… ve Muhtemel Yansımaları!

game

***

SON DÖNEM RUSYA İRAN İLİŞKİLERİ ÜZERİNE
9 Aralık 2016

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

I. Rusya-İran ilişkileri, 2012’den günümüze doğru ciddi bir geçirmiştir. Rusya ve İran, önceki on yılın aksine, 2012 yılından itibaren, ikili diyalog için sağlam zeminler üretmeyi amaçlamışlardır. Bu amaç, Moskova’nın Tahran ile olan ilişkilerinde ciddi bir yoğunluğa neden olmuştur. Ancak taraflar hangi alanlarda ekonomik işbirliğinin mümkün ve hangi alanlarda siyasal işbirliğinin etkili olabileceğini belirleme isteğine sahip olmalarına rağmen; karşılıklı çabalar henüz görüşmelerin ötesine geçebilmiş değildir.

Putin’in Mayıs 2012’de Kremlin’e dönmesi, Rusya Devlet Başkanlığı makamına yeniden oturması, Rusya-İran ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuş; Medvedev döneminde gerileyen Rusya-İran ilişkileri, gelişmeye başlamıştır. Putin, Devlet Başkanı olmasından birkaç ay sonra, Temmuz 2012’de, İran’ın o zamanki Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejad ile bir araya gelmiş ve iki ülkeyi ve bölgeyi ilgilendiren konuların ele alındığı bu görüşme yapmış, bu görüşmede Rusya’nın İran ile ilişkilerini geliştirmek istediğini İranlı mevkidaşına açıkça ifade etmiştir. Bu görüşmede, ikili ticaret ve yatırım hacmindeki düşüş, nükleer ve enerji (petrol-doğalgaz) konularında işbirliği, Rusya’nın İran’a askeri teçhizat/malzeme ihracı konuları ele alınmıştır. Bu görüşme sonrasında Rusya ile İran arasındaki diyalog birdenbire artmıştır. Moskova ve Tahran, Suriye’deki çabalarını aktif olarak koordine etmeye başlamışlardır. Rusya, bu görüşmeden sonra, Afganistan’daki, Irak’taki ve Suriye’deki durumun ele alındığı uluslararası görüşmelere İran’ın da dâhil edilmesini savunmaya başlamıştır. Eylül 2014’de, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Orta Doğu’daki dinsel aşırıcılık ile mücadelede, İran’a Rusya’nın “doğal müttefiki” olma çağrısında bulunmuştur. Rusya’nın bu hamleleri, Moskova’nın İran’a “güney komşusu” olmanın ilerisinde bir yer ve değer verdiği algısına yol açmıştır.

Rusya, İran’a yönelik yaptırımlar devam ederken, nükleer konusunda İran ile Batı arasında etkili bir diyalog zemini oluşturulması için oldukça aktif bir şekilde çalışmıştır. 2012 yılında, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov tarafından önerilen “Ortak Kapsamlı Eylem Planı” [Joint Comprehensive Plan of Actions-JCPOA], İran ve P5+1 ülkeleri tarafından kabul edilmiş ve bu, İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması sürecini başlatmıştır. Rusya; İran ile yapılacak nükleer anlaşmanın, [i] Sovyetlerin dağılması ile ortaya çıkan boşlukta, İran’ın yeni bir “sıcak nokta” olmasını, “bölgesel” bir güç olarak ortaya çıkmasını önleyeceğini düşünmüş; [ii] İran’ın uluslararası sisteme kısmen entegrasyonunu sağlayacağını ve bunun, Moskova’nın “kutsal olmayan” ittifaklar içine girmekle suçlanmadan bölgesel konularda İran ile daha aktif bir işbirliğine gitmesinin önünü açacağını ümit etmiş; [iii] Moskova’nın İran ile ekonomik ilişkilerini engelleyen yaptırımları ortadan kaldıracağını ummuştur.

