’nin içinde bulunduğu politik, ekonomik ve askeri koşullar, İran’dan oldukça farklıdır. Türkiye’de toplumsal bir ufalanma ve güç kaybını yaşanmaktadır. Bu, İran’dan farklı olarak, Kürt ayrılıkçı hareketini Türkiye için ülke ve ulus bütünlüğünü hedef alan çok ciddi bir tehdide dönüştürmektedir. Peki İran, Saddam’a karşı kullandığı gibi, Kürtleri Türkiye’nin üzerine sürebilir mi? Rusya, Türkiye’yi kaybetme pahasına yeni Kürt oluşumlarını destekler mi?

***

GÜNCEL RUSYA İRAN İLİŞKİLERİ VE BUNUN TÜRKİYE AÇISINDAN ANLAMI
10 Aralık 2016

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

I. Bu çalışma, Mark N. Katz ’ın ve Nikolay Kozhanov ’un İran ile ilgili güncel değerlendirmelerinin [Russian–Iranian Relations: Recent Trends and Developments] + [Russian–Iranian Dialogue After 2012: Turning a New Page?]bir özeti niteliğinde olan ve ASCMER’in web sayfasında [Son Dönem Rusya-İran İlişkileri Üzerine]başlığı ile yayınlanan çalışmada ileri sürülen görüşlerin, Türkiye de dikkate alınmak suretiyle değerlendirilmesini konu edinmiştir. Bu nedenle, gerek bu çalışmanın, gerekse bir bütün olarak konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, her iki çalışmanın birlikte mütalaa edilmesi uygun ve yararlı olacaktır diye düşünülmektedir.

II. Rusya-İran ilişkilerindeki güncel yakınlığın, orta ve uzun vadede sürdürülebilir olmadığı; beklenmedik gelişmelere bağlı olarak, bunun kısa vadede de görülebileceği; özellikle İran’ın Rusya’ya yaklaşımının konjonktürel olduğu düşünülmektedir. Söz konusu iki analizi çıkış noktası alan bu düşüncenin arkasında yer alan bazı hususlar vardır.

a. Rusya ile İran’ın yakınlaşmaların önünde, her iki taraf için de, ciddi tarihsel, toplumsal ve dinsel engeller vardır. İran’daki rejimin dinsel karakteri, bunları yaşatmakla kalmamakta, engelleyici özelliğini beslemektedir. İran, Rusya’nın güney komşusudur. Çarlık ve Sovyetler dönemindeki ilişkilerden bugüne gelmiş izler, hatıralar vardır. İran’ı bölmeye yönelik Moskova destekli Mahabad Cumhuriyeti girişimi [Komarî Mehabad – Kürt Devleti]yaşanmıştır. Bunlar, Şii İranlıların Ruslar ile ilgili deneyimlerinin Sünni Araplara göre daha güçlü ve farklı olduğuna işaret eder. Yürürlükteki Anayasası, Tahran Yönetimine sadece İslam Dünyasının tamamı için değil, küresel politikanın tamamı için sorumluluk yüklemektedir. İran, kendisini sadece Şiilerin değil, Sünnileri de içeren İslam Dünyasının tamamının hamisi olarak görmektedir. Bunlar, Sünni Araplardan farklı olarak, Rus karşıtlığı nın gerçekte Şii İranlılarda daha derin ve ciddi olduğu anlamına gelmekte ve Sünni Arapların bugün Ruslar için kullandığı “yeni Haçlılar” ifadesinin Şii İranlıların gerçekte Ruslar için ne düşündüğünü anlamada bir ölçü olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.

Ancak Rusya-İran yakınlaşmasının önündeki tarihsel, toplumsal ve dinsel engeller sadece İran bakımından söz konusu değildir. Rusya tarafında da bu tür engeller vardır. Bu bağlamda özellikle şu dört husus u hatırlamak uygun olacaktır. Birincisi, Rusların çok konuşulan “sıcak denizlere inme” emeli ve İran’ın bu yol üzerinde olmasıdır. Rusların sıcak denizlere İran üzerinden inmesi demek, Basra Körfezi’ne açılması ve enerjideki konumunu güçlendirmesi demektir ki; İran, hep bunun önünde bir engel olarak gözükmüştür . İkincisi, Soğuk Savaş yıllarında, Şah döneminde, İran’ın “küçük Amerika” olarak nitelendirilmesidir. ABD, o yıllarda İran üzerinden Moskova’yı güneyinden baskı altına almıştır. Üçüncüsü, İran İslam Devriminden hemen önceki dönemde, Sovyetler Birliği Komünist Partisi ile yakın ilişki içinde olan Tudeh Partisi’nin [Hezb-e Tudeh-ye Irān]İran’da önünün bir şekilde kesilmiş olmasıdır. İran’ın siyasal yaşamında önde olan o çalkantılı yıllarda eğer “komünist” Tudeh Partisi İran’ın yönetimini ele geçirmiş olsaydı, kuvvetle muhtemel Sovyetler Birliği dağılmak bir yana bugün çok daha farklı bir konumda olacaktı; bu, engellenmiştir. Buradan, İran’ın Sovyetlerin dağılmasından sorumlu tutulduğu algısı çıkarılabilmektedir. Dördüncüsü de, Rusya’nın aynı zamanda Müslüman nüfusa sahip bir ülke olmasıdır. İran Anayasasının, Tahran Yönetimine, Dünya Müslümanlarının hamiliği sorumluluğunu yüklemesi ve Tahran Yönetiminin görev alanının bu suretle İran’ın sınırları dışına taşması, Rusya açısından sıkıntıdır ve Moskova’nın İran’a dikkatli ve mesafeli yaklaşmasına neden olmaktadır.

b. Rusya da, İran da enerji üreticisidir. Her iki ülkenin, sadece ekonomileri değil, politikaları ve güvenlikleri de büyük ölçüde enerjiye bağlıdır. Bu da, iki ülkeyi enerji konusunda karşı karşıya getirmektedir. Gerek Rusya’nın, gerekse İran’ın Suriye krizine ilişkin yaklaşımları, fazla konuşulmasa da enerji ağırlıklı bir yaklaşımdır. Görünürdeki yakınlıklarının da, daha çok enerji saiki ile biri birlerinin yaptıklarını yakından kontrol etme amaçlı olduğu değerlendirilmektedir. Rusya; Suriye krizine askeri açıdan angaje olmak ve bu suretle Suriye’deki varlığını ciddi şekilde artırmakla, hepsi enerji açısından son derece önemli coğrafyalar olan Süveyş Kanalı, Arap Yarımadası, Basra Körfezi, Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Hazar bölgeleri üzerindeki nüfuzunu güçlendirmiş, buralara müdahale etme imkan ve yeteneğini ciddi şekilde geliştirmiştir. İran ise; Irak ve Suriye üzerinden Doğu Akdeniz’e ulaşma peşindedir. Doğu Akdeniz’deki Lübnan Hizbullahı ile Arap Yarımadası’na doğuda Basra Körfezi ve güneyde Yemen üzerinden nüfuz etme çabası dikkate alındığında; İran’ın Orta Doğu’da enerji kaynaklarını ve enerji taşıma yollarını kontrol etmeyi amaçladığı açıkça görülebilmektedir. İran’ın, Rusya’nın Suriye’deki varlığının kendisinin İran-Irak-Suriye doğalgaz boru hattı projesini hayata geçirme ihtimalini zayıflattığını (zora soktuğunu) düşünmesi, hem tarafların Suriye’deki varlıklarının (güncel Suriye ilgilerinin) özellikle enerji ile de ilgili olduğuna, hem de taraflar arasında mevcut enerjideki rekabete işaret eder.

Bu bağlamda gözden kaçırılmaması gereken iki husus vardır. Birincisi, İran’ın sadece enerji konusunda ambargolu yıllardaki kayıplarını telafi etmeye çalışmadığı, bunu yaparken aynı zamanda enerjideki nüfuz alanını da genişletmek istediği ve İran’ın artık ambargolu yıllardaki İran olmadığıdır. Bugünkü İran, yaptırımlardan sıyrılmış, nükleer anlaşmayı imzalanmış ve ambargolu yılların koşullarında ürettiği çözümler üzerinden asimetrik mücadelede deneyim kazanmış, güçlenme yolunda ilerleyen İran’dır. İkincisi de, enerjide, İran’ın nüfuz alanını genişletmek istediği coğrafyanın, Rusya’nın ya nüfuz alanına dâhil olması ya da İran gibi Rusya’nın da nüfuz alanına dâhil etmek istediği coğrafya olmasıdır. Yani tarafların enerji bağlamında nüfuz alanlarına dâhil etmek istedikleri coğrafya, aynı coğrafyadır.

Hiç şüphesiz, enerji, Rusya için, Suriye krizine askeri açıdan müdahil olmasında rol oynayan etkenlerden sadece birisidir. Rusya’nın asıl hedefi, küresel politikada eski güçlü günlerine dönmektir. İran’ın güncel Suriye ilgisi ise, ağırlıklı olarak enerji ile alakalıdır. Böyle bakılınca, İran’ın Suriye krizine ilişkin angajmanın, Rusya’ya göre, konu ve sınır olarak daha dar tutulmuş olduğu sonucuna ulaşılmaktadır ki; bu, eğer İran’ın ciddi şekilde güçlenmekte olduğu da dikkate alınırsa, İran için ciddi bir avantaj demektir. Çünkü İran ilgi ve kaynaklarını konu ve sınır olarak dar tutulmuş bir alanda yoğunlaştırmış, yani ilgi ve kaynaklarını bölmemiş (parçalamamış) olmaktadır. Bu, Tahran’ın başarı şansını artıran bir durumdur. Onun içindir ki; Rusya ile İran’ın enerjide aynı coğrafyalara yönelmesi şu iki sonucu beraberinde getirmektedir. Birincisi, İran’ın Suriye’de Rusya’nın işini ciddi şekilde zorlaştırma (zora sokma) potansiyeli güçlüdür; ikincisi de, Rusya-İran yakınlığının bu potansiyeli ayrıca beslediğidir. Çünkü Rusya-İran yakınlığı, enerji bağlamında “gözüne kestirdiği” coğrafyada İran’a ayrıca güç vermektedir. Bu nedenle, Rusya da, adeta “bindiği dalı kesen” pozisyonuna düşmüş olmaktadır.