İran’a yönelik yaptırımlar, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önünde ciddi bir engel olmuştur. Ancak Rusya’nın önerdiği JCPOA’ın 2012’de kabulünden önceki sekiz yıl içinde, yaptırımlar nedeniyle Avrupalı şirketler çekilmiş olmasına rağmen, Rus şirketleri İran’da önemli işler alamamıştır, yapamamıştır. Rusya’nın İran’daki yatırımları 2006’dan sonraki dönemde fazla etkileyici olmamış, 50 milyon doların altında kalmıştır. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2011 yılından itibaren, her yıl % 30’dan fazla düşüş göstermiş ve 2014 yılında 1.7 milyar dolar seviyesini bulmuştur. Uzmanlara göre, bu düşüşün nedeni, İran’a uygulanan yaptırımlar nedeniyle, Rus şirketlerin İran ile iş yapmaktan kaçınmalarıdır. Yaptırımların kalkması, hem Rus şirketlerine İran ekonomisine daha iyi erişim imkânı sağlayacaktır, hem de Tahran’ın gerekli finansal işlemleri yapmasına imkan vermek suretiyle Rusya ile İran’ın nükleer konularda işbirliği yapmasında kilit önemde bir rol oynayacaktır, buna imkan verecektir. Çünkü Buşehr kentindeki nükleer güç santralinin ilk ünitesinin inşasının ertelenme nedenlerinden biri de, İran’ın Rusya’ya ödemeleri zamanında yapamaması idi ve şu anda Rusya ile İran arasında, Buşehr’deki nükleer güç santralinin ikinci ve üçüncü ünitelerinin inşası konusunda yapılmış bir sözleşme mevcuttur. Diğer taraftan, yaptırımların kalkması nedeniyle, Rusya; İran’da inşa edeceği nükleer reaktör üniteleri için ihtiyaç duyacağı, içeride üretilemeyen, teçhizatı ve yedek parçayı uluslararası pazardan alabilme imkânına da kavuşmuştur. Ancak bu noktada şunu da görmek gerekir: yaptırımların kalkması nedeniyle petrol ve doğalgaz alanında Batılı şirketlerin İran’a dönmesi, İran ile iş yapmaya başlaması; İran’ın, günde 500 bin varil ham petrol verip karşılığında Rus yatırımı ve malları alması şeklinde işleyen takas anlaşmasına olan ilgisini azaltacaktır. Bununla beraber, yaptırımlar nedeniyle İran ile işbirliğini sınırlandırmak zorunda kalmış Lukoil ve Gazprom gibi Rus enerji devleri, yaptırımların sona ermesiyle, İran’a dönecek ve İran petrolü ile ticaret yapacaklardır. Nitekim bazı kaynaklar, Lukoil’in İran’ın petrol sektöründeki yatırım fırsatları konusunda İranlı yetkililer ile görüşmelerde bulunduğunu belirtmiştir.

Bir başka önemli husus, Rusya’nın önerdiği JCPOA’ın kabulünün, Rus şirketlerine, kademeli olarak İran silah pazarını açacağıdır. İran’ın uzun süredir beklediği S-300 füze savunma sisteminin Nisan 2016’da İran’a verilmesi; hem İran, hem de uluslararası toplum tarafından, Rusya’nın savunma malzemesi alanında İran ile işbirliği yapmaya ciddi şekilde istekli olduğunun işareti olarak görülmüştür. İran da, 1990’lı yıllarda Rusya’dan satın alınmış savunma malzemesinin bakımı ve onarımı bağlamında Rusya’nın savunma sektörü ile ilgilenmektedir. İran; bu suretle, elinde bulunan 126 adet T-72 [УРАЛ]ana muharebe tankının, 413 adet [BMP-2] modeli zırhlı personel taşıyıcısının, 33 adet Mi-171 helikopterinin [The Mil – Mi-171], 6 adet Su-25UBTK savaş uçağının, [Sukhoi Su-25] 3 adet dizel denizaltının ve 29 adet Tor M-1 [Tor missile system] kısa menzilli füze sisteminin bakımlarını ve onarımlarını yapma/yaptırma imkânına kavuşacaktır. İranlı yetkililerin, ayrıca hava savunma sistemlerinin, radyo-elektronik harp kapasitelerinin ve deniz güçlerinin geliştirilmesinde de Rusya’nın yardımını isteyebilecekleri belirtilmiştir. Rusya Savunma Bakanı Sergey Shoygu’nun 19-21 Ocak 2015 tarihlerinde İran’a yaptığı ziyaret sırasında imzalanan anlaşma, savunma malzemesi alanında Rusya’nın İran’a dönüşü için gerekli olan zemini yaratmıştır.