c. Rusya-İran ilişkilerini yakından etkilediği düşünülen bir diğer faktör de Çin’dir. Çin, Rusya için önemlidir. Bu önem, sadece ABD karşısında Rusya’nın Çin’in desteğine ihtiyaç duyması ile ilgili değildir. Çin, Rusya’nın ülke ve ulus bütünlüğünü koruması açısından son derece önemlidir. Rusya’nın Asya’daki büyük ülkesi, seyrek nüfusu ve içerdiği yer altı-üstü zenginlikleri nedeniyle, Çin’in potansiyel yayılma alanı olarak görülmektedir. Çin’e yakın durması, Rusya’nın bu endişesini hem kontrol etmesini hem de hafifletmesini sağlayacaktır. Ayrıca Çin’in Dünyanın en büyük enerji tüketicisi ve enerjide dışa bağımlı olduğunu da, yine bu noktada hatırlamak uygun olacaktır. Bu mülahazalardan yola çıkıldığında; Rusya’nın İran’ı yanından uzaklaştırması ve İran’ın bu nedenle Batıya yanaşması, Rusya ile Çin’i biri birine daha çok itecektir ki; bu, Rusya’nın Çin ile ilgili endişelerini kontrol altında tutmasına hizmet edecek bir durum olacaktır. İran’ın Avrupa ile olan ticari bağları ve yakınlığı ile, enerjide en önde gelen üreticilerden bir olduktan sonra enerji piyasasının kontrolüne ele geçirmeye yöneldiği anlaşılan ABD için İran’ın önemli bir ortak olması, bir taraftan İran’ın Rusya’dan uzaklaşmasını, diğer taraftan Rusya ile Çin’in yakınlaşmasını kolaylaştıracaktır diye değerlendirilmektedir. Rusya, böyle bir durumda, Çin’in en büyük tedarikçisi olacaktır. Rusya’nın ve Çin’in coğrafi konumları ile, Sovyetler döneminden kalan bölgedeki petrol ve doğalgaz boru hatları, güvenlik ve maliyet açısından avantaj sağlayacağı için, Rusya ile Çin arasındaki petrol ve doğalgaz alış-verişini kolaylaştıracaktır. Rusya’nın petrol ve doğalgazı eski Sovyet coğrafyasındaki mevcut enerji hatları üzerinden Çin’e ulaştırması; ayrıca, bu coğrafyadaki ülkeler nezdinde, hem Moskova’ya hem de Pekin’e politik ve güvenlik açılarından avantaj da sağlayabilecektir.

İran yanaşmak istese ve ambargolu yıllardaki ilişkileri buna zemin teşkil etse bile, Çin’in İran’ı yanına yaklaştırmada fazla istekli olmayacağı değerlendirilmektedir. Belki İran’ın enerji zenginliği Çin’e cazip gelebilir ama, ABD (Batı) karşıtı söyleminden vazgeçmemiş İran ile birlikteliğin Çin’e getireceği “yük” bu cazibeyi anlamlı olmaktan çıkaracaktır. İran’ın İslam Dünyasının geneli için duyduğu sorumluluk, Sincan-Uygur Özerk Bölgesindeki hassas durum nedeniyle, Pekin’in İran ile yakınlaşmada dikkate alacağı bir başka etken olacaktır. Çin’in “Yeni İpek Yolu Projesi” ya da “Bir yol Bir Kuşak Projesi”nde İran için öngörülen yerin, Rusya veya Pakistan tarafından pekâlâ doldurulması da mümkündür. Dolayısıyla Rusya’nın İran’dan uzaklaştığı bir tabloda, Çin-İran yakınlaşması da uzak bir ihtimal olarak gözükmektedir ki; bu durumda, ABD-İran yakınlaşması öne çıkmaktadır.

Eğer 1979’da ABD’nin İran’daki rejim değişikliğine yol verdiği, ABD’nin İran’ın karşısına Irak’ı çıkarması ile yaşanan 1980-1988 İran-Irak Savaşının İran’da rejimin yerleşmesine hizmet ettiği; bugün bakıldığında, ABD’nin 2003’te başlayan Irak işgalinin İran’ın işine geldiği, ABD’nin Irak’ta IŞİD karşısında İran ile birlikte hareket ettiği, yine ABD’nin İran’ın nükleer programına zımni meşruiyet kazandıran anlaşmanın imzalanmasının ve İran’a uygulanmakta olan yaptırımların kaldırılmasının önünü açtığı gibi bir dizi husus göz önüne alınır ise; görünenin aksine, ABD ile İran arasında örtülü (dolaylı) bir yakınlığın zaten var olduğu gibi bir sonuca ulaşılabilmektedir. Hatta bir taraftan ABD’nin Batıdan ve İsrail’den gelen itirazlara, diğer taraftan İran’ın içeriden gelen itirazlara rağmen, P5+1 görüşmelerini sürdürmeleri ve nükleer anlaşmayı imzalamaları, her iki tarafın gerçekte yakınlaşmak istedikleri gibi bir sonuca ulaşılmasına da imkân vermektedir. Bu noktada, İran’ın hala devam eden ABD karşıtı söylemleri, özellikle Ayetullah Hamaney’den gelen ABD karşı açıklamalar hatırlanabilir. Ancak ABD karşıtlığı, yaptırımların devam ettiği dönemde, İran için, ABD’nin rakipleri ile yakınlaşma ve Sünni İslam Dünyasını Tahran’ın etkisine açma işlevlerine yerine getirmiştir. Bugün gelmiş olduğu nokta nedeniyle, İran’ın artık “ABD karşıtlığı”na eskisi gibi ihtiyacı kalmamıştır. Ayetullah Hamaney’in söylemlerine bakarken de, kendisinin dini lideri olmanın yanında, gerçekte İran’ın siyasal lideri de olduğunu görmek gerekir. Ayetullah Hamaney; “büyük Şeytan” olarak nitelendirmesine rağmen, ABD’nin liderlik ettiği P5+1 görüşmelerini engellememiştir, bu görüşmelerin sonunda imzalanan anlaşmayı ret etmemiştir, bugün İran’ın Irak’ta ve Suriye’de ABD ile yakın “çalışması”na tepki vermemiştir, vermemektedir. Bunlar, Ayetullah Hamaney’in ABD karşıtı söyleminin ABD-İran yakınlaşmasının önünde bir engel olarak görülmesine manidir ve söz konusu söyleme çok yönlü bakmayı gerektirmektedir.

d. Rusya-İran ilişkileri bağlamında anlamlı bulunan bir diğer husus da, dikkatli bir bakış açısı ile fark edileceği üzere, İran’ın kimi yaklaşımlarının Rusya’yı rahatsız ettiği ve Rusya’nın gerçekte İran ile arasında mesafe koymak istediği yönündeki algıdır. Bu algıya yol açan hususlardan bir tanesi, İran’ın Rusya ile olan ilişkilerini askeri ittifak seviyesine çıkarma isteğidir. Bu konuda farklı birçok şey söylenebilir. Ancak Rusya, İran’ın bu isteğine karşılık vermek isteseydi, İran’ın Hamedan Hava Üssünün Rusya tarafından kullanımı, bunun için iyi bir başlangıç olabilirdi. Rusya’nın güneydeki kendi hava üslerine göre İran’ın Hamedan Hava Üssü Suriye’ye daha yakındır ve bu yakınlık Moskova için bir avantajdır. Üstelik Rusya için bu avantaj, sadece Suriye ile sınırlı da olmayacaktı. Ancak gerek bu üssün sadece bir hafta süreyle kullanılması, gerekse Doğu Akdeniz’e sevk edilen Amiral Kuznetsov uçak gemisi, Rusya’nın İran’a bakışını yansıtan çok somut ve güncel bir işaret olmuştur. Rusya, İran’ın Hamedan Hava Üssünü kullanmak yerine, uçak gemisini bölgeye sevk ederek Suriye’deki uçuşlarını bu suretle kolaylaştırmayı tercih etmiş, bunu daha uygun bulmuştur. Bir diğer husus, İran’ın Rusya ile ittifak kurma isteğinin, İran’ın kendisini Rusya ile aynı kategoride gördüğü gibi bir algıya yol açmasıdır ki; bunun, içten içe Rusya’da ciddi rahatsızlık konusu olduğu düşünülmektedir. Eğer Rusya’nın askeri açıdan Suriye krizine angaje olmasından önceki dönemde, İran’ın açık desteğine rağmen Esad’ın sürekli toprak kaybettiği ve Rusya’nın Suriye’deki varlığı ile birlikte Esad’ın önce toprak kaybını durdurduğu, sonra da kaybettiği toprakları geri almaya başladığı hatırlanır ise; hem İran’ın gücü, hem de İran’ın ittifak kurma isteğinden Rusya’nın niçin rahatsızlık duyabileceği daha iyi anlaşılacaktır. Onun içindir ki, İran’ın Rusya ile ittifak kurması; Rusya’yı zayıf ve güçsüz gösterme, Suriye krizi üzerinden yükselmiş itibarını gölgeleme ve Rusya’yı İran’ın seviyesine (aşağıya) çekme potansiyelini içerdiği varsayılmakta ve İran’ın bu isteğinin Rusya’yı içten içe ciddi şekilde rahatsız ettiği düşünülmektedir. Rusya için bir başka rahatsızlık konusu da, yaptırımlar devam ederken Rusya ile iş yapmaya istekli olan ve bu isteğini ham petrol karşılığında ülkesini Rus mallarına ve yatırımlarına açmasını öngören “takas anlaşması” ile dışa vurmuş bulunan İran’ın, yaptırımların kalkacağının anlaşılmasından ve kalkmasından sonra Rusya ile iş yapmada fazla istekli olmamasıdır. Hem İranlı işadamlarının geleneksel olarak Avrupa ile çalışmayı tercih ettikleri ifade edilmiş, hem de taraflar arasındaki dış ticaret hacmi ciddi şekilde gerilemeye başlamıştır. 2010 yılında, Rusya’nın İran’a ihracatı 3.380 milyar dolar ve İran’dan ithalatı 272 milyon dolar seviyesinde iken; 2015 yılında, aynı rakamlar, aynı sırayla 1.019 miyar dolar ve 260 milyon dolar seviyesine inmiştir. Yani geçen süre içerisinde Rusya’nın İran’a ihracatı 2/3 oranında azalmış; ithalatı da gerilemiş olmakla beraber, bu gerileme ihracatındaki gerileme kadar büyük ve dikkat çekici olmamıştır. Ve İran’dan gelen söylemler, hem taraflar arasındaki ticaretin belli kalemler ile sınırlı kalacağına, hem de savunma malzemesi alanında Batıya yönelme imkânının doğmasından çıkarılabileceği üzere bu belli kalemlerde de küçülme olacağına işaret etmiştir.