İran, Rusya için önemlidir. Her şeyden önce, coğrafi yakınlık, iki ülkenin geleneksel olarak bir araya gelmesinden önemli bir rol oynamaktadır. İran’ın jeostratejik konumu, kendisine, Hazar Denizi bölgesi, Kafkaslar, Orta Asya ve Orta Doğu’daki durumu etkilemesine izin vermekte, buralara nüfuz etme imkânı sunmaktadır. Bu gerçek, Rusya’yı; Dağlık Karabağ’daki çatışma, Irak ve Afganistan’daki durumlar, Tacikistan’ın istikrarı, Güney Kafkasya’daki NATO faaliyetleri, Gürcistan’ın ve Azerbaycan’ın NATO ile işbirliği, Orta Doğu ve Orta Asya’da bölgesel olmayan güçlerin varlığı, Hazar geçişi boru hatlarının inşası, Kafkasya’daki istikrarsızlık gibi çok sayıda dış politika konusunu İran ile görüşmeye zorlamaktadır. Bu konuların nasıl ele alınabileceği konusunda sahip olunan (paylaşılan) ortak görüşler, Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya’nın bölgesel pozisyonunu restore etmeye ve güçlendirmeye yönelik çabasında başarı için İran’ın desteğinin Rusya için hala önemli olduğu inancına yol açmaktadır.

Arap Baharı’na bağlı olaylar, 2012’den sonra taraflar arasındaki diyalogun yoğunlaşmasını teşvik etmiştir. Rusya 2012’de İran ile temaslarını yoğunlaştırmaya karar verdiğinde, İran Rusya’nın bölgedeki ekonomik ve politik varlığından endişe duyuyordu. Sonuçta, Rusya, İran’ı Orta Doğu’daki nihai dayanak noktalarından biri olarak görmüş ve İran nezdindeki pozisyonunu sağlama almak için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışmıştır. 2014 yılında Ukrayna konusunda Rusya ile ABD ve AB arasında baş gösteren tansiyon, Rusya’nın, dış politikasında belirgin değişikliklere yol açmış ve bu, İran ile olan işbirliğini güçlendirmesinin bir başka nedeni olmuştur. Soğuk Savaş döneminin sona ermesinden bu yana benzeri görülmemiş bir şekilde Batı ile karşı karşıya gelinmesi, Rusya için, Orta Doğu ülkeleri ile temasların yoğunlaştırılmasını önemli kılmıştır. Sonunda, her iki taraf, Esad rejiminden kalanları kurtarmak için, derin bir şekilde Suriye krizine müdahil olmuşlardır.

Rusya ile İran’ın birlikteliği, her iki tarafa da Suriye’de kolaylık sağlamaktadır. Rusya da, İran da, Suriye’de geriye kalan (kalmış) devlet kurumlarını kurtarma ile ilgilenmektedirler. Esad rejiminden kalanları kurtarma konusunda tarafların kendilerine göre (farklı) nedenleri olsa da; bu ortak anlayış, Rusya-İran işbirliğini destekleyici bir rol oynamaktadır. Rusya, Suriye’de, büyük ölçüde kendisinin güvenlik endişeleri ve çatışma sonrasında Suriye’de kurulacak yeni rejimin, eski rejimin tamamen yıkılması ile değil, eski rejimin evrimi ile mümkün olabileceği yönündeki güçlü inancı ile hareket etmektedir. Batı ile çatışma ve Putin’in süper bir güç olarak Rusya’yı yeniden kurma planı, Moskova’nın Şam Yönetimine mücadelesinde destek vermesini önemli ve anlamlı kılmaktadır.

İran için, Suriye’de kalan devlet kurumlarını kurtarma gereğinin arkasında farklı nedenler vardır. İran, Suriye’de Esad rejimine destek vermekle, bölgesel konularda konumunu korumak ve geliştirmek için mücadele etmiş olmaktadır. İranlı muhafazakârlar, Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’den oluşan bir savunma zincirini (savunma hattını) formüle etmişlerdir. İranlı muhafazakârlara göre; bu ülkelerin her biri, İran’ın Orta Doğu’daki nüfuzunu baltalamaya çalışan bölgesel ve uluslararası rakipler karşısında İran’ın kendisini savunmasında “ön cephe”dir, İran’a kendisini ileriden (uzaktan) savunma imkânı verir. Rusya’nın askeri açıdan Suriye krizine müdahil olması, İranlı yetkililere, son on yıl içinde Rusya ile ikili ilişkileri geliştirmek için aradığı sağlam zemini sunmuştur. İran, 2000’li yıllardan beri, ABD’nin İran’a uyguladığı baskıyı dengelemek için bir Dünya gücü arayışı içinde olmuştur. Geleneksel olarak, Rusya, bu rol için tercih edilen bir adaydı; ancak son on yılda İran’ın Rusya’nın desteğini kazanmak için gösterdiği çaba başarısızlıkla sonuçlanmıştı. İran’ın bu çabasına karşılık; Rusya, İran’a yönelik olarak genel bir destek sergilemek yerine, her olay için ayrı bir işbirliğinde bulunmayı tercih etmiştir. Rus yetkililer, Rusya’nın Batı ile olan ilişkilerini olumsuz etkilemediğinden emin olmak için Rusya-İran ilişkilerini yakından izlemişlerdir. İran’ın Batı ile imzaladığı JCPOA (Ortak Kapsamlı Eylem Planı), İran’ın, bölgede ABD’ye karşı denge unsuru olarak Rusya’yı görme planını değiştirmemiştir. 2015 yılının Eylül ve Aralık ayları arasında Ayetullah Hamaney’den gelen açıklamalar, İran’ın Batıya hala güven duymadığını ve ABD ile çatışmanın devam ettiğini göstermiştir. Esad rejimini kurtarma konusundaki müşterek çıkarları, uzun süre beklenen İran’ın Rusya ile olan işbirliğini güçlendirme koşullarını sonunda yaratmıştır. Rusya’nın Suriye’ye asker konuşlandırma kararı, bu işbirliği için daha fazla seçenek sunmuştur. Rusya ve İran, Eylül 2015’den beri, Suriye’ye askeri açıdan dâhil olmuşlardır ve bu, tarafların koordinasyon konusuna daha büyük ihtiyaç duymalarına (yani daha çok yakınlaşmalarına) yol açmıştır.

Rusya da, İran da, Suriye’de farklı amaçlarının olduğunun farkındadır. Suriye’de Rusya ile İran arasındaki işbirliğinin seviyesine işaret etmesi bağlamında, Ayetullah Rehber Hamaney’in dış politika danışmanı ve İran’ın önceki Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti tarafından ifade edilen, her ülke Suriye’de Esad’ı destekleyerek kendi çıkarlarını sürdürüyor, fakat Rusya Orta Doğu’da ve bölgede çıkarlarını yalnız başına koruyamıyor sözleri oldukça anlamlıdır. İran, Rusya’ya yardım etmeyi kabul etmiştir. Çünkü İranlı yetkililer, Suriye’de “küçük bir Dünya savaşı”na dâhil olduklarına ve İran için Rusya’nın desteği olmadan bu savaştan bir kazanç elde etmenin oldukça güç olacağına inanmaktadırlar. Bunların anlamı, Rusya’nın ve İran’ın Suriye’deki çıkarlarını sağlama almak için işbirliğine ihtiyaç duyduklarıdır. Dolayısıyla, Rusya ve İran, ortak çabalara katılmak suretiyle kendi amaçlarına ulaşmayı öngören uygun bir ortaklık oluşturmuşlardır. Bu ortaklık sayesinde, taraflar, hem faaliyetlerini koordine etmektedirler, hem de ikincil derecede önemli olan konularda gereksiz çatışmalardan (karşı karşıya gelmekten) kaçınmaktadırlar; biri birlerinin hedeflerini engelleme potansiyelini içeren anlaşmazlık konularının görüşülmesini geçici olarak erteleyebilmektedirler.

Rusya ile İran arasındaki işbirliği, henüz ittifak niteliğini taşımamaktadır ve bu beklenmemektedir. Rusya-İran ilişkilerindeki olumlu dinamiklere rağmen, iki ülke arasındaki işbirliğini esaslı bir şekilde sınırlayan birkaç faktör vardır.

Her şeyden önce, İran ile kapsamlı bir stratejik ittifak kurulması Rusya’nın çıkarına değildir. Çünkü bu, Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) üyesi ülkeler dâhil Orta Doğu’daki diğer ülkeler ile Rusya arasındaki diyaloga ciddi zarar verebilir. Rusya, GCC liderliğindeki Sünni koalisyon ile karşı karşıya bunan İran’ın Şii yanlısı kampının bir parçası olmak istememektedir. Bu, büyük bir kısmı Sünni olan 15 milyonluk Müslüman bir nüfusa sahip Rusya’nın güvenliğini etkileyebilir. Körfez Bölgesindeki Selefi gruplar, Suriye’de sivil savaş başladığından bu yana, Rusları “yeni Haçlılar” olarak nitelendirmektedir. Rusya, Ekim 2015’de, yaklaşık 50 Suudi din adamının imzaladığı, Moskova’ya cihad çağrısını içeren açık deklarasyon üzerinden bir uyarı almıştır. İran da, Avrupa teknolojileri ve para peşinde koşar iken, Rusya ile Batının geniş bir şekilde karşı karşıya geldiği bir durumda, Rusya lehine bu durumun bir parçası olmaktan endişe duymaktadır.