e. İran’ın bugün geldiği nokta, Tahran’ı Rusya’nın kendisinin nüfuz alanı olarak gördüğü eski Sovyetler Birliği coğrafyasında Moskova’nın karşısına çıkarmaktadır. İran’ın sadece Şiileri değil Sünni İslam Dünyasını da sahiplenmeye çalışması, salt dinsel gereklerle açıklanamaz. Tahran, dinsel zemini, İran’ın nüfuz alanını genişletmek, yayılmak için kullanılmaktadır. Bu noktada şu iki hususu iyi hatırlamak gerekir. Birincisi, İran Anayasasının Tahran Yönetimine yüklediği ülke sınırlarının dışına taşan sorumluluktur. İkincisi de, 1979’dan bu yana İran’ın uluslararası terörizm ile olan bağı, Arap Baharı ile birlikte -İran’ın etkisinde- bulundukları ülkelerde ayaklanan Şii azınlığın eylemleri, Şii milislerin Irak’ta ve Suriye’de yaptıkları, İran’ın Batının terörist diye nitelendirdiği Sünni örgütlere yaptığı yardımlar, verdiği destektir. Bu tablo, militan İslami aşırıcılık ile Tahran arasında bağ kurulmasına imkân vermektedir. Rusya, 15 milyon büyüklüğünde Müslüman nüfusa sahip bir ülkedir. Bu, Rusya’nın, militan İslami aşırıcılığı, ülke ve ulus bütünlüğünü hedef alan çok ciddi bir tehdit olarak görmesine neden olmaktadır. Bugün geldiği nokta itibarıyla İran’ın güçlenmiş gözükmesi, doğal olarak Rusya’nın algıladığı militan İslami aşırıcılık tehdidini güçlendirmiştir, güçlendirecektir. Bu noktada, Rusya’nın Suriye’de ve IŞİD karşısında İran ile birlikte hareket etmesi, aralarındaki yakınlık, hatırlanabilir. Ancak Rusya ile İran arasındaki bu yakınlık, hem sınırlıdır, hem de anlamlı bulunmamaktadır. Çünkü militan İslami aşırıcılık konusunda gerçekten çok ciddi bir endişeye sahip olan Rusya; bu sayede, İran’ın kendi ülkesinden, Irak’tan ve Afganistan’dan Suriye’ye taşıdığı Şii milisleri ve bunların Tahran ile bağlarını yakından görebilmektedir.

f. İran’ın bugün geldiği nokta ve izlediği dış politika üzerinden dışa vurduğu “bölgesel güç” olma arzusu, Rusya için oldukça önemlidir. Çünkü İran, Rusya’nın kendi ilgi ve çıkar alanı içinde gördüğü bölgede öne çıkmakta ve güçlenmektedir. İran’ın bir parçası olduğu bölgeyi kendisinin doğal nüfuzu alanı olarak görmesi ve nüfuzunu güçlendirme içinde olması, Rusya’nın bölgeye ilişkin çıkarları için tehdit demektir ve Rusya ile İran’ın karşı karşıya gelme riskine işaret etmektedir.

III. Rusya-İran yakınlaşmasının Moskova-Ankara ilişkilerini yakından etkileyen (etkileyecek) bir faktör olduğuna şüphe yoktur. Her şeyden önce, Rusya da, İran da Türkiye’nin komşularıdır. Rusya, Karadeniz üzerinden; İran da, doğudan ve güneyde Irak ve Suriye üzerinden Türkiye’ye komşudur. Üstelik Türkiye’nin Rusya ve İran ile olan komşuluğu, tarihsel bir derinliğe de sahiptir. Türk toplumunda, bu tarihsel derinliğin etkisinde ortaya çıkmış, Rusya ve İran algıları vardır. Bu temel zemin, Türkiye’nin Rusya-İran yakınlaşmasına bakışını etkilemektedir, etkileyecektir. Ancak Rusya-İran yakınlaşmasına bakmada bu temel zemin önemli olmakla birlikte, güncel durum/koşullar da önemlidir. Bu, konuya daha isabetle ve uzun soluklu olarak yaklaşma imkânı sunacaktır ve bu çalışmada özellikle güncel durum/koşullar üzerinde durulmuştur.

a. Türkiye, son 15 yılda dinsel kimliğini dış politikada giderek daha çok öne çıkaran bir ülke görüntüsü vermiştir. Dış politikasında ve uluslararası ilişkilerinde Sünni İslam kimliği daha çok görülür olmaya başlamıştır. Bu, Türkiye’nin Sünni Arap ülkeleri ile oldukça yakın olduğu, Orta Doğu’ya özellikle Sünni İslam kimliği ile daha çok angaje olduğu ve bu angaje oluş biçimi nedeniyle İran ile doğrudan ve dolaylı olarak (Irak ve Suriye üzerinden) karşı karşıya gelmeye başladığı bir tabloya yol açmıştır. Bu tablo, Suriye krizine angaje olmasında, Irak’ta askeri varlık bulundurmasında, Katar’da askeri üsse sahip olmasında ve deniz haydutluğu ile mücadele bağlamında Orta Doğu sularında savaş gemisi bulundurmasında ifadesini bulduğu üzere, Türkiye’nin yine dinsel temelli bir görüntü ile bölgedeki nüfuzunu güçlendirme ve yayma (genişletme) isteğine de işaret etmiştir. Bir taraftan bunlar olurken, diğer taraftan da Türkiye’nin ABD, NATO ve AB ile (bir bütün olarak Batı ile) olan ilişkileri giderek bozulmaya ve sorunlu olmaya başlamıştır.

b. İran’ın P5+1 ülkeleri ile imzaladığı nükleer anlaşma ve yaptırımların kalkması; enerji zenginliğinin de etkisinde, bu ülkeyi güçlenme, nüfuz alanını genişletme ve “bölgesel güç” olma sürecine sokmuştur ki; bunun Türkiye açısından anlamlı, bölgesel dengelerin İran lehine değişmesi ve İran ile sıkça karşı karşıya gelme ihtimalinin artmış olmasıdır. İslam içi çatışma/rekabet dikkate alındığında, Türkiye Sünni İslam kimliğine sahip iken İran’ın Şii İslam kimliğine sahip olması, Türkiye-İran ilişkilerinin giderek sıkıntılı olacağına, zorlaşacağına işaret etmektedir. Türkiye-İran ilişkilerindeki bu durum, bugünden Irak’ta ve Suriye’de çok net olarak görülebilmektedir.

c. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler, “uçak krizi” ile bozulmuş ve sonra tekrar düzelme yoluna girmiş gibi gözükse de, bize göre hala eski yakınlığından uzak gözükmektedir ve bu görüntünün Türkiye için bir tedirginliği içerdiği düşünülmektedir. Yeniden süper güç olarak görülmeye başladığı bir sırada savaş uçağının Türkiye tarafından düşürülmesinin imaj ve itibar olarak Rusya’ya verdiği zararın nasıl ve ne zaman telafi edilmiş sayılacağı ya da kabul edileceği, bize göre hala belirsizliğini korumaktadır. Türkiye’nin ABD ve NATO ile ciddi sorunlar yaşarken, Ukrayna krizi ve Kırım konusunda Rusya’yı karşısına alan, Batıdan yana bir tavır sergilemeye devam etmesi, yine bize göre bu belirsizliği, dolayısıyla tedirginliği ayrıca beslemektedir.

Bu noktada, 1991’i izleyen yıllarda etnik temelli olarak, 2003 yılından sonra ise dinsel temelli olarak kendisini gösteren Türkiye’nin eski Sovyet coğrafyasına (özellikle Kafkasya’ya ve Orta Asya’ya) olan ilgisi, Ankara-Moskova ilişkilerini etkileme potansiyelini içeren bir başka faktördür. Ancak İran’ın dinsel rejimi ile karşılaştırıldığında, laik-Batı tipi bir rejime sahip olduğu için Türkiye ile ilgili bu faktörün, Moskova’nın Ankara ile olan ilişkilerini, Moskova’nın Tahran ile olan ilişkilerini etkilediği derecede etkilemeyeceğini, Rusya’yı tedirgin etmeyeceğini ileri sürmek mümkündür. Bununla beraber, mevcut süreçte Ankara-Moskova ilişkilerine bakarken, Kasım 2015’de, Türkiye’nin bir Rus savaş uçağını düşürmesi sonrasında Rusya Devlet Başkanı Putin’den gelen “teröristlerin suç ortakları tarafından sırtımızdan bıçaklandık” ifadesini görmek uygun olacaktır. [Rusya’yla uçak krizi!] Bu ifade, yenidir; üzerinden yıllar geçmiş değildir. Bu nedenle, mevcut süreçte, hem Moskova’nın Ankara’ya temkinli yaklaşmaya devam edeceğini, hem de Türkiye’nin Moskova ile ilgili tedirginliğinin içten içe süreceğini ileri sürmek mümkündür.

d. Türkiye’nin İran ve Rusya ile olan ilişkileri, bu çalışmanın konusu itibarıyla ve genel olarak yukarıda belirtildiği mecrada iken, dozu/niteliği nasıl olursa olsun, Rusya-İran yakınlaşması Türkiye’yi çok yönlü etkileyecektir, etkilemektedir. Rusya’nın Suriye krizine angaje olması ve Suriye’de Beşar Esad’a ve İran’a müzahir bir politika izliyor olması; bir taraftan Türkiye’nin Suriye konusunda izlediği politikayı sekteye uğratmış, diğer taraftan Türkiye karşısında İran’a güç vermiştir. Yani Türkiye iki açıdan zarar görmüştür. Daha önce ihtiyaç hâsıl olduğunda Suriye’nin ülkesine girmekte kendisini rahat hisseden Türkiye’nin bu imkânı, Rusya nedeniyle kısıtlanmıştır. İran, Rusya Suriye krizine askeri açıdan angaje olana kadar, Suriye’de başarılı olamamıştır, Şam Yönetimi sürekli gerilemiş ve toprak kaybetmiştir. Bu, Ankara’nın Suriye politikası ile uyumlu bir tablodur. Rusya’nın Suriye’de devreye girmesi, bu tabloyu tersine çevirmiştir ki; bu da, Ankara’nın Suriye politikasında başarısızlık, değişim ve çark ediş anlamına gelmiştir.