İkinci olarak, Rusya, İsrail’e, Orta Doğu’daki eylemlerinin İsrail’i tehdit eden bir mahiyet arz etmeyeceği sözünü vermiştir. Bu, elbette ki, İran’ın çıkarlarına aykırıdır. İran, (Lübnan’da) Hizbullah’a ve İsrail sınırına daha iyi erişebilmek için, Suriye’nin güneyindeki varlığını artırmak isteyecektir. Keza, İranlılar, Suriye’deki çatışma sona erdiğinde, bir kazanç da beklemektedirler. Mevcut durumda, bu kazancı (ödülü) Rusya ile paylaşmaları gerekecektir. Bu, İran’ın istediği, Rusya’nın endişe duyduğu, İran-Irak-Suriye doğalgaz boru hattı projesinin canlandırılmasını sekteye uğratabilir. Dahası, Suriyeli seçkinlerin bir kısmı, İran’ı dengelediği için, Rusya’nın Suriye’deki varlığını memnuniyetle karşılamaktadır. Bu, Esad’ı askeri bir lider değil de dış politika aracı olarak gören İranlıları kaçınılmaz olarak kaygılandırmaktadır.

Üçüncü olarak, bazı konularda Rusya ile İran’ın pozisyonları biri birine yakın olabilir, fakat bu konularda tarafların pozisyonlarının örtüşmesi gerekli değildir. Nitekim iki ülke Hazar Denizi’nin hukuksal statüsünün çözümü konusunda farklı görüşlere sahiptirler. Keza Rusya’dan farklı olarak; İran, kişi olarak Esad’a daha bağlıdır ve Esad sonrası Suriye senaryolarını kabule hazır değildir.

Ekonomik işbirliği açısından bakıldığında, Rusya-İran diyalogunun, bu açıdan da sınırlamalar içerdiği görülür. Demir metaller, ahşap ve petrokimya ürünleri dışında, Rusya’nın İran’a sunabileceği mal grupları çok sınırlıdır; bu da, iki ülke arasındaki dış ticaretin küçülme seyri göstermesine neden olmaktadır. Sadece uluslararası yaptırımlar değil, fakat sadece teknolojik geri kalmışlık bile, Rus şirketlerinin İran ile iş yapmasını engellemektedir. Onun içindir ki, İran’ın, hâlihazırda, rafinerilerinin ve sıvılaştırılmış doğalgaz üretim tesislerinin iyileştirilmesinde ve inşasında, donanımın yanısıra mühendislik ve teknoloji desteğine de ihtiyacı vardır. Rusya, İran’a bunları sağlayamıyor; dahası, ciddi şekilde kendisinin bunlara ihtiyacı vardır.

II. Rusya, nükleer anlaşmadan sonra İran’ın Batı ile olan ilişkilerinde genel bir iyileşme olabileceği ve bunun İran’ın Rusya ile olan ilişkilerini, Rusya’nın İran üzerindeki etkisini olumsuz etkileyeceğini düşünmüş; fakat bu düşünce bugün itibarıyla hayata geçmemiş; tam tersi yönde, Rusya ile İran arasındaki güvenliğe ve ekonomiye dair işbirliği artmış gözükmektedir. Ancak son olaylar, artan işbirliğine zarar vermeyecek derecede olsa bile, Rusya ile İran arasındaki görüş farklılıkların varlığını korumaya devam ettiğini göstermiştir.

İran’daki Çarlık ve Sovyetler döneminden gelen ve oldukça yavaş değişen olumsuz algıya ve politik bazı konularda devam eden görüş ayrılıklarına rağmen; ABD düşmanlığı, İran’ı Rusya’ya itmekte ve Rusya ile yakın bağlar kurmak istemesine neden olmaktadır. Hazar Denizi’ndeki anlaşmazlık, Rusya’nın İran’ın rakipleri ile ilişkisi/işbirliği, İran’a silah satımındaki ve/veya teslimindeki gecikmeler gibi bazı hususlar, Rusya ile İran arasındaki görüş ayrılıklarına işaret eden hususlardır.

İran’ın nükleer anlaşma müzakereleri üzerinden Batı ile kurduğu ilişki, Rusların bir kısmında, müzakerelerin sabote edilmesi (rayından çıkarılması) düşüncesini doğurmuşsa da; görüşmeleri uzun bir süredir yapılan bu anlaşmanın “Rusyasız” ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olması ve bunun Rusya’yı güçsüz ve önemsiz göstereceği mülahazası, bu yola tevessül edilmesini önlemiştir. Nükleer anlaşma sonrasında İran-ABD yakınlaşmasının gerçekleşmemesi ve bunun yakında olacak gibi gözükmemesi, Rusya-İran ilişkilerinin zayıflamaması aksine gelişmesi, belirtilen yol tevessül edilmemesinin yerinde bir karar olduğuna işaret etmiştir.

Rusya ile İran’ı biri birlerine yaklaştıran bazı faktörler vardır. Bunlardan bir tanesi, “renkli” devrimlerdir. Batı’nın renkli devrimler üzerinden hem Rusya’yı hem de İran’ı devirmeye çalıştığı kabul edilmektedir ki; dini lider Ayetullah Hamaney’in Batı ile olan ilişkilerin nükleer anlaşmanın ilerisine geçmesine sınır getirmesi bununla ilişkilendirilebilir. Ayetullah Hamaney’e göre ABD karşıtlığının Rusya ile İran arasındaki işbirliğinin temelini teşkil ettiği, açıklanmıştır. İki ülke de, Suriye’de Esad rejimini muhaliflere karşı korumayı öngören bir politika izlemektedirler; 2011 yılında ortaya çıkan “Arap Baharı” konusunda benzer bakış açılarına sahiptirler. Eylül 2015’den önce, Rusya Suriye’ye sadece silah desteğinde bulunurken, yani henüz askeri açıdan Suriye krizine müdahil olmamış iken; İran, nüfuzu altındaki Hizbullah ile Irak’tan ve Afganistan’dan gelen Şii milisler üzerinden Esad’ı savunmada önemli sorumluluk üstlenmiştir. 2015 yılının yaz aylarında Esad rejiminin İran’ın desteğine rağmen toprak kaybetmeye başlaması üzerine, Rusya, hava unsurlarını göndermek suretiyle Suriye’deki (askeri varlığını) artırmış; bu, Esad rejimini toprak kaybetmesini önlediği gibi, kaybettiği topraklarını geri almasını da sağlamıştır. Suriye’de Rusya’nın hava gücü ile İran’ın (ve müttefiklerinin) kara unsurlarının birlikte çalışması, işe yaramıştır.

Suriye üzerinden bu suretle gelişen Rusya-İran ilişkileri; 2007 yılında anlaşmaya varılmış olmasına rağmen START [Strategic Arms Reduction Treaty] ve İran’a uygulanan yaptırımlar nedeniyle yakın zamana kadar verilmeyen S-300 füze savunma sisteminin İran’a teslim edilmesinin önünü açmıştır. Nükleer anlaşma ile birlikte İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılması sonrasında S-300 füze savunma sistemi Rusya tarafından İran’a teslim edilmiş; Rusya, İran’a, radar ve elektronik savaş sistemleri satabileceğini açıklamış; ayrıca Rusya, İran ve Azerbaycan arasındaki “üçlü” güvenlik işbirliği de gelişmiştir.

Güvenlik konusunda Rusya-İran arasında yaşanan yakınlaşmanın benzeri, ekonomi alanında da kendisini göstermiştir. İran’dan, resmi olarak, İran’daki yatırımlarda Rusya’ya öncelik verileceği açıklaması gelmiştir. Hatta Türkiye ile Rusya arasındaki “uçak krizi” sonrasında, İran’ın, kolay bozulabilir gıdalar konusunda Türkiye’nin yerine Rusya’yı koymak istediği de ileri sürülmüştür. Rusya ile İran’ın, İran demiryolu sisteminin geliştirilmesi ve yer altı su kaynaklarının araştırılması konularında anlaştıkları, İran’ın ihracat alt yapısının iyileştirilmesi konusunu görüştükleri, aralarındaki eğitim işbirliğini genişletmeye çalıştıkları, belirtilmiştir.