Ancak burada şunu da görmek gerekir; Rusya’nın Suriye’de devreye girmesi, Beşar Esad’ı güçlendirmiş, Şam Yönetimi kaybettiği toprakları geri almaya başlamış ve bu Ankara’nın aleyhine bir görüntüye yol açmış olmakla birlikte, Türkiye’nin Rusya sayesinde Azez-Cerablus hattında (90 km. genişliğinde, 30 km. derinliğinde) bir güvenli bölge oluşturmasına da imkân ve fırsat vermiştir. Türkiye, Suriye krizinin başından itibaren güvenli bölge oluşturulmasında ısrar etmiş olmasına rağmen, başta ABD olmak üzere Batılı (ve bölgesel) müttefikleri bu konuda Türkiye’ye duymazdan gelmişlerdir. Rusya, bunu duymuş ve önünü açmıştır. Bu, Rusya’nın, Suriye’de İran ile yakın bir görüntü vermesinin Ankara üzerinde doğurduğu olumsuz etkinin farkında olduğunu, dikkate aldığını ve bu olumsuz etkiyi güvenli bölge oluşumunun önünü açmak suretiyle dengelediği anlamına gelmektedir. Yani Türkiye açısından, Rusya’nın Suriye’deki varlığının eksileri olduğu kadar artıları da vardır. Eğer Suriye’deki görüntünün aksine, yukarıda ifade edildiği üzere, Rusya’nın Suriye’de gerçekte İran ile karşı karşıya bulunduğu ve Rusya’nın İran ile yakınlaşmayı öngörmediği çıkış noktası alınır ve bu görüşe iştirak edilir ise; bundan, Türkiye’nin Irak’ta ve Suriye’de giderek artan İran varlığından kaynaklanan endişelerini aşağıya çekmede Rusya’dan yararlanabileceği sonucunu çıkarmak mümkündür. Ancak bunun için, Türkiye’nin, önce durup kendisini gözden geçirmesine ve öz eleştiriye tabi tutmasına, sonra da Moskova’nın Ankara ile ilgili tereddütlerini gidermesine, güven konusundaki istikrarsızlık algısını ortadan kaldırmasına ihtiyaç vardır.

e. Bu noktada akla gelen önemli bir başka husus da; Suriye’deki Rusya-İran yakın görüntüsünün giderek bozulması ve bu bozulmayla eş zamanlı olarak tersi yönde ABD-İran yakınlaşmasının giderek kendisini belli etmesi ihtimalidir. Bu ihtimal zayıf görülmemektedir. Ankara’nın ABD, NATO ve AB ile olan güncel ilişkilerinin durumu dikkate alındığında; söz konusu ihtimal, Türkiye ile Rusya’yı biri birine itici bir etkiye yol açacaktır ki; Türkiye’nin bunu görüp her açıdan buna hazırlıklı olması da gerekir.

f. Rusya’nın Suriye’deki varlığı ve İran ile yakın bir görüntü vermesi, tıpkı Türkiye gibi, İsrail’in de hareket serbestisini kısıtlamış ve İsrail tarafında endişeye yol açmıştır. Türkiye gibi, İsrail de, daha önce ihtiyaç duyduğunda “bir şekilde” Suriye’nin ülkesine girebiliyorken, Rusya’nın askeri açıdan Suriye krizine angaje olması ile birlikte, hem bu avantajını önemli ölçüde kaybetmiştir, hem de Suriye konusunda Rusya’ya bağımlı hale gelmiştir. Ancak Rusya’nın Suriye’deki varlığı, nasıl Türkiye’nin Azez-Cerablus hattında güvenli bölge oluşturmasına hizmet etmişse, İsrail için de Hizbullah’ın İsrail’e zarar verici eylemlerini kısıtlamıştır, bunları da görmek gerekir. Bunun, Orta Doğu’da değişen koşullara bağlı olarak ortaya çıkabilecek muhtemel yeni gruplaşmalar ve yapılanmalar bağlamında anlamlı olduğu düşünülmektedir.

g. Akla gelen bir başka husus; bu çalışmanın içeriğinden hareket edildiğinde, yani Rusya’nın İran ile yakınlaşmayı öngörmediği ve bunun İran-ABD yakınlaşması ile Rusya-Çin yakınlaşmasını beraberinde getirebileceği çıkış noktası alındığında, Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’ne “üye” olarak kabul edilme ihtimalinin İran’a göre daha yüksek olduğu kabul edilmektedir.

h. Rusya-İran yakınlaşmasına Türkiye açısından yaklaşılırken kendisini belli eden faktörlerden biri de Kürtlerdir. Rusya’nın Suriye Kürtlerinin federal bir çatı altında ileri özerkliğe sahip olmasından yana olduğu, İran’ın ise (Türkiye ile birlikte) buna karşı çıktığı ileri sürülmüştür. Orta Doğu’da Kürtler konusuna bakarken, Batının (özellikle ABD’nin) Kürtler ile olan bağlarını da dikkate almak gerekir.

Kürtler konusuna eğilirken, çalışmada daha önce belirtilmiş olan bazı hususların hatırlanması uygun olacaktır. Her şeyden önce İran’ın Kürtler konusunda Rusya ile aynı düşünmediği doğru bir tespit olmakla birlikte; hızla güçlenmeye başlaması ve rejiminin baskıcı niteliği nedeniyle, İran’ın kendi ülkesindeki Kürtler nedeniyle ciddi bir bölünme/parçalanma endişesi taşımadığı, aksi yönde Tahran’ın İran Kürtlerini bölgedeki nüfuzunu güçlendirmede ve yaymada bir araç olarak kullanacağı değerlendirilmektedir. Eğer Şah döneminde İran’ın Irak Kürtlerini Bağdat’a karşı kullandığı ve İran-Irak Savaşı sırasında Irak Kürtlerinin İran’ın yanında Bağdat’a karşı savaştığı hatırlanır ise; Tahran’ın Kürtleri kullanma konusunda ciddi bir deneyime sahibi olduğu görülecektir ki; İran’ın güçlenmekte olması, bu deneyimini daha iyi değerlendirmesine imkân verecektir. Bu, Rusya’nın İran ile yakın olmayı öngörmediği ve bu nedenle İran’ın ABD ile yakınlaşabileceği bir tabloda; Kürtleri, İran-ABD yakınlaşmasının önünde bir engel olmaktan çıkarmaktadır.

Resmen telaffuz edilemese de, Türkiye’de bir süredir “federasyon” konusunun konuşulduğu ve bu konunun, Musul’un Misak-ı Milli sınırları içinde kalması ile de ilişkilendirilerek münhasıran Irak’ın kuzeyinin Türkiye’ye katılması şeklinde ele alındığı bilinmektedir. Rusya’nın Suriye Kürtleri için öngördüğü ifade edilen federal çözüm ve özerklik formülü ile Türkiye’de Irak Kürtleri ile ilişkilendirilerek konuşulan federasyon konusu, bize göre örtüşmektedir. Türkiye için sorun, kendisinin Kürt kökenli vatandaşlarıdır. Türkiye’nin içinde bulunduğu politik, ekonomik ve askeri koşullar, İran’dan oldukça farklıdır. Türkiye’de toplumsal bir ufalanma ve güç kaybını yaşanmaktadır. Bu, İran’dan farklı olarak, Kürt ayrılıkçı hareketini Türkiye için ülke ve ulus bütünlüğünü hedef alan çok ciddi bir tehdide dönüştürmektedir.

İran, kendisinden “emin” gözüktüğü için, Türkiye’ye yönelik olarak Kürt konusuna eğilmekte kendisini rahat hissedecektir. PKK terör örgütünün bir dönem, İran’dan ciddi destek aldığı, İran’ın teröristlere barınma imkânı sağladığı ve sağlık yardımı yaptığı bilinmektedir. İran’ın Irak Kürtlerini Bağdat’a karşı nasıl kullandığına da yukarıda değinilmişti. İran, Kürtler ile ilgili bu potansiyelini Ankara’ya yönelik olarak her zaman harekete geçirebilir. Eğer Ankara-Washington ve Ankara-Tahran ilişkileri ile Washington’un Kürt hareketi ile olan bağı dikkate alınırsa; İran’ın Rusya’dan uzaklaşıp ABD ile yakınlaştığı tabloda, İran’ın bu potansiyeli, Türkiye için çok ciddi bir endişe kaynağı olacaktır. Burada üzerinde durulması gereken husus, Moskova’nın, Kürtler nedeniyle böyle ağır bir endişeye sahip olabilecek Türkiye ile yakınlaşmaya istekli olup olmayacağıdır. Tabiatıyla Moskova buna bakarken, İran’ın ABD ile birlikte Kürt kartını kullanmasının Rusya’nın bölgedeki varlığını ve çıkarlarını nasıl etkileyeceğini de hesaba katmak durumunda olacaktır.

i. Yaptırımların kalkma sürecine girmesinden ve kalkmasından sonra Rusya ile İran arasındaki dış ticaret hacminde ciddi bir düşüş görülmesi nedeniyle, Moskova, bu düşüş ile ortaya çıkan kayıplarını Türkiye üzerinden karşılamaya yönelebilir.

IV. Sonuç olarak; Suriye’deki tablodan hareketle, Rusya ile İran arasında yeni bir sayfanın açıldığını ya da açılmakta olduğunu ileri sürmek gerçekçi gelmemektedir. Çünkü Rusya’nın İran ile yakınlaşması, görünen çıkarları ile uyumlu değildir. Suriye’de görülen Rusya-İran yakınlığı, tarafların farklı nedenlerle Beşar Esad’a yüklediği işlevden kaynaklanan konjonktürel bir yakınlıktır. Rusya’nın Suriye’de İran ile yakın bir görüntü verirken, aynı zamanda Türkiye ile yakın bir görüntü vermesi, Rusya için sürdürülmesi oldukça zor bir durumdur. Bölgeye ilişkin mevcut koşullar ve öngörüler, küresel tablo, Türkiye için iyi şeyler söylememektedir. Sünni Arap ülkelerinin duruşlarında bir değişim görülmektedir, bu konuda işaretler mevcuttur. Türkiye için, dış politikada daha yalnız kalma ve ülke içindeki mevcut tablo nedeniyle bu yalnızlığın ciddi bir riske dönüşme ihtimalinin olduğu değerlendirilmektedir. Rusya ile “onurlu” yakınlaşma, bir çıkış noktası olabilir. Ancak bunun olabilmesi de, her şeyden çok Ankara’nın bunu istemesine ve bunu eylemli olarak belli etmesine bağlıdır.

*

ascmer

Reklamlar