Diplomasi cephesinde ise, İran; Rusya-İran yakınlaşması üzerinden Hazar Denizi’ndeki sınırlandırma sorunu ile Dağlık Karabağ sorununun çözülebileceği, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ’ne üyeliğinin önünün açabileceği görüşündedir.

Hiç şüphesiz, Rusya ile İran’ın örtüşmeyen çıkarları, farklı düştükleri konular, biri birleri ile uyumlu olmayan bağları (bağlantıları) da vardır. Bunlardan bir tanesi, nükleer anlaşma ile birlikte, bu konudaki Rusya-İran işbirliğinin güç kaybetmesidir. Bir diğeri, İran kamuoyunda gündeme gelen, Çarlık ve Sovyetler dönemlerindeki İran’ın toprak kayıpları ve İran’a yönelik müdahaleler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında İran’ın kuzeybatısında kendisini gösteren ayrılıkçı harekete Moskova’nın vermiş olduğu destek ve İran-Irak Savaşı sırasında Sovyetlerin Irak’a verdiği destek hususlarıdır. Bunlara ilave olarak, İran kamuoyu, Rusya hakkında şunları da gündeme getirmektedir: [i] Nükleer anlaşma öncesinde BM Güvenlik Konseyi’nde İran ile ilgili olarak gündeme gelen nükleer konulardaki karar tasarılarını Rusya veto etmemiştir. [ii] Rusya, İran/Buşehr’deki nükleer santralin inşasını geciktirmiştir. [iii] Rusya, İran’a silah satışı konusunda başarısızdır. (Bu, özellikle Gorbaçov döneminde İran’a satma sözü verilen savaş uçakları, tanklar ve çeşitli füzeler ile ilgili olarak gündeme gelmektedir. ) [iv] Rusya, Suriye’de İran’ın aleyhine olabilecek “hedefler” arayışı içindedir. [v] Rusya, İran’ın baş düşmanları olan Suudi Arabistan ve İsrail ile yakın ilişki içindedir. (Bu noktada, Rusya’da, Levada Center tarafından 2016’da yayınlanmış, Rus kamuoyunun İran’a nasıl baktığına ilişkin kamuoyu araştırmasının sonuçlarını da vermek yerinde ve uygun olacaktır diye düşünülmektedir. Levada Center’ın Rus kamuoyu nezdinde yaptığı araştırmaya göre; 2010 yılında, İran’ı düşman olarak görenler, dost olarak görenlerden 3,5 kat fazladır. 2012 yılından itibaren İran’a ilişkin bakış açısı olumlu yönde değişmeye başlamış, İran’ı düşman olarak görenlerin sayısı azalma eğilimi içine girmiştir. İran’ı dost görenlerin sayısında ise belirgin bir değişim yaşanmamıştır, aynı kalmıştır. 2014 yılına gelindiğinde ise, İran’ı düşman görenlerin sayısı dost görenlerin sayısı ile örtüşmüştür. Bu örtüşme, –bize göre devam eden P5+1 görüşmelerinin etkisinde– 2015 yılında değişmiştir. Önce, İran’ı düşman görenlerin sayısı dost görenlerin sayısının altına inmiş, yani çok azalmış; sonra da, hem İran’ı dost görenlerin, hem de İran’ı düşman görenlerin sayısının arttığı paralel bir süreç ortaya çıkmış; bu süreçte, İran’ı dost görenlerin sayısındaki artış daha belirgin olmuştur. )

Rusya’nın, güvenlik alanında, İran’ın istediği türden yakın bir çalışmadan yana olmadığı da belirtilmiştir. İran’ın önceki Dışişleri Bakanı ve Ayetullah Hamaney’in dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti; Şubat 2016’daki Moskova ziyareti sonrasında, Rusya, İran, Suriye ve Hizbullah arasında bir ittifak oluşturulmasının önünde “ön koşullar” bulunduğunu açıklamıştır ki; bu, İran’ın Rusya ile ilgili niyetine/beklentisine işaret eden bir açıklama olmuştur. Ancak Rusya Dışişleri Bakanlığından, bunun spekülasyon olduğu, bu tür bir ittifakı oluşturmaya yönelik herhangi bir planın olmadığı açıklaması gelmiştir. Ağustos 2016’da ise, İran’ın kuzeybatısındaki bir İran hava üssünün (Hamedan Havva Üssünün) Suriye üzerinde uçuş yapan Rus uçakları tarafından, yakıt ikmali amacıyla kullanıldığı açıklanmıştır. Bu uygulama, Rusya’da olumlu karşılanırken, İran’da eleştirilere neden olmuş ve ancak bir hafta sürmüştür. İran, bir taraftan ülkesindeki yatırımlarda Rusya’ya öncelik vereceğini, diğer taraftan da İranlı işadamlarının geleneksel olarak Avrupa ile çalıştığını açıklamıştır. Rusya ile Suudi Arabistan, diğer petrol üreticisi ülkeler ile birlikte, petrol fiyatlarını desteklemek için üretimin dondurulmasından yana iken; İran, buna yanaşmamış, petrol üretimini BM Güvenlik Konseyi’nin yaptırım kararları öncesindeki miktarı yakalayana kadar üretime devam edeceğini açıklamıştır. İran’ın bu yaklaşımı, Rusya’nın da dâhil olduğu petrol üreticisi ülkeler için, petrol fiyatlarının düşük tutulması anlamına gelmektedir. İran, uçak krizi nedeniyle Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gerilemesinden istifade ile, bir taraftan Rusya’ya ihracatını artırmaya, diğer taraftan da Türkiye ile olan ekonomik bağlarını geliştirmeye çalışmıştır. Rusya, Esad ile muhaliflerin bir araya geleceği görüşmeler düzenlemede, İran’a göre, daha çok istekli görünmektedir. Rusya federal çözüm peşinde koşan Suriye Kürtlerine destek verirken; kendi ülkelerinde Kürt ayrılıkçılığından endişe duyan İran ve Türkiye Suriye’de Kürt ayrılıkçılığına karşı çıkmaktadırlar.

İran’ın bir askeri ittifak olmayan ve üyelerinin biri birlerini savunma zorunluluğu bulunmayan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’ne katılması; Rusya-İran ilişkilerindeki mevcut yakınlığı ileriye taşıyabilir ama, üyelik sonrasında İran’ın Çin ile olan ilişkileri Rusya’dan daha yakın da olabilir. Rusya’nın S-300 füze savunma sistemini İran’a vermesi taraflar arasındaki iyi ilişkilere işaret etmekle beraber, S-300’lerin Moskova’nın kendi kuvvetlerini konuşlandırmak için Suriye konuşlandırdığı S-400 füze savunma sistemi kadar gelişmemiş olduğuna dikkat etmek gerekir. Rusya-İran ilişkileri açısından anlamlı olan bir diğer husus da, Mart 2016’da Rusya’nın Suriye’de bulunan güçlerinin ana unsurlarını bu ülkeden çekerken İsrail’i bilgilendirmesi ve çekilmenin İran’ın ve Hizbullah’ın İsrail’in çıkarlarını daha çok tehdit etmesi sonucunu doğurmayacağını belirtmesidir. Rusya’nın Suriye’deki varlığı, İran’ın ve Hizbullah’ın İsrail’e zarar verebilecek eylemlerini sınırlamıştır. ABD’nin Arap müttefiklerinin İsrail ile olan yakın ilişkileri nasıl ABD’yi hayal kırıklığına uğratmışsa, Rusya’nın İsrail ile olan yakın ilişkileri de İran nezdinde aynı etkiyi doğurmuştur. Rusya’nın Suriye barış sürecinde Sünni Araplara İran’dan daha çok yer vermesi ve Suriye Kürtlerini desteklemesi, taraflar arasındaki ilişkinin durumuna işaret eden bir başka husustur. Bir ihtimal olarak Rusya-ABD (Batı) ilişkilerinin güçlü bir şekilde gelişmesi, Rusya’yı İran’dan uzaklaştırabilir, Rusya ile İran’ın farklı taraflarda olacağı bir görüntüye yol açabilir.

Son dönem Rusya-İran ilişkilerine dair yukarıdaki görüşleri çıkış noktası alan, iki taraf arasındaki güncel ilişkilerin Türkiye açısından ne anlama geldiğine değinen bir çalışma, “Güncel Rusya-İran İlişkileri ve Bunun Türkiye Açısından Anlamı “ başlığı ile ve tamamlandığında, ASCMER’in web sayfasına eklenecektir. [Konuya ilişkin diğer çalışmalar]

*

ascmer

Reklamlar